1
Şubat
2026
Pazar
ANASAYFA

Savaşı Devletler İcat Etti


Neolitik dönemde insanlar, dünyanın değişik bölgelerinde klan, kabile gibi gruplar halinde yaşarken, devletsiz, milletsiz ve milliyetsizdi. Onlar yalnızca insandı. Ve insan olmak, diğer insanlarla birlikte yaşamak için yeterliydi.

Onların savaşı, doğa ile ve vahşi hayvanlarlaydı. Buzul çağında mamut, bizon gibi çok büyük av hayvanlarını avlamak tek başına mümkün olmadığından, klanda av takımları oluşturulmuştu.

Fakat M.Ö. 12000’lerde dördüncü sıcak dönem başlayınca, bitkilerin ve hayvanların çeşitlenmesi, çoğalması, bireysel avcılığın gelişmesi, mağaranın terk edilmesini ve klanın dağılıp av takımlarının bozulmasını getirse de, insanlar hala insan olma özelliğini sürdürmüşlerdir. Savaş yine de doğa ve hayvanlarladır.

Fakat bu savaş, doğa ve hayvanları yok etme savaşı değildir tabii. Bu savaş, hayatta kalabilme savaşıdır. Doğal afetlerden korunmak ve ihtiyacı kadar doğadan yararlanmak savaşıdır. Örneğin bir mamut sürüsü görünce, bu günkü insanlar gibi hepsini avlamayı düşünmezdi paleolitik insan. Bir tanesi avlanır ve o bitene dek ava çıkılmazdı. Çünkü onlar ilkel milkel ama onlar insandı. Onlar katliam yapmazdı. Avladığı hayvana derin bir saygı beslerdi. Avcı ile av arasındaki bu ilişkiyi, “Tarihin Tanımı” adlı dosyamda şöyle dile getirmişim.

PALEOLİTİK BİR AVCI: PALEO

Düşmanlık değildir av
Av bir savaş değildir
Aslında avcıyla av arasında
Derin bir aşk gizlidir.
Av barışmak, anlaşmak
Birbirine karışmak gibi bir şeydir.

Ölen ruhunu kurtarmıştır
Eli mamuta değdirilir
Böylece acılar sevinçler
Ve her şey eşitlenir.
Ölenler şimdi mamutlarla
Çiçekli bahçelerde gezmektedir
Av bir evlilik töreni gibidir
Bir kavuşma şölenidir.
(Tarihin Tanımı’ndan)

Buzullar beş altı bin senede eriyip bitince dünyada büyük bir kuraklık başladı. Kuraklık, bitkilerin azalmasına, bitkilerin sulak alanlarda toplanmasına, ormanların yükseklere tırmanmasına ve hayvanların da buralarda dolaşmasına neden olunca, bir süre de buralarda av hayvanlarının peşinde, göçebe yaşadı insanlar.

Neolitik dönemin başlarında insanlar, açlık, yokluk ve kıtlık içinde dünyanın belki de en zor dönemini yaşarken bile, hala insandı ve başka insanlarla bir paylaşım savaşı yoktu. Zaman ilerledikçe, kuraklık arttıkça, av hayvanı azalmakta, avcı av peşinde yönsüz dolaşmakta ve avcı subaşında günlerce aç acına, av bekliyordu. Avlanacak hayvan gelmeyince de dayanamayıp, suyun kenarındaki bazı otları veya tohumları yiyordu. Zamanla otlar ve tohumlarla beslenmek, devşiriciliği getirdi.

Ne zamanki insanlar, devşiricilikle de idare edemeyip, bu tohumları ekip dikmeye başladı; işte o zaman tarımla birlikte yerleşim de başladı. Çünkü ekili tarlasını bırakıp gidemezdi. Ekim dikim alanlarının yakınında yerleşim başladı. Tarıma dayalı olarak gerçekleşen yerleşik hayat, ilk yerleşmelere ve onlar da köylere ve kentlere doğru bir gelişme gösterdi.

İlk devlet örgütlenmesi ise, sitede başladı. Sitenin rahip kralı, halka kurallar dayattı. Kurallar, tüm site halkının kral ve arkadaşları (soylular) için çalışması ve gerektiğinde, kral ve sarayının korunması için savaşmasıydı. Kral bu kuralların tanrının isteği olduğunu ve kendisinin de, tanrının yeryüzündeki temsilcisi olduğunu söylüyordu.

Çünkü artık herkes insan değildi. Kimi Urlu, kimi Uruklu, kimi Kişliydi. Kimi Sümerli, kimi Akadlı, kimi Asurluydu. Kimi İranlı, kimi Suriyeli, Kimi Mısırlıydı. İnsanlar bölünüp parçalanmış, birbirlerine karşı ötekileştirilmişlerdi. Birbirleriyle savaşmaları gerekmekteydi.

