1
Şubat
2026
Pazar
ANASAYFA

Türkiye’den Milliyetçilik Manzaraları (5)


5-MİLLİYETÇİLİK SARASI

Milliyetçilik sarası tuttuğu zaman, saygın ve en değerli vatandaşlarınızdan birisinin Ermeni diye öldürülmesi, size öldüren milliyetçilerin cinayetini bile mübarek bir gaza gibi gösterebilir. Nobel ödüllü yazarınıza reva görülen adilikleri, Aziz Nesini yakmaya kalkışanları hoş görmenize neden olabilir. Nazım Hikmet’i hala vatan haini olarak görmenizi sağlayabilir.

Oysa milliyetçilik, ülkeden sağlanan çıkarlarınız ve çıkarınızı sevmek açısından değil de, ülkeye hizmet, ülkeyi çıkarsız sevmek ve ülkenin itibarını yükseltmek bakımından değerlendirilebilseydi, dışlanan o insanların ülkeye katkılarının, tüm milliyetçi geçinen şişirilmiş boş kesimlerden fazla olduğunu ve hatta onların hizmetinin gelecekte de devam edeceğini fark edilebilirdik.

Çünkü dünyada hiçbir şey baki değildir. Hiçbir devlet de ebediyen ayakta kalamamıştır. Roma bile yıkılmışsa gerisini siz düşünün. Allah geçinden versin ama tarih boyunca kurduğumuz onca devlet gibi, bir gün TC de yıkılabilir.

TC yıkılırsa akılda kalacak fazla bir kültür uygarlığı yoktur. 85 senede yol, su, kanalizasyon eşgüdümünü bile sağlayamamış, yerine göre yollar bazen senede dört kez kazılmıştır. TC’den arkada kalan ve hatırlanacak olan, Atatürk ve dönemiyle Nazım Hikmet, Orhan Pamuk, Yaşar Kemal gibi birkaç şahsiyettir. Örneğin ölmüş olmalarına rağmen Atatürk ve Nazım Hikmet TC’ye itibar ve saygınlık sağlamaya devam etmektedir. Onun dışındakileri bir düşünün: her alanda Avrupa’da son sıraya düşmek, siyasi entrikalar, komplolar, soygun, vurgun ve kurnazlık dolu, komedi türü göstermelik olaylarla, süresi asırları bulan boş tartışmalar.

İşte milliyetçilik, bu boşluğu gizleyen bir örtü ve gözlere çekilen bir perdedir. Savaş naraları ve ölüm senaryoları üstünde yükselir. Tüm dünya size düşman görünür ve sizin gibi düşünmeyen vatandaşlarınız haindir. Sevgi tükenmiş, her şeye nefret hâkimdir. Her yerde ve her durumda, ellerde bayraklar, savaş naraları atılır.

En büyük malzemesidir tarihin savaşlar
Bitmeden daha biri, birkaç yerde daha başlar
Vahşettir, cehalettir, cinayettir savaşlar
Kadınlar aşağılanır, çocuklar ölür, analar ağlar
Etrafı kan kokusu ve ölüm korkusu kaplar.

İnsanlığın ayıbı, yüzkarası, yanılgısıdır savaşlar
En zayıf tarafı, aczi, acımasızlığı, sancılı yanıdır savaşlar.
Zafer diye, kahramanlık diye yutturulan bir afyondur
Kana asalet, katliama cennet, kazanana servet vaat eder
Kayıpları hiç hesaba katmaz savaşlar.
“Tarihin Tanımı’ndan“

Milliyetçiliğin ilk kez, Avrupalı Kralların birleşerek, Fransız İhtilaline karşı çıkmaları ve bu yüzden Fransa’ya saldırmalarıyla ortaya çıktığını önceki bölümlerde belirtmiştim. Yani Fransız halkı, dış tehdit karşısında birleşerek, ülkesini savunmuştur.

Kurtuluş Savaşı sırasında Türk Milleti de, mücadele azmini, milli duygularla besleyip geliştirmiş ve bu sayede ülkeyi düşmandan temizlemiş, bağımsızlığını sağlayabilmiştir. Bu da göstermektedir ki, saldırıya uğranıldığında, savunmada, gerçek milliyetçilik doğal bir biçimde, kendini koruma içgüdüsüyle birlikte ortaya çıkar ve gelişir.

Milliyetçilikte başlangıçtan günümüze süregelen bu doğal durum, yani dış tehditler karşısında kendiliğinden oluşan direniş ruhu, devletler tarafından her zaman beslenip durur. Yani hep dış tehdit varmış gibi, her an için yeni bir savaş çıkacakmış gibi hareket edilir. Olmasa bile yönetenler, iç tehditler yaratıp, nedenini dış tehditler olarak gösterir, milliyetçiliği besler büyütür. Çünkü devletler ve onların işbirlikçileri milliyetçilikten beslenir.

Siyaset, ticaret, din; mafya çete, afyon eroin, kavga çatışma savaş, kahramanlık, yönetim liderlik, her şeyin başıdır çıkar milliyetçiliği ve herkes ondan beslenir.

Milliyetçiliğin baş tacı yapıldığı ülkelerde, vatanını milletini çok seven milliyetçiler kadar da, hatta ondan da fazla sayıda hain vardır. Hainlerin varlığı sayesinde milliyetçilerin milliyetçiliği bilenir, keskinleşir. Ama her milliyetçiyi de milliyetçi saymamak gerekir. Çünkü hainsiz milliyetçilik olmaz. Milliyetçiliği ayakta tutan besleyen temel besindir hainlik. Benim gibi düşünmüyorsan ötekisin. Ötekiysen düşman ve hainsin.

O yüzden bu ülkelerde halkın yarıdan fazlası, ya hain satılmış, ya da cahil bilinçsiz ve kandırılmıştır. Bunların oranını da eğitim ve bilgi düzeyi belirler. En cahil ve en eğitimsizler çoğu zaman en milliyetçilerdir ama yönetim kademelerinde değil, neferdirler. Onlar bu işlerden pek çıkar da sağlayamaz ama onlara aidiyet duygusu ve bir işe yaramanın mutluluğu yeter.

Eğitimli vatandaşlardan bir bölümü ile olaylara akıl ve bilimsel olarak yaklaşmak isteyenler ise, kandırılmışlar veya dış mihrakların işbirlikçileri hainlerdir. Ama iyi ki de bunlar vardır. Onlar olmasa milliyetçilik nasıl ilerleyecektir? Çünkü bu çıkarının milliyetçisi kurnazlar, hep milliyetçi cephe hükümetlerinin hüküm sürdüğü seksen öncesinin özleminde olup, Türkiye seksenleri hiç geçmesin, onlar kahvehaneleri tarasın, yönetenler de çıkıp ekranlara “Bana milliyetçiler adam öldürüyor dedirtemezsiniz” desin istemektedir.

Sevginin yerine nefreti hâkim kılmaktır milliyetçilik.

Yayın Tarihi : 8 Ağustos 2008 Cuma 11:40:58
Güncelleme :8 Ağustos 2008 Cuma 11:42:29


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?