1
Şubat
2026
Pazar
ANASAYFA

Şeriat, Laiklik ve Türban Tartışmaları (III)


3-KÜLTÜRÜMÜZ ÇATIŞMA KÜLTÜRÜ MÜ?

Mevcut kültürümüz ve alışkanlıklarımız yüzünden Türkiye, sanki 9–12 yıllık yörüngeler çizerek, yerinde dönen fasit bir dairenin içinde gibidir. Daire kapıldığı girdaptan kurtulup da tam ileri adım atacağı anda, yeni bir krizle yeni girdapların etkisine girmekte ve ileri gidememektedir.

Çünkü devlet bir kurumlar sistemidir ve tüm kurum ve kuruluşların amacı, devlete hizmet etmek, devleti ayakta tutmak içindir. Devleti ileri götürmek ve bu hizmeti nemalandırarak, fazlasıyla insana, vatandaşa döndürmektir. Ama böyle bir şey akıl, bilim ve hukuk ortamında gelişir.

Türkiye’de ise tüm kurum ve kuruluşlara çoğunlukla insanlar, önce karnını doyurmak için gelir. Sonra da fırsat buldukça götürmeyi düşünür. Götürdükçe de milliyetçi, devletçi kesilir. Devleti savunmak zorundadır. Çünkü devlet onun, sağmal ineğidir.

Çünkü aklın yerini kurnazlık (Çete, çıkar, taraftar), hukukun yerini, çıkara endeksli din ve töre, bilimin yerini bağnaz duygular almıştır. Çünkü şark kültürünün damgası vardır.

Bilirsiniz gazetelerde yıllarca değişmeyen, hemen her günün gazetesinde yer alan ve aynı anlama gelen ortak başlıklar vardır. Bunların başında devleti yağmalama, yolsuzluk, soygun, hortum batak haberleri gelir. Haber açılımında: bunları gerçekleştirmek, hırsızlığı yasallaştırmak için oluşturulmuş örgütler, (çete, mafya, ihale için hayali şirket, naylon fatura v.s.) ile; bunların pisliklerini yargıda ve Mecliste temizleyebildiğince temizleme, dokunulmazlık ardına gizlenme ve kalanını zaman aşımına bırakma çabaları gözlenir.

Bunları yapanlar memleketin hakiki sahipleridir! Ölümüne milliyetçidir… Kendileri için bir şey yapıyorsa namerttir(!) Onlara göre vatan her an için, içten ve dıştan tehlikelerle çevrilidir.

Tüm dünyada altı milyar insanın tamamı, işini gücünü bırakmış, "Türkiye’ye nasıl bir kötülük yapsak" diye düşünmektedir. Vatanı, milleti, devleti koruyanlar, kendilerini işte bu tehlikelere siper etmektedir. Bu yüzden kendilerine destek olmayanlar: hain, bölücü ve dış güçlerin işbirlikçisidir.

En çok yinelenen başlıklardan birisi de ekonominin bozukluğu, durmadan kötüye gidişi, vatandaşın açlığı, yoksulluğu, girdiği kapılardan kovulduğu, sahipsizliği, bir çoğunun çöpten beslendiği ve vatandaşın bitmez tükenmez çilesidir.

Kültüre Eleştirel Bakış adlı kitabımın önsözünde: “Aslında vatandaş, şark kültürünün karanlık dehlizlerinde kaybolmuş, hiçbir şeyi net görememektedir ve onu oradan çıkarmak da kimsenin işine gelmemektedir. Kuyudan adam çıkarmak tehlikelidir. Çıkınca hesap mı sorar, ne ister kim bilir?

Bu yüzden devletin tüm bunlara karşılık vatandaşına verdiği, dünyanın en önemli devletinin birinci sınıf vatandaşı olma, ve en büyük milletinin ferdi olma şerefidir.

Derseniz ki bu az şey midir? Bilemiyorum, yenilir mi, içilir mi, gerçek değeri nedir? Ama bildiğim bir şey var; bu değer çoğu zaman, devlet kapısında üç-beş kuruş rüşvete, seçimlerde bir torba kömüre bir paket makarnaya değişilir
.” diye yazmışım.

Devlette görevli olduğu halde, götürme mevkiinde olmayanlar, götürmeyi kişiliğiyle bağdaştıramayanlar, Devlet görevlisi olmayanlar ve devletle iş yapmayan, sıradan vatandaşlar, vergi ödeyen insanlar, milliyetçiliği şüpheli insanlardır. Çünkü ikide bir, yaptıkları işin karşılığını alamamaktan, ödedikleri vergiden, sistemin pislikten başka bir şey üretemediğinden yakınırlar. Bu basit, sıradan insanlar, “Vatan için her şeyim feda olsun” diyemez; ödediği üç-beş kuruş verginin lafını ederler. Bazen bu tür vatandaşlardan bazılarını öldürse çeteler, yargının davayı ciddiye almaması, savsaklaması, hasır altı yapıp zamanaşımına bırakmasını, devletin selameti için doğal karşılamak gerekir.

Şark kültürünün ve sistemin temel direği gerilim ve çatışma, insanları cinslere, ırklara bölme, ideolojiler üzerinden siyaset yapma, bir gün savunduğuna ertesi gün karşı çıkma olduğundan, diğer haberler ve makaleler çoğunlukla bunlarla ilgilidir. Yani gazeteler aslında her gün aynı şeyleri yazar, aynı şeylere değinir.

Aslında Nisan 2007 Krizleri de, işte böyle bir şeydir. Yukarda değindiğimiz durumların, olguların: özeti, sonucu ve gereğidir. Tarihimiz benzer krizlerle doludur, korkmayın yeni bir şey değildir. Cumhurbaşkanlığı seçim krizi de, her cumhurbaşkanlığı seçiminin gereğiymiş gibi yaşanması gereken bir gerçektir.

Yayın Tarihi : 5 Şubat 2008 Salı 15:36:16
Güncelleme :5 Şubat 2008 Salı 15:47:23


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?