1-SERENÇAY KANYONU
Vaktiyle ev olarak kullanılan bu mağaraları gördükten sonra herkes, eminim ki, Kapadokya ve Hasankeyf’teki mağaralara oyulmuş konutları görmüş kadar keyif alacaktır. Özellikle de, önceden bunları görme olanağı bulunanlar niye daha önce gidip görmemişiz diye bir pişmanlık duyacaklardır.
Şahsen ben bu pişmanlık duygusunu tüm şiddetiyle hissettim. Çünkü Burdurlu olmam bir yana, bir de 1968’den 1994’e kadar Burdur merkezde çalışmama rağmen, beş-on kilometre ötede, Serençay vadisindeki bu tarih ve doğa harikası eserleri görmemiş olmanın üzüntü ve utancını, iliklerime dek hissettim dersem, yalan olmaz.
Bu yüzden, Burdur Öğretmen Evinde 2010-2011 yılbaşını, eskiden birlikte çalıştığımız arkadaşlarla beraber geçirmek için Burdur’a gelirken, bu vadiyi görmeyi de kafama koymuştum.
Bu isteğimi açtığım arkadaşlarımdan, Murat Onaran ve Süleyman Altuğ da gelmek istediler. Çünkü bahsettiğim arkadaşların hemen hiç birisi de, Burdur’da yaşamalarına rağmen bu vadideki kalıntılardan habersizdi.
Birlikte yola çıktık. Askeriye köyü, Burdur’un Isparta yönündeki çıkışında, şehre birleşik bir mahalle gibiydi. Serençay ise, Askeriye Köyünün Burdur tarafındaki vadide olmalıydı. Ben yeri tahmin edebiliyordum, ama yolun nereden girdiğini ve nasıl olduğunu köylülerden öğrenmek istiyorduk. Yolda gördüğümüz büfe benzeri yerlere ve Kışlalılara sorduk birkaç kilometre ötelerindeki vadiden habersizlerdi.
Askeriye Köyünün girişindeki benzinlikte, muhtara sormamızı önerdiler. Bunun üzerine köyün içindeki kahvelerde muhtarı aradık; bulamadık. Fakat bekçiyi bulduk. Bekçi “Yol çamurdur, ama isterseniz bir deneyelim” dedi. Gerçekten de araba çamura çakıldı; gidemedik. Barajın yanından geri döndük.
![]() |
| Serençay vadisindeki baraj ve yola birlikte çıktığım arkadaşlar. |
Çünkü Bekçi Selim, Teke Sarayına varmak için, buradan itibaren en az bir saat daha yürümek gerektiğini, yolun çamur olduğunu söyledi. Saat 15.00’i gösteriyordu. Saat 17.00’de akşam oluyordu. Kalan süre ancak gidip dönmeye yetecek kadar olup, orada gezmeye zaman kalmıyordu. Bu yüzden Selim, “Yarın sabah gelin ben sizi traktörle götürüp getireyim” dedi.
Ben, gördüklerimizi kenthaber.com sitesinde yayınlayıp, tüm Türkiye’ye tanıtacağımızı söylediğim için Selim, konukseverliğinin yanı sıra, köyünün bu değerinin tanıtılmasını da çok istediğinden, bize yardımını esirgemiyordu.
![]() |
| Serençay vadisinde söğütler ve sağda ağaçlandırılan bölüm. |
Arkadaşlar vazgeçtiği için, ertesi gün (30 Aralık 2010) sabah dokuzda Askeriye köyüne yalnız gittim. Kahvede Selim ile buluştuk; fakat hafiften bir yağmur yağıyordu. Açar mı, şiddetlenir mi bilemiyorduk.
Bu yüzden Traktörle gitmekten vazgeçtik. Selim “Benim araba ile gidelim” dedi. Bir gün önce benim arabayla çamura çakıldığımız için ben “Olmaz” dediysem de Selim: “Benim araba yüksek. Gittiği yere kadar gideriz, sonra da yürürüz” dedi.
Gerçekten Selim’in arabası benimkine göre daha yüksekti ama yol çok çamurdu. Yolun üzerine her hangi bir malzeme dökülmediğinden, toprak orman yoluydu. Killi toprak suyu emip şişmiş: balçık gibi kaygan ve sakız gibi yapışkandı. Bu yüzden barajın bitiminden sonra biraz daha gittiysek de, bir-iki kilometre sonra araba battı.
Onu çıkarmak için çalışırken, patinaj yapan tekerden çıkan çamurlarla, ayaklarımdan tepeme kadar çamurla kaplandım. Arabayı güç bela çıkardıktan sonra orada bırakıp yürümeye başladık. Fakat yol çamur olduğundan çaya inip, çayın içinden yürüdük.
![]() |
| Vadi içinde yürümek daha kolaydı. |
Vadi dik yamaçları ve doğal bitki örtüsüyle benzerlerinden ayrılıyordu. Ayrıca köye bir kilometre mesafede ve Serençay üzerinde kurulu baraj vadiye ayrı bir güzellik katıyordu. Vadide eğimin azaldığı ve toprak bulunan kesimler orman idaresi tarafından ağaçlandırılmıştı.
![]() |
| Ortadaki büyük mağara ağzı Teke Sarayı |
Çayın içinde kırk dakika kadar yürüdükten sonra karşıda teke sarayı olarak adlandırılan büyük mağaranın ağzı göründü. Fakat, vadi tabanından 40-50 metre yüksekteydi ve yamaç da çok dik ve kaygandı.
(Devam edecek)