Bu güne dek dünyanın, neden birleşmek zorunda olduğunun gerekçelerini, birleşmenin insanlığa sağlayacağı faydaları anlatmaya çalıştığım yazılardan sonra, bu gün birleşmenin kabataslak bir formatını vermek istiyordum.
Fakat bu yazı dizisinin amacı, ‘Dünyanın Birliği’ konusunun okuyucularla tartışılarak, görüş alışverişinde bulunarak, insanlarda birlik düşüncesi üzerinde bir düşünme süreci başlatmak olduğundan, birleşmenin aşamalarını bir sonraki yazıya bırakarak, bu bölümde okuyucu görüşlerine yer vermek istiyorum. Ve görüşleri için tüm okuyucularıma teşekkür ediyorum.
Bazı okuyucu görüşlerine karşı düşüncelerimi 31.01.2009 tarihinde, yorumlar bölümünde belirtmiştim. Son yazımda da, olayın İsrail’de yaşayan insanlar boyutunu yeterince dikkate almayıp, İsrail’i salt devlet boyutuyla ele almış olduğumuzu hatırlatan Sayın Avibeto’nun uyarılarını yanıtlamıştım. İsrail’de yaşayan bir insan olarak kendisinin dünya birliği hakkında görüşlerini merakla bekliyorum.
Bu arada yanıtlayamadığım, bağımsız bir makale niteliğindeki Hakan’dan gelen uzun yorumu, neredeyse birleşmenin tüm zorluklarını içermesi bakımından aşağıya alıyorum. Tartışmaya Avustralya’dan katılan Hakan, bu uzun yorumunda birleşmenin önündeki engelleri şöyle sıralıyor.
“Tek bir devlet altında birleşmenin önündeki en büyük engel "inançlar" dır. Her dünya vatandaşı nerdeyse doğumundan itibaren içinde bulunduğu rejim/cevre/sistem/din vs tarafından kendisinin "farklı' olduğuna, "daha iyi" olduğuna, üstün bir ırka/dine/gruba vs ait olduğuna inandırılmıştır. Örneğin, kendinizi seçilmiş bir ırkın ferdi olarak biliyor, algılıyor ve öyle inanıyorsanız, sizden aşağıdakiler/alt seviyede olanlar vs ile birleşir misiniz? Özellikle batı/semitik dinlerinde bu durum çok daha barizdir. Seçilmiş ırklar, ehli beyitler, kavmi Necipler, seyidoğulları, vs. dini inançlar tartışılamaz; değiştirilmesi çok zordur; mantık, dini inanca gelince biter. Bütün dini gruplarda grup üyeleri arasındaki ilişki, üyeleri yakınlaştıran fakat üye olmayanları iten bir şekildedir. Mesela: son dinler olduğunu iddia eden bahai'ler, veya bütün dinleri kapsadığını da iddia eden daoistler, vs.. Bunlarda grup dinamikleri çok yüksek olup gruba ve onun normlarına uymamanın (non-konformasyon) cezası ani ve büyüktür. Hatta aforoz bile edilmek söz konusu olabilir. Şimdi "farklı, farklı din gruplarına bağlı üyeler Kudüs'te uzlaştı da bütün dünya'ya bunun yayılması mı kaldı?" sorusunu burada sormadan, tek bir yönetimde de birleşmeyi düşünebilir miyiz? Öte yandan, dini olmayan inançlar da vardır. İnsan, "öteki"lerin yani kendisi gibilerin dışında kalanların; "daha kötü"/korkulacak bir şey/tehdit eden bir şey/yok edilmesi gereken bir şey/ vs olduğuna da inandırılmıştır. Özellikle şimdilerde "öcüler" yada "fobi"ler (korkulacak şeyler) olmadan, milyarları bulmuş insanların yönetimi ve yönlendirilmesi belki de mümkün bile değildir. Diğer bir örnek: kendi ırkının üstün olduğu (etno centrism) veya kendi ırkının düşük olduğu (egzo centrism) tek devlet altında birleşim için diğer bir engeldir:
1-ırksal faktörler: ırksal inançlardan farklı olarak- latin, germanik, slav, turkik, sino, mağrip, hindi vs olarak dil, kültür, sosyal norm, görünüş (sima, boy-pos vs) vs farklılıkları, sosyolojik (grup dinamikleri) olarak, farklı olanı daima dışlama, birbiri gibi hareket etme vs özelliği insanoğlunun en temel özelliklerinden biridir. Mesela namaz kılmanın (veya ayni şeyleri grup olarak icra etmenin) grup dinamiklerini fevkalade güçlendirdiği aşikârdır. Grup ne kadar birbirine bağlı ise o kadar kati (yani ya sev ya terk et gibi), gaddar ve içine kapanık olabilir.
