1
Şubat
2026
Pazar
ANASAYFA

Türkiye'den Milliyetçilik Manzaraları (7)


7-MİLLİYETÇİLİĞİMİZİN DIŞ GÖRÜNÜMÜ

Aslında insanların haklarını koruyabilmeleri için aşırı egoist, bencil ve nefret duyguları içinde olmaları gerekmez. Egoist ve bencil olmadan, başka insanların haklarına saygılı kalarak da herkes hakkını koruyabilir. Devletlerin de haklarını korumak için aşırı milliyetçi, ırkçı ve yabancı düşmanı vatandaşlar yetiştirmesi gerekmez. Bunlar devletin ve milletin başını belaya sokar, iç barışı da sarsar, güven duygusunu, hak ve adalet duygusunu sıfırlar.

Risk hesabı yapılmadan, sınırlar konulmadan, şovenist bir resmi tarih bilinciyle yetişmiş, eziklik, güvensizlik ve mağduriyet hissi içindeki insanlara milliyetçilik pompalamak, herkese el bombası dağıtmak, ya da sokaklara serseri mayın döşemek gibi bir şeydir. Bir patlamaya başlarsa, sizi de götürür. Etnik milliyetçilik ve din milliyetçiliği pompalayarak yarattığınız faşizan çeteler, tetikçiler, ülkeyi ancak geriye götürebilir.

Oysa insanlık sevgisi taşıyan, dünyayı ortak vatan olarak algılayan, sorumluluk duyan bir vatandaş, kendi haklarını da, ülkesinin haklarını da, barış içinde ve en iyi şekilde savunurken, dünya ile de işbirliği içinde, doğal ve evrensel alanlara da el atar. Ülkeyi çağa taşır. Kendisini ülkesi kadar doğadan ve dünyadan da sorumlu sayar.

Efelik taslayarak, rest çekerek, milliyetçi paranoyak politikalarla bir yere varılamaz. Keskin sirke, kendi küpünden başkasına zarar vermez. Bunlar aslında keskin sirke bile değil, sahte kahramanlardır. Bunlar ülkeyi çağdan uzaklaştırır. Çünkü gerçek kahraman sorun çözen ve sorunu başına bela etmeyen, aklını kullanan insandır.

Sergilenen bu saralı davranışlardan dolayı dünya, Türkiye’yi sorun ihraç eden, anlaşmaz uzlaşmaz, kendi nevine münhasır bir devlet olarak görmektedir. Unutmayalım ki, düne kadar iyi ilişkiler geliştirebildiğimiz tek bir komşumuz yoktu. Bunun komünisti, İslamcısı, Ortadosk’u, çağdaşı, azgelişmişi vs. hepside kötü de, bir biz mi iyi idik?

Aslında gerçekten böyle olup olmadığımız da önemli değildir. Önemli olan bu görüntüyü vermeyi başarmışız olmamızdır. Aslında tüm dünya birleşse, uğraşsa yaratamazdı bizim için böylesi negatif bir görüntüyü; kendi katkımız olmasa. Ama bizim aklımız hala hep dış mihraklarda ve kimse kendine toz kondurmamakta. Dönüp içerde dönen dolaplara bakmaktan gerçeklerle yüzleşmekten kaçmakta. Sıkışan: olmayan cumhuriyetin, ‘cumhuriyet’ sözcüğüne sığınmakta.

Oysa cumhuriyet kavramı fazla bir şey ifade etmemektedir. İran da, Çin de ve Türkiye de cumhuriyetle yönetilmekte, fakat İngiltere ise krallık, Lüxenburg dükalık, ABD başkanlık, Japonya imparatorluktur. Halkın yönetime gerçek anlamda katılımı ise, bu saydığımız cumhuriyetlerde değil, İngiltere Krallığında, Lüxenburg dükalığında ve Jopon İmparatorluğunda bizden çok daha yüksektir. Bu yüzden demokrasinin ve insan haklarının olmadığı bir cumhuriyeti savunmak, savunan kişi ve kuruma da zarar verir aslında.

Devlet demokrasiden uzaklaştıkça, denetiminden de uzaklaşarak, keyfi, despot ve dayatmacı bir kurum olarak toplumun güven duymadığı, kuşku ve korku ile baktığı bir kurum haline gelmiştir. Devlet vatandaşa karşılıklı haklar ve ödevler açısından bakması gerekirken, sadece ödevler açısından yaklaşmış, hak isteyeni hain ilan edip, tehditten işkenceye ve yok etmeye kadar en acımasız yöntemleri uygulamaktan, ya da besleyip geliştirdiği milliyetçi kesimlerin önüne attığı vatandaşın haklarına göz yumarak onları ezdirmekten çekinmemiştir.

Devletçi ve devleti savunan, devleti öne çıkaran, onun için fedakârlık isteyen zihniyet: milleti göz ardı etmekte olduğunu fark ermemektedir. Çünkü bu durum devleti, dünyanın en sorumsuz devleti, seçkinlerin, güçlülerin ve bürokratların devleti, mafyalaşmış hırsız yolsuz ve hukuksuz bir devlet konumuna düşürürken, millet bu pisliğin içinde boğulsun istemektedir.

Bu ülkeyi yağmalayan, milleti aşağılayan sorumsuz devlete tapmaktan vazgeçilmeli; bu uluslar arası kötü imaj düzeltilmeli, dünya Türkiye’yi bir sorunlar yumağı, bir baş belası olarak görmemelidir. Sorunlar çözülmeli barış sağlanmalıdır. Dünya Türkiye’yi çağdaş, aklı başında ve gücünün bilincinde, kontrollü, dünyaya katkıda bulunan bir devlet olarak görmelidir. Popülizm, ajitasyon, animasyon, artistlik yapmadan; sade, alçak gönüllü, açık ve anlaşır bir ifade ile verilecek mesajlar, açık net ve samimi olarak verilmelidir ki, yerini bulsun.

Popülist, şoven ve hamasi nitelikli, Türk’e Türklük propagandaları, aydınlanmayı ve Atatürkçülüğü, aklı, bilimi, çağdaşlığı ve moderniteyi milliyetçiliğin dar kalıplarına hapseder ve oradan kolay kalay da çıkamazsınız. Çünkü bu ortaçağa geri dönmektir. Bu, AB’nin modernleşme projelerine, gerçek cumhuriyete, demokrasiye ve insan haklarına, insanları düşman etmektir. Gericiliği, durağanlığı, ilkelliği ilericilik gibi algılamaya başlamaktır ki; milliyetçiliğimizin dozu bu noktaları çoktan geçmiştir.

Yayın Tarihi : 15 Ağustos 2008 Cuma 12:26:32


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?