MHP (MİLLİYETÇİ HAREKET PARTİSİ)
Gerek katkısı, gerekse etkilenmesi açısından MHP, Nisan krizlerinin dışında kaldı denilebilir. Parlamentoda milletvekili de bulunmadığı için, çıkan krizden sorumluluk almamaya çalıştı. Açıklamalarında AKP’yi ağır biçimde eleştirirken, CHP’nin parlamento dışı çözümlerini de benimsemediğini belirtti. Cumhurbaşkanlığı seçimleri ve Nisan ayında meydana gelen diğer gelişmelere de pek katılmayarak, antipati çekmemeye çalıştı. Çok sayıda bürokratı partiye kattı. Sesiz ve derinden giderek, dünyada yükselen milliyetçilik rüzgarının, Türkiye bölümünden en fazla pay almaya çalışan bir politika izledi.
İlginçtir CHP’nin de milliyetçi oylara talip olmasından rahatsız görünmüyordu. Bundan da şu anlaşılıyor ki, aslında CHP milliyetçilerin oylarını alamayacaktır. Ama CHP yine kendi oylarını alırken, aynı çizgide birleşmenin etkisiyle MHP’ye, Baykal karşıtı bazı oylar da gelebilirdi. Ayrıca, MHP’ye oy vermeyi içine sindiremeyen kimi CHP’liler, bu kez oylarını CHP’ye, sosyal demokrat olarak değil de, milliyetçi olarak vereceklerdi.
MHP’nin kendi oy tabanı yüzde 7-8 civarında olup 5 ile 10 arasında değişebileceğini düşünüyorum. Bunun için tabanı dışında kalan kesimlerden oy alması gerekmektedir. Bu yüzden MHP imajını düzeltir, hiç kimse için tehdit oluşturmadığını ispatlayabilirse, geniş kitlelere hitap eden projelerle halkın karşısına giderse, kendisini iktidar yapabilecek oylara ulaşabilir.
Merkez sağ, merkez ve hatta merkez soldan bile oy alabilir. Çünkü şu andaki CHP ye oy veren solcu, MHP’ye haydi haydi oy verir. Çünkü MHP söylediği yerdedir. CHP gibi yelpazenin en solundan en sağına geçerek, ben sosyal demokratım diye takiye yapmamaktadır. Yani CHP’den çok daha tutarlıdır. Yelpazedeki yerinin politikasını yapmaktadır. Ama ne var ki, MHP hala toplumun büyük bir çoğunluğu tarafından, tehdit olarak algılanmaktadır.
Şehit cenazelerine gösterdiği ilgi nedeniyle bu kesimlerinden ve terör mağdurlarının sempatisinden kaynaklanan oylar da hem tavana dayanmış ve hem de bu oylara giderek ortak sayısı çoğalmıştır.
MHP’nin en büyük handikabı, radikal geçmişidir. Yetmişli yıllarda, milliyetçi cephe hükümetlerinin himayesinde, onların sivil milisleri gibi rasgele adam öldürmüşler ve fakat sürekli hükümetlerle işbirliği içinde geldiklerinden, bürokrasiye ve sokağa egemen olduklarından, suçlarının cezasını da görmemişlerdir.
Bu durum kamu vicdanında kanayan bir yaradır. Bu yara kapanmadan, MHP’nin yüzde yirmileri aşan bir oy oranına ulaşması olanaksızdır. 1999 seçimlerinde tepki oylarıyla yüzde on sekize yaklaşan MHP oylarında, Genel Başkan Devlet Bahçelinin rolü büyüktür. Bahçeli, birçoğu katillerden oluşan, mafyaya ve kaçakçılık dahil her tür yasadışı işlere karışmış, sokaklarda terör estiren bir kabadayılık hareketini, olabildiğince disiplin ve düzene sokarak, normal bir siyasi parti haline getirmiştir. Sayın Bahçelinin yaptığı iş, Türkiye gibi popülizmin, şovenizmin siyasette etkin olduğu bir ülkede çok zor olup, gerçekten taktire şayan bir şeydir.
İşte gerek başardığı iş, gerekse kaba kuvvet kullananlara şiddetle karşı çıkıp, bu alışkanlığını terk edemeyenlerden partiyi temizlemesi, Bahçelinin şahsında MHP’ye de bir güven kazandırsa da 2002 seçimlerinde barajın altında kaldılar. Fakat MHP’nin TBMM dışında kalmasının nedeni, asla partide yapılan bu düzeltmeler değildir.
2002 yenilgisinin nedeni, millet hükümeti başarısız bulmuştur. Daha doğrusu bankalarda yüz milyarlarca dolar batırılmıştır. Halk bu durumu cezalandırmıştır. Hatta 1999 un en çok oy alan partisi DSP de barajın altında kalırken, MHP kadar da oy almamıştır. Ama MHP’nin geçmişi o dönemde de kamuoyunun gündemine getirilmişti.
24 Kasım 1999 tarihli Hürriyet gazetesinde, MHP milletvekillerinin çoğunun anayasa hükmüne rağmen milletvekili seçildikleri belirtiliyordu. Yasaya göre bir yıldan fazla ceza alan veya ağır hapis cezası alanlar af olsa bile seçilemezler diyordu.
Bu milletvekillerinin savunmaları ise daha da ilginçti; millet için katil olduklarını söylüyorlardı. Sanki öldürdükleri insanlar, bu milletin evladı değil de, cephede düşmana karşı savaşırlarken katil olmuşlardı. Öldürdükleri insanlar belki de gerçek anlamda çok daha milliyetçi insanlardı. Bunlar gerçekten devletin ve milletin çıkarlarının yanında mıydı, yoksa hükümet ve mafyanın mı? Yani hükümet ve mafyanın: devleti, milleti soymaları için yardımcı değil miydiler? Görüyorsunuz, nerelerden nerelere geldik. Bakın Sesimiz Gazetesi nasıl özetliyor MHP’yi.