2. hali hazırdaki yöneten (sözüm ona elit) kesimin böyle bir birleşime kesinlikle karsı olacağını kestirmek için sanırım kahin olmaya gerek yok. Bu kesimde: devleti oluşturanlar, derin devletler, bunların uzantıları/bunlardan çıkar sağlayanlar/bunlara kaynak verenler vs vs. vardır. Bence bunların sayısı 600 bin den çok ama çok fazladır. Bunlar arasında şirketleri de oturtmak gayet ve doğal olarak çok mümkün ise: o zaman "yöneten veya pseduo-yöneten (yönettiğini sanan) kesimin sayısı 60 hatta 600 milyonları" bulur demek çok yanlış olmaz. Zaten bulmasa şimdiki düzen devam edemez. Böyle bir tek çatı altında birleşmede en azından dünyadaki askeriye, bürokrat kesimin çok büyük ebatlarda küçüleceği söz konusu ise, bunlar ve bunların yakınlarının böyle bir projeye sempati ile bakmalarını beklemek söz konusu değildir.
3. Böyle bir birleşimin ülkeler/gruplar arasında hem zenginlik hem de fakirlik akışları transferleri yapacağı da aşikârdır. Hali hazırdaki zengin ülkelerde yasayan insanların Afrika'daki veya Asya'daki kendisinden çok uzak ülkelerde yasayan ve kendinden çok değişik "öteki"ler ile zenginliklerini paylaşmaları veya bunu onlardan beklemek zor olacaktır. "Almanya'nın birleşmesi bile yöneten kesim tarafından yani yukarıdan aşağı ve birçok toplum mühendislikleri ile yapılmasa mümkün olamazdı" demek yanlış olmaz sanırım. Bu zenginlik/fakirlik akışları bir şekilde aşama aşama ve zamana (hatta kuşaklara) yayarak, bazı tazminatlar (konsesyon) verilerek vs yapılsa bile, genlerinde bencillik olan insandan özveriyi/paylaşımı beklemek veya bunu kabul ettirmek zor olacaktır.
4. nasıl bir birleşme olması konusunda konsensus (anlaşma) sağlamanın zorluğu, mesela ekonomik olarak: bu birleşmede üretim, üretimin dağıtılması, tüketim, tüketimin paylaşılması, artı değerin paylaşılması, vs nasıl olacaktır? Mesela: birilerinin "proletarya internasyonalizmin'de birleşelim" demesi ortalığı karıştırmayacak mıdır? konsensusun belki imkansız olduğu şey kutsal inançların birleşimidir. Bati dinine mensuplar cuma veya cumartesi veya pazar günü çalışmayacak ise, bunların bayramları ayrı olacak ise, ibadetleri, hatta kılık kıyafetleri vs de farklı ise bunlar özellikle kendileri ile doğu dinleri ile tosuşacaktır. Birleşim için farklılıkların azalması, popüler asgari müşterekte buluşma vs gerekirken dinler bunun tam da tersine oynayacaktır. Çünkü biz birbirimize çok benzeriz diyen dinler bile farklıdır. Konsensus gerektiren diğer bir husus "hukuk"un nasıl olacağıdır. Hangi hukuk'ta birleşileceğidir. İngiliz milletler topluluğunun uyguladığı "ortak (commom) hukuk ile sivil hukuk uygulanan Avrupa ülkelerinin hukuku farklıdır. En azından öz, içerik, mantık, yöntem, emsallik, takip etme vs olarak farklıdır. Sonuç: insan hayatini ilgilendiren her konuda konsensuslara varmak zordur. Diğer bir taraftan, birleşmenin similasyonun (yani sanal olarak işleyişini gözlemek yani senaryosunun yazımı, değişkenlerinin bulumu, bu varyasyonların birbirleri arasındaki etkileşimlerin tanımı, vs vs) zorluğu da bellidir. Yani: amacı, içeriği, tüzüğü, yasaları, sistemi, kendini koruma mekanizmaları, motorları vs belli bile olsa böyle bir değişimin teorik olarak su anki durumdan; hem "durum" ve hem de "süreklilik" itibari ile daha iyi olacağının kanıtlanması gerekir. Yoksa fareli koyun kavalcısı gibi insanları "bir alamete bindirme" nin mantığı, ahlaki ve insani yani yoktur. Elbette böyle similasyonların yanında: B planları, sistemin korunması stratejileri vs de şimdiden bulunması zor da olsa bir şekilde belirlenebilir. Fakat her hangi bir sebepten dolayı tek devlet altında birleşme olumlu sonuç vermezse bu B,C,D vs planları, stratejiler insanlığa diktatörlüğü, tiranlığı, sömürüyü vs tekrar tattırabilir.
