1-KÜRT’Ü KORUMAK MI, ÇIKARINI KOLLAMAK MI?
Bu yazı dizisinde öncelikle Türkiye’nin Kürt sorunu ele alındığı için, TC ile Kürtler arasında yaşanan olumsuzlukların yalnızca Türkiye’ye özgü bir sorun olduğu düşünülebilir ya da yazının akışından öyle olduğu zannedilebilir. Bu yüzden de, Kürtlerin yaşadığı diğer bölge ülkelerinin, Kürtlere yaptığı baskılar ve uluslar arası aktörlerin çıkarları için Kürtleri acımasızca kullanmaları görmezlikten gelinerek, TC Devletini insafsızca eleştirdiğim düşünülebilir.
Oysa dünyadaki tüm devletlerde yönetimi ele geçirenler, devlete düşmanlar yaratarak, millet adına devlet savunuculuğuna ve hamasi duyguları tahrike kalkışır. Sorunlar yaratır, sonra da muhaliflerini alt etmek veya rant yaratmak gibi nedenlerle, yaratmış olduğu bu sorunlara sorumlular arar ve kendi çıkarına uygun çözüm önerileri sunar.
Sorun yaratmak devletlerin yalnızca kendi içindeki farklılıkları kaşıyarak değil, bunlar dışardan başka devletlerin kaşımasıyla da gündeme gelebilir. Devletleraralarındaki sorunların çözümünde, karşı tarafı zayıf düşürmek için, rakip devlet onun içindeki farklılıkları, zıtlaşmaya çevirmeye çalışır. Eğer o ülkede farklılıklar özümsenip, yönetim tarzı benimsenmemiş ise, insanlar bu tahriklere kolayca kapılabilir.
Devletler, ayrılıkları tahrik etmek için koydukları yasak ve dayatmalarına karşı çıkanları: ayrılıkçı, bölücü, hain gibi damgalarla damgalar. Bu durum tüm az gelişmiş ülkelerin taktikleri olup, Türkiye’yi bunlardan ayrı düşünmek, ya da Kürt sorununu Türkiye’ye özgü gibi düşünmek de doğru değildir. Sorun Kürtlerin yaşadığı ülkelerin hemen hepsinde de üç aşağı beş yukarı aynıdır. Küresel güçler için de ne Kürtler, ne de bölgedeki her hangi bir ülkenin hiçbir önemi yoktur. Onlar için önemli olan yalnızca o bölgedeki kendi çıkarlarıdır.
Baskılar sadece asimilasyon amaçlı olmayıp, asıl amaç ülkelerin toprak bütünlüğü sorunudur. Merkezi devlet, merkezi güçlendirmek amacıyla ülkede tek bir renk yaratmaya çalışırken, farklılıkları asimile etmek ister. Tutmayınca baskılara başlar. Baskı ayrılıkçı hareketleri besler, güçlendirir. Bundan bölge veya komşu ülkeler faydalanmaya çalışır. Küresel sermaye çıkarları doğrultusunda kullanır. İçinde bulunduğu devletin baskıları nedeniyle sorunlar yaşayan Kürt gruplar da, komşuların veya emperyalist devletlerin verdiği geçici desteğe güvenerek ayaklanır.
Örneğin komşu devletin kendi devletiyle sorunundan, kendisinin faydalandığını sanırken, kullanıldığını hiç aklına getirmez. Biraz silah biraz para alır. Fakat bir süre sonra sıkışan komşu, komşusuyla anlaşmak zorunda kalır. Kışkırtıcı alacağını aldıktan sonra geri çekilir, isyancı Kürtler yarı yolda kalır. Üstündeki baskılar biraz daha çoğalır. Oysa baskı asimilasyon aracı gibi görünse de, aslında baskı bir sonraki isyana yatırımdır.
İran ve Irak bu yöntemi defalarca birbirine karşı kullanmışlardır. PKK olayında ise, herkes kendi amacı doğrultusunda, Türkiye’ye karşı değişik oranlarda Kürt kartını kullanmışlardır. Kürtler hep arada kalan, zarar gören, taraf olsalar da, olaylar onları da, olumsuz yönde etkiledikçe, merkezi devletten umutlarını kesmelerine ve bağımsızlık yönlü kışkırtmalara açık hale gelmelerine neden olmaktadır.
Ama Kürt kartını oynayan hiçbir kimse de (Körfez Savaşlarında ABD dışında) onların bağımsız olmasını istememiştir. Çünkü elindeki kozu kaybetmek istememektedir. ABD’nin bağımsızlık vaatlerinin arkasında yatan gerçek ise, Kürtleri ebedi bir savaşın içine itmek ve onlara yeni bir İsrail rolü biçmek amacına yöneliktir.
Fakat son zamanlarda Kürt hareketi en çok dünyanın egemen güçleri tarafından kullanılmaya başlamıştır. Dünyaya egemen olan emperyalist güçler, Ortadoğu’da Kürtlerin bulunduğu devletlerdeki çıkarlarını sağlamada, Kürtlerden faydalanmaya çalışmışlardır. Bu durum baskı-isyan neden sonucunu körüklemiştir.
Kürtlerin uluslar arası egemen güçlerle ilk ittifakı 1827-29 Osmanlı-Rus savaşında olmuştur. Savaşta bazı Kürt grupları Ruslarla işbirliği etmiştir. 1853-56 Kırım Savaşında da Rus ordusuna katılan Kürt Birlikleri vardır.
Fakat bu dönemde İngiltere hala Osmanlının toprak bütünlüğünü savunduğundan ve Rusya da Balkanlardaki Slavlarla Doğudaki Ermeniler, yani Hıristiyan halklarla birinci derecede ilgili olduğundan fazla etkili olamadı. Örneğin 1842’de Bedirhan Bey ve 1855’te Yezdan Şer ayaklanmaları bu yüzden, emperyalist ülkelerin desteğini görmemiştir.
Berlin Antlaşmasına dek geçen dönemdeki Kürt ayaklanmalarının en önemli nedeni, devletin her yönden gücünü ve otoritesini kaybetmesi sonucu meydana gelen asayişsizlik, işsizlik ve Osmanlının savaşların yaralarını saracak güçte olmadığı gibi bunun için toplanan vergiler nedeniyle genel bir hoşnutsuzluğun oluşmasıdır. İşte bu sorunları çözmek ve ülkede kesin devlet hâkimiyetini sağlamak için de, Osmanlının devlet yönetiminde merkezileşmeye yönelmesidir.