1
Şubat
2026
Pazar
ANASAYFA

Türkiye'den Milliyetçilik Manzaraları (6)


6-HALK ANLAYIŞIMIZ, HALKA BAKIŞIMIZ VE MİLLİYETÇİLİK

Bizde ne yazık ki hararetle halkı savunanlar, ya politikadaki gibi halk dalkavuğu olup samimi değildir; ya da gerçekten kellesini ortaya koyacak kadar içten ve samimi olarak halkçı olanlarsa, halkın çok uzağında ve dışındadır. Halkı tanımadığı gibi; ilgi, istek ve ihtiyaçlarının da fazla ayrımında değildir. Türk halkında, kafalarındaki ideal halkı bulmaya çalışırlar.

Enver Paşa gibi milliyetçiler, Nazım Hikmet gibi, her şeyi göze alacak kadar halkı seven, halkı yazan şairler, köylünün işçinin yoksulun, en hararetli savunucuları, genellikle paşa kökenli olup halkla ilişkileri, hayranlık düzeyinde de olsa, yazıda, söylemde kalır. Gerçekten halkın içinden gelen ve halkın uğradığı haksızlığa isyan edenlerse, ses çıkaramayanlar ya da sesi kısılanlardır.

Bu yüzden halkın görünürdeki en belirgin temsilcileri ise, Osmanlıdan beri süregelen yönetici sınıfıdır. Bunlara göre halkın çıkarlarını gözetmek, halkın iyiliği için kurallar koymak, halkı görüp gözetmek, yönetenlerin en insani ve en vicdani ve en öncelikli görevleridir. Halka hizmet hakka hizmettir. Hükümetlerin başarısı halka hizmetle ölçülmelidir vs.

Ama halka, göstermelik olanın ötesinde fazla yönetsel haklar da verilmemelidir. Çünkü halk kendisi için neyin iyi, neyin kötü olduğunu bilemez. Bu görev akıl, bilim (din) sahibi, adil ve merhametli yöneticilerin görevidir.

Cumhuriyet ise, çok iyi, çok güzel ve çok gerekli bir şeydir. Halkın kendi kendini yönetmesinden daha güzel bir şey olamaz. Fakat bu, çok asil ve çok yüce bir iş olup cahil halkla götürülecek bir şey değildir. Yani halk bunu yapabilecek yeterliğe gelmemiştir daha. Bunun için bir seksen yıl daha gerekir.

Yönetimi halka verirseniz devletin yıkılma tehlikesi vardır. Cahil halk yanlış adamı seçer. Hainler halkı kandırıp yönetimi ele geçirerek ülkeyi satabilir; ya da şeriata götürebilir. Belki Sevr’i hortlatır. Bu yüzden en önemli değerlerimiz olan ata yadigârı laik cumhuriyet, canla başla korunmalı, ama halk yönetime ortak ediliyormuş gibi yapılarak, demokratlık ve demokrasiden kesinlikle uzak durulmalıdır.

Ülkeyi yönetenler, vatanı, milleti ve devleti her şeyin üstünde severler; o yüzden devletin bekası, milletin selameti için kararları yöneticiler vermelidir. Halk kendisine verilen haklarla yetinmeli; sosyal ve kültürel gelişme, ekonomik gelişmeyi geçmemelidir. Kısacası halkı birey anlamında olmasa da, millet olarak sevmek cumhuriyet için yeterlidir ve yönetime ortak etmek gerekmez.