“Estirilen fırtınada yine at izi it izine karışmaya başladı. Halkımızı ölümle tehdit ederek sıtmaya razı etmeye çalışıyorlar. AKP öcü, CHP,DSP,DP,MHP sanki melekmiş gibi gösteriliyor. Bu partilerin hepsi 60 yıldır emperyalistlerin emrinde onların programlarını uygulamıyorlar mı? AKP’yi iktidardan indirmek için sağ oylar MHP’de, sol oylar CHP’de toplanmalıymış. Başka bir emriniz var mı? Son günlerde ‘sözde’ ve ‘özde’ sözcükleri çok kullanılır oldu. Gerçekten de anlatılmak, vurgulanmak istenen düşünce ve istekleri ancak bu sözcükler bu kadar özlü ifade ediyor. MHP’yi ele alalım. Bu güne kadar birçok kez iktidar ortağı oldu. Hatta hükümet ortağı olması bir yana, hemen hemen her dönem devlet bürokrasisindeki MHP’li sayısının çokluğundan dolayı Türkiye’yi aslında devamlı MHP’nin yönettiği de ileri sürülür. 1980 öncesi Milliyetçi Cephe (MC) hükümetlerini hatırlayalım. Laiklik karşıtı, şeriat özlemcisi Milli Selamet Partisi ile ortak değiller miydi? 1990’larda yine bunların devamı olan Refah Partisi ile seçim ittifakı yapmadılar mı? Sen bir taraftan, şeriatçı-ümmetçi bir görüşü savunan ve bunu ne pahasına olursa olsun yaşama geçirmeye çalışanlarla ortak hareket edeceksin, diğer taraftan da milliyetçiliği ve laikliği savunacaksın. İnanalım mı? Şimdi MHP’nin savunduğu milliyetçilik ve laiklik sözde mi, özde mi?Sesimiz" Gazetesi/Silifke
Özetlemek gerekirse MHP’nin, merkez partisi sayılıp, iktidar alternatifi olabilmesi için, radikal geçmişini terk ettiğine, Partinin parlamentoda ve dış uzantılarında kaba kuvvet kullanımına bir daha asla geri dönülmeyeceğine halk inandırabilmeli ki, partiyi bir tehdit olarak algılamasın.
Bu sağlandığı taktirde MHP, seçim döneminin koşullarına, halka sunduğu projelere göre her kesimden oy alabilir. Çünkü merkezde ve sağdaki tüm muhafazakar partiler aynı zamanda milliyetçidir. Çünkü muhafazakarlık, milliyetçiliği de içermektedir. Hatta bizdeki sol partiler de duygusal bazda sağdan da milliyetçidir. Ama sol milliyetçilikte, etnik ayrım, yabancı düşmanlığı ve muhafazakarlık yoktur.
Adaylarının çoğunu ve geçmişini bilmiyorum ama basından edindiğim intibaha göre, MHP bu seçimler öncesinde, sanki yeniden eski radikal ve karanlık geçmişi olan bazı adaylara geri dönmektedir. Bu durum MHP’nin kapılarını merkez sağ ve merkeze kapatması demektir. Bu durum barajı aşsa da, MHP’nin gelişme alanını daraltır. İlerde iktidar alternatifi olmasına engeldir.
Aşağıdaki Radikal Gazetesinden aldığım mektubun bazı bölümlerini, bu duruma örnek olarak koyuyorum.
DEVLET BAHÇELİYE AÇIK MEKTUP
19 Haziran 1980 günü Erzurum’a askeri bir ihale için giden müteahhit Mithat Koçlu’yu öldüren Atila Kaya’nın, partinizden İstanbul milletvekili adayı olduğunu büyük bir teessürle öğrendim. Bu kişi, taammüden adam öldürmek suçundan, müebbet ağır hapis cezasına mahkum olmuş, fakat 1991 yılında terörle mücadele kanununda yapılan bir değişiklikle şartlı tahliye edilmiştir. Aldığı ceza nedeniyle, siyasi partiler yasasının ilgili hükümlerine göre siyasi partiye üye olması bile yasak iken üye yapıp aday gösterip birde Gn.Bşk. yardımcısı olarak görevlendirmeniz üzücüdür.
1980 dönemi asker olan babamla beraber Kars’ta yaşıyorduk. O yıllarda beni en çok üzen iki olay hafızama kazınmıştır. Birincisi okul müdürümüzün gözlerimin önünde taranarak öldürülmesi, ikinci ise komşumuz olan Mithat Koçlu’nun (Mithat amcam) hunharca ve haince katledilmesidir. Olaydan sonra genç eşi, çocuğu, anne babasının acılarını keşke görseydiniz…O gerçekten çok özel bir insandı. Bilmenizi isterim ki çocuklar sahte sevgilerle aldatılamaz..
Fakat bilinmelidir ki, katiller ve kahramanlar arasındaki farkı bilmemek, Atatürk’ün davasını hiç anlamamış olmak demektir.Türk olmakla övünüyorsak, bu insanlık ideallerini her şeyin üstünde tutan bir geleneğe sahip olmamızdandır. Bu gelenek kılıç şakırtılarından ya da ırkçılıktan, hele hele silahsız ve savunmasız insanları katletmekten almamıştır ve asla almaz.Bu gibiler milletimizi temsi etme salahiyetine sahip olmamışlardır ve olamayacaklardır.
Emrah Kırıt Marmara Üniversitesi Hukuk Fak. Araştırma görevlisi
(Laiklik, Şeriat ve Türban Tartışmalarından)