5. İnsan, tabiatının bir özelliği olarak: 'sonucu belli/kesin vs olmayan veya risk/fazladan çalışma vs gerektiren şeylere meyil vermez. Bilinmeyen her zaman ve özellikle de bilinçaltından tehlikelidir kendisi için. Elbette bu her bir insan için geçerli değildir. Elbette Marco Polo'lar, Neil Armstrong'lar vs de çıkar. Ama insan kitleleri için durum böyledir ki, bilinmeyene gitmek demek sürüden ayrılmak (non-konformasyon) da demektir. Cezası ani ve büyüktür. Veya öyle varsayılır. Bu yüzden statü korunur. İnsanoğlu, statünün ancak, çok olağan üstü durumlarda değişmesine onay verir. Daha doğrusu vermek zorunda kalır. Çünkü ya başka bir alternatifi kalmamıştır. Ya da öyle olduğu ona kalben ve aklen kabul ettirilmiştir. Avrupa Birliğinin dışında insanoğlunun bir musibet olmadan birleşebildiği büyük projeler yoktur. Dünyada tek devlet çatısı altında birleşmek projesi ile benzeşmemektedir. Çünkü özellikle Avrupalı projesi olup diğer insanları bazen resmen bazen resmen olmasa da de-facto (işlerlikte) ret eden özü vardır. Yine de, bu proje bile daha sonuçlanmamış olup, su ana kadar uzun yol almış adaptasyonu var olmasını sağlayan stimuli (etkenler, mesela tehdit, motivasyon) değişirse aniden bitebilir veya yeni stimulilere göre çok farklı olarak değişebilir.
6. Tek çatı altında birleşme mecburen uzun zaman zarfında aşama aşama gerçekleşebilir. ve ancak insanlığın ortak saydığı değerler üzerinde (eşitlik, devletin kişilere ayni yakınlıkta olması, temel insan hakları vs) ve bunlar ortaklasa kabul edildikçe yükselebilir. İste hem bu uzun zaman alacak adaptasyon sureci içinde karsı devrimlerin meydana çıkma ihtimalleri gayet yüksektir. Çünkü "yeni" olana özellikle tepeden indirilmişe alışmak, bunların negative veya başarisiz sonuçlarına katlanmak, vs "eski" ve alılışılmışı gütmekten daha zordur veya insanlara öyle gelecektir. Sistemin "şampiyon" edilmesi ve kalması için çok yapay desteklere, teşviklere, ayarlara vs ihtiyaç duyulacaktır. Bunların ölçüsüz, dengesiz, tarafsız, vs olma ihtimali yukarda sayılan nedenlerden dolayı gayet yüksektir. Eger bu yukarıdakiler birleşmeye engel olanların doğru diagnozu (tespiti) ise, yapılması gerekenler yukarıda yazılanlara alınacak tedbirlerdir. Nasıl ifa edilmesi gerektiği de yukarıda yüzeysel olarak değinilmiştir.”
Yukarda sayılan zorluklara ve bunların birleşmede yaratacağı olumsuzluklara aynen katılıyorum. Fakat dünyanın birleşmesinde, dil, din, inanç, gelenek ve kültürlerin birleşmesi, yani tekleşmesi söz konusu olmayacaktır. Aksine herkes bu birliğe kendi kültür ve inançlarıyla katılacak ve bunu daha özgür ve mutlu yaşama olanaklarına kavuşacaktır.
Bir örnekle açıklamak gerekirse, bu gün Sydney’de, Amsterdam’da, Brüksel’de ayrı dil, din kültür ve etnik kökenden insanlar bir arada ve bir yönetim altında nasıl yaşıyorlarsa, birleşik dünyada da bu özelliklerinden fedakârlıkta bulunmadan, mevcut kimlikleriyle yaşamaya devam edeceklerdir.
Birlik siyasi otoritenin tek elde toplanarak, savaşlara son verilmesini, savaşlara ve savunmaya giden paranın insanların refah ve mutluluğuna harcanmasını getirecektir. Savaşların bitmesiyle hamaset, kin ve nefret ortadan kalkacak, insanlar insanca yaşama olanaklarına kavuşacaktır. Birliğin oluşum aşamaları bölümünde bunlara değineceğim.
Fakat şu ana kadar gelen okuyucu görüşlerinin ortak noktası, birleşmenin zorluğun da ötesinde olanaksız olarak görülmesidir. Aslında bu durum, beni fazla da şaşırtmadı diyebilirim. Çünkü birleşmenin ne denli zor olacağını ve birliğe karşı insanlardaki inancın ne denli zayıf olduğunu biliyorum, görüyorum. Fakat dünyada insanlık aleyhine çok daha zor işler, insanların onayı alınarak yapılabiliyorsa, insanlık lehine bir birleşmenin de mutlaka bir formülü olmalı düşüncesiyle hiç umutsuzluğa kapılmıyorum. İnsanlar açısından bu yalnızca bir inanç işi olduğundan, insanlar buna bir inansa, gerisi kendiliğinden gelecektir diye düşünüyorum.
Dünyanın huzursuzluğu, hâlâ, Darwin'in "Yaşam Mücadelesi" kuramı pareleninde, din ve ulus fanatizm'inde yatıyor. Humanizm ruhu, bu vahşi kavga içinde hazmedilemedi. Humanizm, gene asırları alacak çok uzun soluklu bir savaşım gerektirecek. Ama, Hocam, ısrarla telkine çalıştığınız gibi bu idealden başka bir çıkış yolu yok. Asıl kutsanması gereken sizin bu görüşleriniz.