1
Şubat
2026
Pazar
ANASAYFA

Türkiye'nin bölünmesi ve bağımsız Kürdistan

Herkes kendine göre farklı düşünebilir, ama doğrusu benim hiçbir zaman için Türkiye’nin bölünmez bütünlüğü gibi bir saplantım olmadı. Aslında işin doğrusu bütün ülkelerin birleşmesi ve dünyanın birliğidir. Ama huzur yoksa, birbirinin gözünü oyuyorsa, birlikte yaşama arzusu kalmamışsa, insanları baskı ve şiddet kullanarak bir arada tutmaya çalışmak, ülkedeki herkese hayatı zindan etmekten başka hiçbir şey değildir.

“E efendim milletin böyle bir arzusu yok da, Türkiye’nin bölünmesini PKK ve dış mihraklar istiyor.” O zaman referandum yapın ve sorun bakalım halka… Kürt halkına da, Türk halkına da sorun. Sanıyor ve inanıyorum ki, halkların böyle bir isteği yoktur. Ama onlardan bu yanıtı almadan, yapılan görüşmeler ve alınan kararların, geçerliliği ve sürekliliği olmayacaktır.

Ve bölünmenin koşulları oluştuğunda, bunu önlemek, mümkün de değildir. Dünyada kendi üzerinde yaşadığı toprağa dayalı olarak, bağımsızlık talebinde bulunan hiçbir halkın bağımsızlığını engellemek de mümkün değildir. Böyle bir bağımsızlık talebi geldiğinde bunu, ABD olsanız dahi önleyemezsiniz.
2009’da bu sütunlarda Kürt Açılımını yazarken çözüm bölümünde bağımsızlığa da değinmiştim. Bağımsızlığı çözümün bir parçası olarak kabul ederken, Kürtlere kötülük olacağı düşüncesiyle karşı çıkıyordum.

O zaman da, şimdi de benim arzum ve samimi dileğim Kürtlerle birlikte yaşamaktır. Fakat kavgasız gürültüsüz, birbirimizi kösteklemeden, birbirimizi severek ve isteyerek olmalı bu birliktelik. Sen ben davasına dönüşmeden, kimlik yarışına girişmeden, kin ve gareze bulaşmadan, sevgi ve saygı ikliminde olmalı beraberlik.

Çünkü biz aynı insanız. Çünkü genler insanlarda hiçbir insani fark veya yakınlık yaratmaz. İnsanları birleştiren veya ayıran, tarih, coğrafya ve kültürdür. Ve biz bu bakımdan hepimiz de Anadolu’nun çocuklarıyız.

Bağımsızlıkla ilgili olarak o zaman, “Bağımsızlık kavramına verilen değer ne kadar değerlidir” başlığı altında şunları yazmışım.

“Bana öyle geliyor ki, insanların devletler ve yöneticiler tarafından içine düşürüldüğü en büyük tuzaklardan birisi de bağımsızlık kavramıdır. Ve diyorum ki, bağımsızlık: devletler tarafından insanları, devlete bağımlı hale getirerek, kendi tahakküm anlayışlarını dayatmak için, kesinlikle bir afyon bir uyuşturucu olarak kullanılmaktadır.

Bağımsızlık haysiyet, şeref ve insanların insanca özgür yaşamaları olarak tanımlanıp, bağımsızlık adına insanların her tür zorluğa ve olumsuz koşula göğüs germesi, fedakârlıkta bulunması, devleti istediği zaman vatandaşın, bu uğurda canını da çekinmeden verebilmesi istenmektedir.

Oysa fedakârlığın yurt, millet ve bağımsızlık adına yapıldığı ileri sürülürken, aslında halkın özverisi kişisel çıkarlara dönüşerek, sonradan acımasız bir işkence biçimini almaktadır.