Dikkat edilirse, buraya kadar yazdıklarımızın özetini ya da tamamını, şu andaki siyasi partiler yasası ve seçim kanunumuzdan da anlayabilirsiniz. Halk doğru seçim yapamayacağı için, seçimi partilerimizin genel başkanları yapmakta ve yapılan göstermelik seçimlerle, genel başkanların atadığı adayları, halk seçiyormuş gibi yapılmaktadır. Böylece ülke cahil halkın yanlış adam seçmesi felaketinden kurtarılmaktadır. Yurtsever, milliyetçi, halkçı ve devletçi genel başkanlarımızın seçip önümüze koyduğu, doğru adamlar gerçekten doğru mu? Halk bu kadar doğrusunu seçemez miydi, derseniz; buyurun tabloya birlikte bakalım isterseniz. Şu anda TBMM üyesi olanların suç dosyaları şöyleymiş.

28.07.2008 tarihli Hürriyet Gazetesinde Rahmi Turan’ın “UTANMAYANA AYIP DEMENİN YARARI YOKTUR” başlıklı köşe yazısında olay, aynen şöyle özetlenmiş.


Bir derginin 22 Temmuz seçiminden sonra yaptığı araştırmaya göre Meclis’in suç dosyası şaşırtıcı ve ibret verici... Bakınız kaç kişi, hangi suçlarla ilişkili?
3 kişi tecavüz suçundan yatmış.
19 kişi eşine şiddet kullanmakla suçlanmış.
7 kişi sahtekárlık suçundan tutuklanmış.
19 kişi karşılıksız çek yazmaktan suçlu bulunmuş.
117 kişi doğrudan veya dolaylı olarak en az iki işinde iflas etmiş.
84 kişi seçimden önceki yıl içinde, sarhoş olarak araç kullanmaktan tutuklanmış.
71 kişi kötü kredi geçmişi sebebiyle kredi kartı alamıyor.
14 kişi uyuşturucu ile ilgili suçlardan tutuklanmış.
8 kişi mağazada hırsızlık yaptığı gerekçesiyle tutuklanmış.
21 kişi halen bir davada sanık olarak yargılanıyor.
Bu arada tespit edilemeyen bazı önemli ya da önemsiz suçlar da var tabii.
CHP lideri Deniz Baykal "Dokunulmazlıkları kaldıralım" diye boşuna yırtınıyor.
Parlamentoda tablo böyle iken, milletvekili dokunulmazlığını kaldırırlar mı sanıyorsunuz?
Bunu umanlar, daha çoook beklerler!
Utanmayana "Ayıp" demenin yararı yoktur
!”

Şimdi bu tabloyu gördükten sonra, “Doğrusu halk bu kadar doğru bir seçim yapamazdı” mı dediniz, yoksa: “Asla bu kadar yanlış bir seçim yapamazdı” mı dediniz?

Fakat siz ne derseniz deyin, halk iseniz: eğriyi doğruyu ayırt edemezsiniz. Devlete tapsanız ve inadına milliyetçi de olsanız, cahil halksınız. Milliyetçiliğinizin düzeyi yöneticilerimiz kadar olamaz. Hatta kendinize arada bir, böyle sorular sormanız bile hainlik kapsamına girer.

Örneğin: “Bizi yönetenler ve bizdeki egemen güçler aşırı derecede milliyetçi ve vatansever insanlar olmalarına karşın, neden pek çoğunun çocuğu, vatandaşın çocuğu gibi askerlik yapmaz? Onlardan şehit olan, hemen hemen hiç yoktur. Çünkü ya bir yolunu bulup rapor alır, kaytarır, ya kısa devre yapar ya da askerliği barda pavyonda tamamlar” demeyeceksiniz. “Doğru değil mi?” Derseniz; doğru, ama onlar daha çok milliyetçi.

Kazara birisi ucundan kıyısından askerliğe bulaşacak olsa, Mısır’ı fetheden kumandan muamelesi yapılır. Reklâmdan havadan geçilmez. Röportajlar haber programlar yapılır. Bu reklâmlardan dolayı ilerde, ünlü bir politikacı bile olabilir.

