1
Şubat
2026
Pazar
ANASAYFA

Uzlaşma Kültürü (13)

EGEMENLİK KAYITSIZ ŞARTSIZ MİLLETE AİT OLMALIDIR.

1982 Anayasasıyla, demokrasinin yeşertilmesi, çağdaş bir cumhuriyetin oluşturulması, ülkenin önünün açılması kesinlikle olanaksızdır.

Bu anayasanın bir şeyler vermekten çok, geri almayı içeren hak ve özgürlük anlayışı ortadadır. Genel başkan diktatoryasından başka bir şey olmayan siyasi partiler yasası ortadadır. Seçim yasasının yüzde onluk baraj sistemi ortadadır.

Onun için anayasa değişikliklerinde en temel ve en önemli ikinci husus, milli iradenin ülke yönetimine tam olarak yansımasıdır. Yani egemenlik kayıtsız şartsız ulusa ait olmalıdır. Yani bu anayasa ile ülkede demokrasiyi tesis etmek istiyorsanız, halkın kendi kendisini yönetmesini kabul etmek, buna darılıp gücenmemek zorundasınız.

Halk bilmez, biz yaparız diyemezsiniz. Maalesef ülkemizde bugüne dek ulusal irade, hiç hiçbir zaman için, kayıtsız şartsız ulusa ait olamamıştır. Ulusun yazgısını, önderler, liderler, kahramanlar, komutanlar ve bir biçimde kendisinde karışma gücü bulanlar belirlemiştir. Halka ve insana hiç güvenilmemiştir.

Milli iradenin, ulus egemenliğine yansımasını engelleyen en önemli iki faktörden birincisi, seçimlerde uygulanan baraj sistemi, öteki de MGK’dır.

Yüzde on gibi çok yüksek baraj sistemi sonucunda, halkın neredeyse yarısının oyları boşa gitmekte ve parlamentoda temsil edilmemektedir. Yüzde on baraj sistemi, 1950’li yıllarda uygulanan çoğunluk sisteminden bile vahşi ve adaletsiz bir sistemdir.

Örneğin 2002 genel seçimlerinde iktidar, muhalefet ve bağımsız olarak, parlamentoda temsil edilenler, halkın yüzde 54’ünü temsil etmekte olup, halkın yüzde 46’sının oyu boşa gitmiş ve parlamentoda temsil olanağı bulamamıştır. Baraj yüzde on olarak görünse de, milli iradenin parlamentoda temsilini, yarı yarıya etkileyebilmektedir. Seçimlere katılamayanlar da dikkate alındığında, halkın parlamentodaki temsili yarıdan da azdır. Oysa çoğunluk sistemlerinde bile bu denli bir adaletsizlik söz konusu değildir.

Bu yüzden seçim yasalarıyla, milli iradenin, büyük ölçüde parlamentoya yansımasını engelleyecek boyutlarda barajlara olanak verilmesi demokratik ve insani bir durum değildir. Barajlar makul düzeylere çekilerek, bu durumun anayasal güvence altına alınması mutlaka sağlanmalıdır.

Halkın öteki yarısını temsil ettiği savıyla parlamentoya giren parlamenterler de, gerçek bir halk temsilcisi olmaktan çok uzaktır. Bunlar halkı değil, genel başkanlarını temsil etmektedirler. Çünkü bunların seçimi, kendi genel başkanları tarafından yapılmıştır. Ve tamamen genel başkana yakınlıkla ilgili bir seçim olup, halkla bir ilgilerinin olması düşünülemez.

Yani milletvekilleri, mevcut siyasi partiler ve seçim yasalarıyla tamamen Genel başkanlarının temsilcisi konumunda olduklarından, bu durumda halkın temsiline olanak da yoktur. Çünkü halk genel başkanın seçtiğini seçmekte, ya da zorunlu olarak onaylamaktadır.

İşte anayasanın değiştirilmesi çalışmalarında bu antidemokratik durumların aşılabilmesi için, gerekli düzenlemeler yapılmalı, yani milli iradenin tam anlamı ile parlamentoya yansıması anayasal güvence altına alınmalı ve sonra da, öteki yasalar anayasaya uygun hale getirilmelidir.

Yani genel başkan diktasına son verilerek, seçilecek adaylar da, parti üyeleri tarafından ön seçimle belirlenmeli ve seçmenin sıralamada tercih hakkı da saklı tutulmalıdır. Siyasi partilerin işleyişi de demokratikleştirilmelidir.
 

Yayın Tarihi : 27 Haziran 2009 Cumartesi 11:49:08


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?
Yorumlarınız
www.cografyadersanesi.blogspot.com IP: 88.230.66.xxx Tarih : 28.06.2009 00:27:50

BAZEN ASKERİN KÖTÜ GİDİŞATA EL KOYMASI GEREKEBİLİR AMA...