Bağımsızlık adına verilen mücadelelerin sonunda daha bağımlı, hatta nefes aldırmayacak, adım attırmayacak derecede bağımlı, bir devlet anlayışı dayatılmaktadır insanlara. Üstelik kendi canı pahasına bağımsızlık kazandırdığı devleti tarafından

Oysa ABD’ye bağlı olsa, İngiltere’ye bağlı olsa, belki bu denli bir devlet baskı ve tahakkümü olmayacaktır. Özellikle dünyanın az gelişmiş bölgeleriyle Ortadoğu’daki pek çok bağımsız devletin durumu bu açıdan incelenirse, Hollanda Surinam’ının, Fransa Guyana’sının bağımlılığı, bunlardan yüz kez daha bağımsızdır.

Şimdi Kürt bağımsızlığı olayına da bu bağlamda baktığım zaman, Türkiye’ye karşı bağımsızlaşan bir Kürdistan’da, insanların başlarına gelebilecek bağımlılıklar, korkunç derecenin de ötesinde gözükmektedir bana.

Savaş geleneğinden gelen, derin ilişkiler içindeki radikallerin kurduğu despot bir yönetimde, önce halkın kalkınması bahanesiyle dayatılacaklara, şeyhler ağalar, seyitler karşı çıkacağından, bir süre sonra yönetim bunlarla anlaşmak zorunda kalacaktır.

Aynen geçmişte Türkiye’de olduğu gibi, egemen güçler birliği, derin ilişkileri de kullanarak halkı sömürecektir. Bu sistem bir kez yerleştikten sonra da, maalesef kurtuluş hemen hemen olanaksızdır. Kürtler, yönetimle, ağa ve şeyhlerin kurduğu fasit dairenin içinde dönüp duracaktır.

Merkeziyetçilik, laiklik ve demokrasi Kürdistan’da hep aşırı bir dirençle karşılaşmıştır. Kürtlerin bağımsızlığı demek, Kürtleri demokrasiye, laikliğe ve çağdaşlığa direnen, Şeyhlere, Seyitlere, ağalara, aşiretlere teslim edip, “Ne haliniz varsa görün” deyip kaçmak ve kendini kurtarmak isteyen bir davranış olur gibi geliyor bana.”

Bu 2009’daki bakışımla, Kürt halkının mağdur olmaması için, insani duygularla bağımsızlığa karşı çıkmıştım. Fakat huzur olmayacaksa bağımsızlık da olabilir diyordum. Çünkü ulusalcılar gibi, ben hiçbir zaman için Kürtlerin bağımsızlığını Türkiye’nin küçülmesi ve güç kaybı olarak görmedim. Aksine Türkiye’nin büyük bir sorundan ve kamburdan kurtuluşu, bir anda hızla büyümesi ve çağı yakalaması olarak düşündüm ve hala da öyle düşünüyorum.

Fakat şimdilerde sorun, acaba Kürtler bağımsızlık ister mi? 2009’lara dek Kürt mücadelesi verenlerin çoğunluğu bağımsızlıktan yanaydı. Bu konuda en çok çile çekenlerden birisi olarak İsmail Beşikçi de, Kürtlerin ayrı devlet olmasını isterken özetle şu gerekçeleri ileri sürüyordu.

“Türkiye, Kürt sorunundan kurtulursa rahat ve özgürce gelişebilir. Kürt sorunu bitmedikçe, burası hukuk devleti olamaz. Çünkü baskı bitmez.”

“Bana göre Sayın Beşikçi’nin yaklaşımı Türkiye’nin çürüyen parçasından kurtulması, sağlığına yeniden kavuşarak, çağı, refahı ve mutluluğu yakalaması anlamına gelmektedir.

Aslında bu yönüyle çok da mantıklıdır. İki taraf da bir birinin gözünü oyacağına, bir birine tuzaklar kurup, ayak bağı olacağına hiç olmazsa bir taraf kendini kurtarsın; öteki taraf da kötülüğü, engeli kendinde arasın. Taraflar arasında düşmanca tavırlar sona ersin, dostluklar kurulsun. Aynı evde düşmanca yaşamaktansa, komşu evlerde dostça yaşamanın yolları aransın şeklinde anlaşılabilir.
Olaya Türkler tarafından bakıldığında, Beşikçi’ye katılmamak olanaksız. Ama benim aklıma hep o şarkı geliyor. “Beni böyle bırakıp git gidebilirsen.” Ben kendimi, yüzde üç gen eksik, beş gen fazla saçmalığının ötesinde Kürtlerle aynı insan olarak görüyorum. Onları, ağanın, şeyhin ve onlarla işbirliği içindeki dayatmacı bir yönetimin insafına bırakıp gitmeyi içime sindiremiyorum” demişim. Ama şu anda ben de, Sayın Beşikçi gibi düşünmeye başladığımı itiraf etmek istiyorum.