Oysa Avustralya Genel Kurmay Başkanının oğlu, Irakta savaşan guruplarla askerlik yaptığı halde hiç kimse farkına bile varmamış, çocuk yaralanınca Genel Kurmay Başkanının oğlu olduğu ortaya çıkmıştır. Babası reklâm olmasın diye, resmi kıyafetlerini giyip de, oğlunu uğurlamaya bile gelmemiştir.

Hollanda Genel Kurmay Başkanının oğlu ise, Afganistan’da öldü. İngiltere veliaht prensi de Afganistan’daki orduda görevli ilken kimliği ortaya çıkınca geri çağrıldı. Benzer şeyleri bizde de görebilir misiniz? Bakanların, vekillerin, sermayedarların çocuklarında, sıkça görebilir misiniz?

Elbette hayır. Çünkü bizde böylesi askerlik, çiftçilik ve işçilik gibi, ülkeyi ayakta tutan yüce görevlerin şanı şerefi halkımıza bırakılmıştır. Yönetime ortak edilmeseler de, savunma ve çalışma alanları tümüyle halka devredilmiştir. Bu halkımızın boynuna geçirilmiş bir şeref madalyasıdır. Bu yüzden vatandaş hiçbir şey olsa da, millet kutsaldır.

İşte fedakâr, cefakâr, yurtsever milliyetçilerimizin olaya bakışı budur. Bu asil duyguları demokrasi karşıtlığı olarak yorumlayabilir misiniz? Bakın üstelik cumhuriyeti de takdir ediyor ve savunuyorlar. Sevgisi de açık ve samimi olarak ortadayken bundan şüpheye düşen art niyetli değil midir?

Evet, ama bunların vatan, millet sevgisi de sanal bir sevgidir. Vatan herkes için kutsaldır. Bir çakıl taşına can fedadır. Onun için herkes her türlü fedakârlığa hazırdır. Ama vatan yaşanan yerin ötesinde hayali bir kavramdır. Orası ataların kanıyla sulanmış bayraklarla süslenmiş, dağları denizleri, ırmakları, ormanları, kuşları, çiçekleriyle el değmedik bir cennet parçasıdır. Kutsaldır, içine girilmez, dokunulmaz, ona saygısızlık olmaz. Ona fedadır canımız, kanımız, tüm varlığımız. O bizim anamız, sevgilimiz, şiirimiz, türkümüz... Ama üzerinde yaşadığımız topraklarsa, orası bizim talan alanımız. Yakarız, yıkarız, yok ederiz. Yağmalar, ırzına geçeriz. Kirletir, pisletir, tahrip ederiz.

Ey vatan sevgisiyle yanıp kavrulan Türk milleti: bozulmuş bağa, bozkıra, çevirmedin mi Anadolu denen cenneti? Sihirli bir değnek gibi viraneye çevirmedin mi elinin değdiği her şeyi? Öyleyse bu neyin milliyetçiliği?

Yayın Tarihi : 11 Ağustos 2008 Pazartesi 18:37:30


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?
Yorumlarınız
İzzet Kütükoğlu IP: 85.104.150.xxx Tarih : 13.08.2008 20:40:12

sayın Öner'e katılmamak mümkün değil. Düşünmek lazım. Ama önce, düşünmenin ne olduğunu bilmek lazım. Düşünceye duygusallık karıştırmamak lazım. Vatansever olmak, milliyetçi geçinmek, yurt sever geçinmek çok kolay ve zararsızdır. Toplumumuz genelde bunlara birde devlet severlik karıştırmıştır. Ülkede hiç bir şeyden memnun ve hoşnut olmayan kişler bile devlet sever olmuşlardır. Devlet kimileri için kutsal mukaddestir! kimilerine göre devletle ülke aynı şeylerdir! Yok böyle birşey! Toplumun genelinin böyle düşünenlerden oluştuğunu düşünecek olur isek, sayın Öner'in yazdıklarınıda beğenen çok insan çıkmayacaktır. Gerçekleri yazdığı için ve toplum gerçeklerden uzak olduğu için.