1-KÜRDİSTAN COĞRAFYASI
Devlet kültürünün ilk kez ortaya çıktığı Ortadoğu’da ve aynı coğrafyada binlerce yıldır birlikte yaşamalarına karşın, Kürtlerin kendi kurdukları bir devlet çatısı altında toplanamamaları çeşitli yorumlara neden olmaktadır. Hatta sadece bu görüşü esas alarak, artık devlet kurma haklarını da kaybettiklerine inananlar bile vardır.
Gerçi Kürtlerin kendi coğrafyasında zaman zaman isyanlar sonrası çok kısa süreli bağımsızlık ilanları olsa da, bu devletlerin genel anlamda tanınacak ve kabul görecek kadar ömrü olmamıştır.
Coğrafyaları dışında Mısır’da kurulan Eyyubi Devletinde de, Selahattin Eyyubi’nin Kürt olması dışında, göze çarpan bir Kürt karakter ve özelliği yoktur.
Mısırda kurulan diğer Türk-İslam devletleriyle aynı özellikleri taşır. Devlet etnik bir özellikten çok dinsel bir karakter sergilemektedir. Selahattin Eyyubi’nin ordusu ve yönetim kadrolarına Türkler egemendir. Doğduğu Zengiler de; doğurduğu Memlükler de Türktür.
Öyleyse dil, din, tarih ve kültür gibi sosyolojik anlamda bir millet olmanın koşullarını taşıdığı ve milli varlığını binlerce senedir sürdürdüğü halde Kürtler neden bir devlet olamamıştır sorusuna bence bugüne dek tatminkâr bir yanıt da bulunamamıştır.
Üstelik devlet olmak için birinci derecede gerekli olan vatan sorunları da yoktur. Çünkü yaşadıkları alan coğrafi bir bütünlük göstermekte olup, Ağrı dağından, Bağdat yakınlarına dek uzanan Türkiye-İran ve Irak-İran sınırını oluşturan dağların iki tarafındaki Büyük Selçuklu Devletinden bu yana Kürdistan olarak adlandırılan bölgedir.
Gerçi çevresine göre bir devleti kurmak değilse de, devleti yaşatmak bakımından çok kolay bir bölge değildir. Örneğin, Anadolu Selçuklu Devleti Öncesinde kurulan Beyliklerden: Mardin merkezli Artukoğulları, Erzurum merkezli Saltukoğulları. Erzincan merkezli Megücükoğulları ve Sivas merkezli Danişmentoğulları tam bir gelişme ve genişleme sağlayamadıkları gibi fazla uzun ömürlü de olamamışlardır. Ya da ömürlerinin uzunca bir bölümü Anadolu Selçuklu Devletinin egemenliği altında geçmiştir denilebilir.
Karakoyunlular (1380-1469) ve Akkoyunlular (1403-1507) ise, her ne kadar devletlerini Doğu Anadolu’da kursalar da, imparatorluk merkezi Tebriz’dir.
Örneğin Bayram Hocanın 1380’de Erciş’te kurduğu Karakoyunlu devleti, 1400 yılında Kara Yusuf zamanında İmparatorluk haline gelince başkent Tebriz’e taşınmıştır.
Yine 1403’te Kara Yülük Osman beyin kurduğu Akkoyunlu devleti de, Uzun Hasan döneminde çok büyük bir imparatorluk haline gelince Karakoyunlulara son vererek, başkenti Tebrize taşımıştır.
En uzun Ömürlü devlet Tuşpa Merkezli Urartular (MÖ.900-600) olup, bu bile çok uzun ömürlü sayılmaz.
Ama bu durumu ne salt bölgesel yapı ve coğrafya ile ne de tarih boyunca burada kurulan devletlerin, baskı veya güçleriyle, tavır ve tutumlarıyla açıklamak da olanaklı değildir.
Tarih boyunca Ortadoğu’da kurulan devletlere bakılacak olursa, büyük, köklü ve uzun ömürlü bölge devletlerinin, Mısır, Mezopotamya, İran ve Anadolu’da kuruldukları görülür. Ama bu ülkelerin her tarafı devlet kurmak açısından aynı oranda elverişli değildir.
Örneğin Mısır’da Nil çevresi ve deltası, Irak’ta Dicle-Fırat arası (Mezopotamya) İran’da antik Persepolis’ten Horasan’a dek uzanan bölgenin elverişli kesimlerinde, (Batı, kuzey ve kuzey doğu İran’da) kurulmuştur. Anadolu’da ise, Orta, Batı ve Kuzey Batı Anadolu daha elverişlidir. Suriye ile Doğu ve Güneydoğu Anadolu ise bu güçler arasındaki tampon alanlardır denilebilir. Tampon alanlar hem güç ve hem de güvenliğin göstergesidir.
Örneğin Doğu Anadolu’yu elinde tutamayan bir Anadolu devleti hem yeterince güçlü değildir ve hem de geleceği de güvence altında değildir. Doğu Anadolu hangi devletin elinde ise, o hem çok güçlüdür ve hem de tüm bölge için büyük bir tehdittir. Elindeki bu gücü, kısa sürede Güneydoğu Anadolu ve Suriye üzerine yöneltecektir. Suriye kimin elinde ise, Ortadoğu’nun en büyük gücü odur.
Bakın tarihe, Suriye Mısırlıların elindeyse bölgenin en güçlü devleti Mısır’dır. Hitit’lerin eline geçmiş ise Hititler, Mezopotamya ya da İran’daki bir devletin eline geçmiş ise o devlet bölgeye egemendir.
Bu veriler doğrultusunda bir değerlendirme yapmak gerekirse, Kürtlerin oturduğu bölgede bir devlet kurmak ve özellikle de bu devleti uzun süre yaşatmak çok zordur. Anadolu, İran ve Mezopotamya’daki güçlü devletler tarafından kısa sürede yok edilir.
Burada yaşamanın tek koşulu güçlü olan tarafın egemenliğini tanıyarak, onun himayesi altına girmek ve ona tampon olma görevini üstlenmektir. Doğu Anadolu’da kurulan Ermeni devletleri ile Bizans’ın durumu da böyledir. Nitekim Türklerin Anadolu’yu kısa sürede fethetmesinin nedenlerinden birisi de, buradaki Ermeni Krallığının yıkılışına Bizans’ın seyirci kalmasıdır.
Güneydoğu Anadolu bölgesi ise daha da belalı bir bölgedir. Çünkü Mısır ve Mezopotamya’nın doğal sınırları Toroslara dek sürmektedir. Mısırda kurulan bir devlet, Çukurova ve Güney Doğu Anadolu’yu, hatta bazen Van veya Ahlat’ı içine alabilmektedir. Yani genellikle Mısır ve Mezopotamya’da kurulan devletlerin kuzey sınırları Toroslar’da bitmektedir.
yav degerlı yazar sundan 80 sene oncesıne kadar kurtlerın adı-sanı-cemıyetı-devletı-v.s herhangı bır devlet ozellıgı tasıyan amblemı varmıydı bunlar ingiliz kışkırtmalarıyla osmanlının basına bela olması için ilk kurulan cemıyet kurt tealı cemıyetı değilmiydı lutfen kım ne devletı kurarsa kursun ama bu cografya uzerınde olmaz