Çünkü kişisel vicdan ile toplumsal vicdan paralel yürümüyor. Toplumsal vicdan maalesef toplumun gerçek duygularında yeşermiyor. Genellikle faşist provokatörler, çıkar mafyaları ve teröristler, kendi çıkarlarını destekleyecek biçimde, toplumsal vicdanı şoven duygularla hamaset ikliminde yeşertiyorlar. Üstelik insanlar birbirine karşı kin ve nefret duygularıyla da donatılmışsa, toplum öfkeden beslenmeye başladıysa, orada insanlar her türlü faşizm için kullanılmaya da hazır demektir.

Ve bana göre 1990’lı yıllardan günümüze faşizm beslene gübrelene, Hitler Almanya’sının düzeyini geçmiştir. Çünkü faşizm otoriter, totaliter vs bir rejim gibi yönetsel bir tariften çok, insanda sevginin yerine kin ve nefreti ikame etmektir ki, bu başarıldıktan sonra gerisi keyfiyettir. Çünkü şu anda insanların, kesimlerin, grupların birbirine nefret ve kini, köprüleri atacak ve kendini yakacak boyuttadır.
Bunun için çözümü ve barışı savunmama rağmen, artık kesin ve en iyi çözümün ayrılık olduğunu düşünüyorum. Çünkü aslında halklar arasında böylesi bir ayrılık düşüncesi olmasa da, iki tarafın ulusalcıları arasında hiçbir zaman için, sürekli bir asgari müşterek olamayacağını, fırsatını bulanın fırsat bulduğu anda olay çıkaracağını düşünüyorum. Bunlara göre halkların ne düşündüğü ise, bu güne dek olduğu gibi bundan sonra da önemli olmayacaktır. Örneğin, bugüne dek devlet politikaları halkın isteğini ne kadar yansıtmaktadır ve PKK’nın isteğine hangi Kürt halkı itiraz edebilir?

Onun için şu anda silahlı mücadele çözümle bitirilse bile, bu kez siyasi mücadele adı altında, çocuklar sokaklarda taş atmaya, belediye otobüsleri yakılmaya devam edecektir. Ve ilerde bir yerlerden silahlı mücadelenin yeniden geri dönmesi de beklenebilir. Çözüm huzur ve barışı getirmiyorsa sorunun büyük bir bölümü çözülememiş demektir. Onun için kısa yoldan en kesin ve en iyi çözüm ayrılmaktır diye düşünüyorum. Ayrılmayıp birlikte yaşanacaksa da, bu bir referandum ile halka tasdik ettirilmelidir. Yani kararı halklar kendisi vermelidir.

Fakat ne var ki, şu anda ayrılmak en zor seçenektir. Çünkü ulusalcı kesimlerin anlaştığı tek nokta, Türkiye’nin bütünlüğüdür. Yani en az Türk ulusalcılar kadar, Kürt ulusalcılar da, artık bölünmeye karşıdır. Çünkü Kürt ulusalcılar eskiden Fırat’ın Doğusunda bir Kürdistan’a razı iken, şimdi Türkiye’yi ortadan bölüşelim deseniz de razı değildir. Onlar “Biz Türkiye’nin tamamına talibiz demektedir. Yani Türk ulusalcılar kadar, Kürt ulusalcılar da artık bölünmeye karşıdır. Ve bu durum bir ütopya falan da değildir.

