1
Şubat
2026
Pazar
ANASAYFA

Şeriat,Laiklik ve Türban Tartışmaları (V)


5-GELİŞEN BEDENE DAR ELBİSE

Gelişen bedene, gelişen ülkeye, zamana ve bünyeye uygun, yeni elbiseler gerekir. 1924 Anayasası da T.C. Devletine dar geliyor ve gelişmeyi engelliyordu. Altmış ihtilali, demokratik işleyişe darbe olarak olumsuz bir gelişme olmasına rağmen, anayasa açısından tam da zamanında gelerek, Türkiye’nin önünü açacak yol ve yöntemleri içeren, laikliği sindirmiş; çağdaşlık, demokratlık ve sosyal devlet olma yolunda yeni atılımlarla donatılmış 1961 Anayasasını getirmişti.

Fakat, 12 Mart 1970 darbecileri ve o dönemin siyasileri, 1961 anayasasının ülkeye bol geldiğini; ekonomik gelişmenin, sosyal gelişmenin gerisinde kaldığını savunmuşlardır. Bu daraltılmış, hatta hak ve özgürlüklerin ortadan kaldırıldığı, despotik sistemi savunan dar görüşlü yetkililerin, bunu ülke ve insanların yararı için istemediği açıktır.

Dayatmayı, daraltmayı, kendi siyasi ve maddi çıkarları için istemiş oldukları, sonraki dönemlerde yaşanan talan ve yağma yıllarında da, açıkça ortaya çıkacak ve anlaşılacaktır.

Zaten bir yanılgı da söz konusu olamazdı. Çünkü despot sistemlerle çağı yakalayabilmiş hiçbir ülke de yok dünyada.

Bu gün de tüm sorunların nedeni, mutlak monarşilere bile dar gelecek 1982 Anayasası olduğu halde, dar görüşlü yöneticilerimiz; çağdaş bir anayasayla, demokratik bir ortamda yetişmemiş olduklarından, daralmanın yarattığı sorunlarımızın çözümüne, daha fazla daraltmayla çözüm aramaktadırlar.

Sosyal gelişme olmadan, ekonomik gelişme gerçekleşsin demekte, orta çağı yaşayarak, bilgi çağını yakalamayı istemektedirler

Oysa ekonomik gelişmenin sosyal ve kültürel gelişmenin önünde gitmesi olanaksızdır. Bu yüzden ortalama bir devlet süresi ( 85 yıl) geçtiği halde, halk yönetime ortak edilemediği için, ortak olma olgunluğuna da ulaşamamıştır. Bu yöntemlerle de, ileri yönde yol almak olanaksızdır.

Gizli Tarih adlı eserinde Yalçın Küçük, 12 Eylül ihtilalini Kemalizm’in tasfiyesi olarak değerlendirmektedir. Gerçekten de Kemalizm ve hatta Atatürkçülük, en büyük darbeyi 12 Eylül de yemiştir. 12 Eylül’de Türkiye, büyümesini olanaksız hale getirecek biçimde, çok dar bir elbisenin içine adeta hapsedilmiştir.

Atatürk ve cumhuriyet değerleri de büyük bir erozyona maruz kalmıştır. Çünkü bir şeyin değerini yitirmesi için, gündelik sıradan bir alışkanlık haline getirilmesi, aynı yemeğin her gün ısıtıp ısıtılıp önümüze getirilmesi, bir konunun her yerde sıkıcı bunaltıcı bir biçimde yinelenmesi gerekir ki: değerini yitirsin.

12 Eylül yönetimi de adeta “Atatürk deyip yatın, Atatürk diyerek kalkın, sonra da ne yaparsanız yapın, çıkarlarınızı iyi kollayın” mantığını getirmiştir.

Atatürk’le bir sorunu olmayan, onun yolunda yürüyen insanlar, böyle bir mantığı içlerine sindiremediklerinden, gerekmedikçe durduk yerde, laf olsun diye “Atatürk” diyememişler ve Atatürk karşıtı bir konuma düşmüşlerdir.

Bu mantığın gereğini en iyi biçimde Atatürk’le arası soğuk olanlar yerine getirmiştir. Bunlar yönetimle arayı sıcak tutmak için, her konuşmalarında “Atatürk inkılâp ve ilkeleri doğrultusunda” cümlesi ve uygun düşen her cümleye, Atatürk sözcüğünü koymakta büyük bir ustalık gösterdiklerinden ve yönetenler de güya bunların Atatürkçülüğüne inandıklarından, bunlar devlet kademelerinde tırmandıkça tırmanmışlardır.

İşte 12 Eylül 1980 ihtilalinde, Atatürk ve cumhuriyet değerleri böylece dile düşürülerek, bir maske haline getirilerek, değersizleştirilerek, yerine din ve milliyet tohumları ekildi. Zamanın cumhurbaşkanı Atatürk övgülerinin arasında: “Ben imam çocuğuyum” cümlelerini yerleştirdikçe, camilerde ve yasal ortamlarda yürütülen kuran kursları, vakıfların gözden uzak lüks kamplarında, yurtlarında, bazı partilerin, grupların, cemaatlerin geleceğe yönelik fedai yetiştirme merkezlerine dönüştü. Sonra araya bir biçimde Hizbullah da eklendi.

Nihayet 1990’larda rejim, yüzlerine Atatürk maskesi takarak büyüttüğü dincilik canavarıyla baş edemez duruma gelince, 28 Şubat 97 post modern darbesini gerçekleştirerek, devlet: cumhuriyeti ve Türkiye’yi modernleştirmede sınıfta kalsa da, darbecilikte modern bir çizgiyi yakaladığını herkese gösterdi.

Atatürk’ün bir maske olarak kullanılmasının nelere mal olabileceği görüldüğü halde; 2004’lerde yeni maske arayışlarıyla, bayrak, bağımsızlık, yabancı düşmanlığı ve milli değerler kullanıldı. Cumhuriyet: milliyetçilik üzerinde yükselmeye başladı. Artık bilim, akıl ve Atatürk, geride bırakılmış halledilmişti. Şimdi milliyetçilik ve din eksenli, iki akıl ve bilimdışı kavram üzerinde yürümemiz önerilmekteydi.

Bütün bunlar göstermektedir ki; Atatürk sonrasında ülke çok kötü yönetilmiştir. Yönetenler, gerçek anlamda devleti, milleti ve ülkeyi hiç sevmemiş, düşünmemiş, salt çıkarlarını sevmiş ve kollamışlardır.

Yayın Tarihi : 11 Şubat 2008 Pazartesi 12:35:34
Güncelleme :11 Şubat 2008 Pazartesi 12:37:18


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?
Yorumlarınız
seda yılmaz IP: 85.99.160.xxx Tarih : 12.02.2008 11:57:37

Ülkesini ,Atatürk' ün geleceğe açık ilkelerinden sapmış bir noktaya getiren ülkesini gerçekten sevmemiş ve düşünmemiş bu ülke insanlarına teslim etmeyi hazmedemeyen genç bir bayanım.25 yaşındayım; bu olanları hazmedemiyorum. Atatürk 'ü sözde değil, hayatıma özümleyerek yaşamaktan asla vazgeçmeyeceğim . ve gençlerin de aynı duyarlılığı göstermesini bekliyorum. BU güzel ve anlamlı yazınızı bizlerle paylaştığınız için teşekkür ediyorum.