AKP’nin Temmuz 2007 genel seçimlerindeki en önemli eksiklikleri şunladır.
Cumhurbaşkanlığı seçim sürecini iyi yönetememesi ve bu süreç içindeki gelişmeleri önemseyip, gerekli duyarlığı gösterememesi.
Seçimlerde AKP’yi destekleyen bazı radikal dinci çevrelerin, zafer sarhoşluğuyla yaptığı taşkınlıklar karşısında net tavırlar almaması, hatta: kimlik tartışması, zina davası, içki yasağı, imam hatiplinin kayrılmasına yönelik mesajlarla, bunlara göz kırpılırken, radikal olmayan kesimlerin bu anlayışı kendisine karşı bir tehdit gibi algılamasına seyirci kalınması.
İmam hatip kadrolaşması yetmiyormuş gibi, üniversiteye girişte imam-hatipliye ayrıcalık yaratmak için, bunların mağdur olduğu yaygarasını çıkarması. Oysa üniversiteye girişte, düz liselerin mezunlarından açıkta kalan öğrenci sayısı, imam-hatip mezunlarından kat kat daha fazladır. Ayrıca Türkiye’de tek meslek lisesi imam-hatipler de değildir.
Nisan ayının hemen her Pazar günü çok büyük katılımlarla yapılan mitinglerin nabzını iyi tutamaması. Meydanlardaki halkı, muhalif partili gibi görmesi; meydanların isteklerini ciddiye alıp, çıkıp bu konularda açıklamalar ve yatıştırıcı konuşmalar yapmak yerine, ilgisiz davranması; hatta küçümseterek “Ananı da al gel” gibi üslubu yavanlaştıran ve yakışıksızlaştıran bir tavır sergilemesi. Yani farklı insanların, farklı endişe ve kaygılarını ciddiye alarak, ilgi göstererek, gerilimi düşürmek ve sosyal barışı sağlamak yerine gerilimi körüklemesi.
Meydanları rahatlatacak bir açıklama yapılmadığı gibi, TBMM Başkanı Bülent Arınç’ın yaptığı tehditkâr açıklamaların, meydanların hissettiği radikal din tehdidiyle çakışmasına ve meydanların istediklerinde bir haklılık duygusu oluşmasına neden oldu.
Meclis çoğunluğuna güvenerek, muhalefet partilerini ciddiye almaması, sağlam bir diyalog geliştirememesi… CHP’nin kriz çıkartmak için ortamı germesini, her zamanki, muhalefet anlayışı olarak görüp, bu kez CHP’nin, meydanları ve üst düzey devlet kurumlarını da arkasına aldığını fark edip, ona göre bir çözüm üretmek bir yana, muhtemelen krizde: kendi adına daha büyük çıkar görmesi.
Ordu ve diğer üst düzey devlet kurumlarıyla bir türlü yıldızının barışmaması… Türkiye-AB ilişkilerinde gelinen bu noktadan sora, darbe muhtıra gibi şeylerin olamayacağını düşünerek, CHP ve devlet üst kesimlerinin işbirliğini küçümsemesi sonunda muhtıra ve darbe tehdidi ile karşılaşması.
Öte yandan kitabımın değişik bölümlerinde yeri deldikçe değindiğim gibi, bana göre AKP iktidarı hiç de kötü gitmiyordu. Hatta birçok alanda oldukça iyi gidiyordu. Ama sürekli yinelediğim gibi, bizde siyaset ret duygusu ve zıtlaşmalar temelinde yapıldığı için, AKP’nin başarısını görmek istemeyenlerin olması doğaldır.
O yüzden bu muhalif gözlemciler için, AKP’nin tüm başarılarını sıfırlasak bile, yine de en azından şunu söylemek mümkündür. “Bundan öncekilerden daha kötü değildir.” Öyleyse Ülke nasıl tarihinin en kötü ve en karanlık dönemini yaşayabilir?
Kendisinden önceki hükümetlerin başlatmış olduğu IMF politikalarını harfiyen uygulayarak, enflasyonu düşürdü. Ekonomiyi yeniden ayağa kaldırdı. Bütçesi iç borçların faizini karşılamadığı için hiç yatırım yapamayan, bu yüzden personeli hiç çalışmadan aybaşında maaşını bankamatikten alırken, makine parkları atıl vaziyette yatarken, yaratılan kaynaklarla yatırımlar yeniden başladı.
Bir kere program ve uygulamalarında, geçmişe göre daha radikal ve olağan dışı sayılabilecek bir durum da yoktu. Türkiye’nin dış politikasında, ittifak ettiği ülkeler, gruplar ve sözleşmelerle ilgili keskin bir dönüş yok. Yalnızca dış politikada inkar ve kendini çözümsüzlüğe dayatma yerine, daha uzlaşmacı bir yaklaşım sergilenmiş olup, aslında bu rakipler tarafından “teslimiyet” olarak anılsa da, Türkiye’nin bir dış politika kazanımıdır. TC. Üç beş devlet dışında, dünyada hiç bir devletle anlaşamazken ve tüm komşularıyla kavgalıyken, bugün sınırlara dostluk hakimdir.
AB ile ilişkiler, önceki hiçbir hükümette olmadığı kadar, ciddi ve samimi bir istekle ele alınıp, bu alanda bu güne dek tüm hükümetlerin aldığı yolun, kat kat üstünde bir yol almıştır. Ayrıca öteki partilerin programlarında yapmayı vaat ettikleri şeyler de, AKP’nin yaptıklarından farklı değildir.
Fakat AKP’nin tüm bu artıları fazlaca görülüp hissedilebilen şeyler değildir. Çünkü enflasyon düşmüş olsa da, yatırımlar yeniden başlayıp, ekonomi ayağa kaldırılsa ve ihracat rekorları kırılsa da, geçim sıkıntısı devam etmekte, işsizlik devam etmekte ve gelir dağılımındaki adaletsizlik büyümektedir. Yani büyüme, gelişme rakamlar üzerinde kalmış, halka yansımamıştır. Sanayi üretiminde Çin ile rekabet zorunluluğu ücretleri çok düşürmüştür. Dış borçlar da büyümüştür.
Sonuç olarak, AKP’nin olumlu katkıları yeterince algılanamazken; yukarda saydığım olumsuzluklar da, bariz ve net bir biçimde ortada dururken, neredeyse ülkede halinden memnun kimse bulunamazken, yapılan anketlerde neden AKP hala birinci parti konumunu korumaktadır?
(Laiklik, Şeriat ve Türban Tartışmalarından)