İsterseniz birazcık da geleceğin tarihini yazalım. Şu anda bir kısmı hiç evlenmeyen, bazıları birlikte yaşayan ve evleneni de bir veya iki çocuk yapan Türk kesiminin çift başına ortalama çocuk sayısı bir veya birin altındadır. Yani bu şu demektir. Evli bir çift, yani iki kişi, kendi yerine iki kişi bırakamadığı için, artış bir tafra yerinde durması bile olanaksız olup, Türk nüfus hızla düşerken, çok çocuk yapan Kürt çiftler sayesinde Kürtler 2030 veya kırklı yıllarda nüfus ve yerleşim dengeleri sağlandıktan sonra, Devletin adı ve resmi dilin değişmesi gündeme gelecektir.
O zaman Türkler orta Anadolu’da Karadeniz’e çıkışı olan küçük bir toprak

parçasında bağımsızlık isteyecek olsa bile, Kürtlerin buna yanıtı vatan bölünmez olacaktır. Çünkü kendi kendini yok etmekte olan bir halka az da olsa bir toprak vermeyi kayıp olarak düşünecektir. Bu durum konfederasyon yoluyla 2030’lu yıllarda, konfederasyon olmaz ise, 2040’lı yıllarda nüfus artışı yoluyla gerçekleşecektir. Ve şu andaki iki tarafın ulusalcılarının ruh hali incelenirse, bunların farklı gelişmesini söylemek olanaksızdır.

Örneğin şu anda 18 yaş üstü Türk nüfus 40.5 milyon Kürt nüfuz ise 7.8 milyon iken 18 yaş altı Türk nüfus 15.7 Kürt nüfus ise 5.6 milyondur. Yani 18 yaş üstü Kürt nüfus, Türk nüfusun yaklaşık altıda biri iken, 18 yaş altında üçte biridir. Nüfusun aritmetik değil de geometrik arttığı düşünülürse, üstelik Türk tarafında artış, uzun süredir eksiye düşmüşse, bunların gerçekleşmesi hayal değildir.

Aslında değil Türkler ile Kürtler, tüm insanlığın devletsiz milletsiz bir arada insan olarak yaşamasını savunan bir kişi olarak, doğrusu böyle düşündüğüm için utanç duyuyorum. Neden kardeşçe bir birlik, barış ve huzur içinde yaşamalarını değil de, son otuz yılda yaşananların, otuz yıl sonra tersine yaşanacağını düşünüyorum diye kendimi suçluyorum.

Fakat ne yazık ki, insanlığın genetiğine işlenmiş kan ve kin. Devletler kan ve kinle besleniyor. Ve hiç kimse olumlu bir ders almak söyle dursun, herkes tam da aksini yapıyor. Uygarlık diye adlandırılan ve aslında uygarlıkla en ufak bir ilişkisi olmayan, bilim ve teknolojik gelişmelerin ilerleme hızı, insanlığın gerileme hızıyla doğru orantılı bir seyir izlemektedir. Bu yüzden gelecekte insanlığı ve insani duyguları bugünkünden daha iyi düşünemiyorum. Her şey kan davası. Tarihin en büyük soykırımına uğramış olan milletler, kendilerinde güç bulduğu anda, güçsüz üzerinde soykırımın daha beterini uygulamaktan geri durmuyorlar.

Yani her ne kadar ben böyle düşündüğüm için utanç duysam da, insanlar insan kanıyla beslenmekten hiç utanmıyor. Bu yüzden, gerçekler böyleyken olacakları farklı düşünemiyorum. Oysa Anadolu halklarının ortak noktaları dünyanın en homojen topluluklarından bile ileri olup, mikroskobik özelliklerin peşine takılmalarını akıl ile bilim ve çağ ile açıklamak olanaksızdır. Fakat ne var ki, insan böylesi bir yaratık ve akıldan çok duygudur. Hal böyle olunca da böyle bir fotoğraf ortaya çıkmaktadır.