DEVLET

Tüm insanlar insandı Neolitikte
Ama kurulunca devlet
Devlet kendi adını verdi yönettiklerine.
Onlar artık insan değil
Onlar Ur’lu, Babil’li, Asur’lu
Onlar soylu avcılar,
Ötekiler Fenike’li, Mısır’lı
Onlar avlanacak koyundu.

En büyük avcılar bizim avcılar
Bizimkiler aslanlar, kaplanlar
Düşmanlar alçak, korkak
Düşmanlar fareler, çakallar.

Ötekiler Çinliler, Hintliler, Persler, Hititler
Onlar avlanacak tavşanlar, geyikler
Onlar yılanlar, akrepler.
Onlar insan bile değil, onlar düşman
Onlar öldürülmesi gerekenler.
Düşmanı öldürenler cennete gidecekler
Öldürmezsen onlar seni öldürecekler.

Neolitikte yalnızca insandı insanlar
İnsandan başka bir şey değildi
Değildi Türk, İslam, Hanefi
Değildi devletten önce
Rus, Ortadoks, Acem, Şii
Değildi zenci, kızılderili, yahudi.

Ama böyle saçma düşünceler
Ve böylesi sapık söylemlerle
Dünyayı parçalara ayırıp devlet
Başladı insanları bölüp yönetmeye.
Ve kutsallaştırıp devleti, Kralı
İnsanları kandırıp, köleleştirmeyi başardı
Tanrı buyruğuna dönüştürüp savaşları
Savaş tantıları yarattı.
(Tarihin Tanımı’ndan)

Ve işin ilginci tarih kitaplarının belirttiği gibi, savaşların nedeni, tarım ve hayvancılık için faydalanma alanlarının, korunması veya paylaşımı değildi. Bana göre ilk savaşların nedeni, insanların paylaşımı içindi. Çünkü saraya hizmet edecek, üretecek ve koruyacak, köleye, çiftçiye, çobana ve askere ihtiyaç vardı.

Bu yüzden bir site, komşu site ile savaşıp da onu yenince, onun kaynaklarına el koymaktan ziyade, biriktirilmiş hazır varlıklarına el koyup, oranın halkını köle yapıyordu. Devletlere, kullanılacak kaynaktan ziyade, kullanılacak insan lazımdı. Çünkü en kolay biçimde hükmedilip kullanılabilecek, en büyük kaynak insandı.

İşte devletin ilk kez ortaya çıktığı site devletinin söylemlerindeki insaniyeti, samimiyeti, ciddiyeti, felsefesi, insanlara bakışı ve iyi niyeti ne ise, bugünkü tüm devletlerin insana bakışı da aynıdır. Hatta biraz daha yavan, daha bencil ve daha çok sahtedir.

Artık yönetenler yalnızca tanrının temsilciliği gibi tek bir koz yerine pek çok kutsalı temsil ettiğinden daha çok kutsal ve dokunulmazdır. Çünkü kutsal devleti, kutsal milleti, vatanı bayrağı, şehitliği, anayasayı, dini ve kutsal aileyi, töreyi geleneği ve daha saymakla bitmeyecek değerleri temsil ettiklerinden ve teknoloji yalnızca askerlik, silah ve savaş yönünde geliştiğinden, artık insanın devlete tapmak ve onun kölesi olmaktan başka bir çaresi kalmamıştır.

Yani insanların, devletlerin verdiği kimliklerinden sıyrılıp da, yeniden insan olmaları çok zordur. Çünkü devletin verdiği kimliksel genleri, biyolojik insan genlerine baskın gelmektedir.

Bu yüzden devletler yönettiği insanlara kendi adını vererek, milletlere ayırdı. Devletlerin büyümesi ve ayakta kalmasıysa, insanların bölünüp parçalamasına, devamlı düşmanlıklar yaratılmasına, insanların birbiriyle sürekli savaştırılmasına bağlıydı.

Yine bu yüzden, devletler milli gelirlerinin yarısına yakınını savaşlara, savunmaya, savaş zararlarını karşılamaya ayırırken, acıyı, açlığı, kanı, gözyaşını: şerefe, erdeme ve kahramanlığa çevirirken, aslında insanlığın amacını: birbirini boğazlamak seviyesine düşürmektedir. Dünyada devletler var oldukça da, bunun düzelme olanağı yoktur.

Yayın Tarihi : 3 Şubat 2009 Salı 00:40:50


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?
Yorumlarınız
Gökhan IP: 85.100.151.xxx Tarih : 3.02.2009 21:56:13

Sayın ÖNER,özellikle son birkaç yazınızı ilgi ile takip ediyorum.Savaşın ortaya çıkışı özellikle geniş ölçüde kapsamlı olarak örgütlü şekilde düzenlenmesi, ticaretin ve buna bağlı olarak kâr olgusunun ortaya çıkışı ile eşzamanlıdır.Şehir devletleri,federatif birleşmeler,ittifaklar savaşları engellememiş,aksine daha da yaygın ve öldürücü hale getirmiştir.Savaş,üretenden çok alıp satan tüccarın kazandığı sistemde kaçınılmazdır.