Kürt ulusalcılar arkadaki bu büyük fotoğrafı görüyor ve artık oraya kilitleniyor, hatta o hedefi de, misakı milli sınırlarına taşımak istiyor. Türk ulusalcılar ise, yirmili otuzlu yıllara çakılıp kaldığından, 1950’den öte geçemediği için, ortada görünen küçük resmin bile, tam farkında değiller. Türkiye bölünecek diye ya da bütün kalırsa Türklük anayasadan silinecek diye, her tür çözümün karşısına çıkıyorlar.

nazmioner@mynet.com
 

Yayın Tarihi : 14 Mayıs 2013 Salı 00:26:22


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?
Yorumlarınız
yasar ertas IP: 5.61.150.xxx Tarih : 14.05.2013 11:19:40

bagimsizlik adi güzel hayali güzel bu güzelige kapilmak ta güzel  buna ugras vermek bunu elde etmek edincede bir güzellik elde etmek her baba yigidin yiyecegi nane degildir  bilhassa islam memleketlerinde bu nane buralarda  yetisir gel gelelim yemege önümüze gelinceye kadar naneyi nanelikten cikariz yenmez hale getiriz

hay diline esek arisi soksun diye sözümüz vardir aslinda nerden cikti bu diller iki kisi bir araya gelip derdini nesesini anlatamiyor bir dil tek dil hani olsa kiyametmi kopar

bagimsizlik ta bir dil bir bayrak altinda soyuna sopuna bakilmadan her istedigini yapiyorsa her mevkiye geliyorsa biraz düsünmekte fayda var (ama sen busundiyen var bu dünyanin neresinde olursa olsun insanin ic yapisinda var söylenir söyler ama yasalar bunu kisitlarda esitligi sagladimi ne hala saglamiyormu o zaman problem burada bunu saglar calismalar yapilmali(örnek: avrupa da bir kac memleket ve bu memleketin vatandasi olmak bu haklardan faydalanmak icin ilticalar siginmalar pupa yelken boyu kuyruk mu kuyruk ne oldu vatan millet sakarya misali oldumu oldu oranin vatandasi olan da olduktan sonra insan gibi yasar oldumu oldu ve kimse yasamiyor demesin gitsinler baksinlar  bir tek kelimesini bilmesede bir gün oranin vatandasi olurmu olur iste bu  bes ceker vatan millet sakaryaya oranin hesas halkida nerden geldi bunlar derler ama yasalar otur oturdugun yere der bu böyle giderde gider  bizim baslarda arada bir akil verir gidin gidin oranin vatandasi olun der  bende akil verme ya derim para ver yada memleketimi bunlardan daha güzel yap derim ben neyapayim dersen sen sadece kendi kasani düsüneyim dersen bu kadan bir kurus sosyal haklara vermessen bazen verir gibi görünürsen vedik diye basimiza ikide bir kakarsan vallah bayrak mayrak özür ama olmazki böyle deim o dr bu der bu is böyle uzarda uzar

simdiki zamanda su kürt türk meselesi altin cagini yasiyor  gec altini diyesim geliyor en güzel hak yasam hakki devam ediyor yasa yasa demisler tas ile mig arasinda yasa yasa demisler islama yakisan kelime gelsin demisler cani allah verdi allah alsin öyle böyle kimse dünyaya kazik kakacak degil ama yasarken bazi insanlar baskasina kazi kakmayi  yasam larinda bir güzellik sanmislarben bu kzi atarasam daha rahat yasarim demisler artik kazin ayagi öyledegil diyenler var bu da gün gectikce cogaliyor bir gün veya bu günlerde kazik yiyenler  uyaniyor haklarini aramaya basliyor bu hak nedir sosyal haktir ve yasam hakkidir olacak olacak bu memlekttede iyi seyler olacak belkide dünyani hertarafindan ilticalar gelecek  bunuda insalah bi beceririz bir seferinde bulgarlar geldi cuvalaik bu seferindede suriyeden gelenler oldu iyi basladik ama bundada cuvalmamaya baskadik yasalardami bir dandiklik var uygulmadami bir dandiklik var beynimizdemi var oturup bir düsünmekte fayda var bazen konulari birbirine bagliyor urgan  uzatiyorum ama bir güzellik istiyorum bilmem bunu bula biliyormuyum anlatabiliryormuyum saygilar sevgiler anca gidersin diyenlerde var olabilir ben kendi kendime yüürrü anca giderim diyorum   sag olalim hep beraber yürüyelim