ANAYASADA UZLAŞMA
İşte şimdi de, yukarıda saydığımız tüm bu ulusal özelliklerimize anayasa tartışmalarında bir kez daha tanık olacağız. Yani seksenli yıllarda bu anayasaya en çok kimler karşı çıkıyorsa, kimler faşist cuntanın antidemokratik dayatmaları gözüyle bakıyorsa, bu gün bu çağdışı anayasayı en çok onların savunduğunu göreceğiz. Hatta savunmanın da ötesinde, tapınma derecesinde bu anayasaya sarıldıklarını göreceğiz.
Ve yine o zamanlar bu anayasayı savunan ya da içine sindiren veyahut da, en azından, zararsız ve kabul edilebilir bulan herkes bu gün bu anayasanın değişmesini savunmaktadır. Taraflar neden böyle taraf değiştirmiştir derseniz, tabii ki çıkarları böyle gerektirmiştir.
Değişiklik isteyen değişikliklerden sağlayacağı avantajlarla devleti daha fazla eline geçirmeyi düşlemekte, karşı çıkansa, bana ne kalacak, o yetkileri ben ne zaman kullanacağım hesabı içindedir. Partilerden gelen ilk beyanatlar da bunu gösteriyor.
Bu işin görünen tarafı olmakla beraber, yukarda da değindiğim gibi olay aslında, birinin sahiplendiğine ötekinin karşı çıkmasıdır; birinin ak dediğine ötekinin kara demesidir. Eğer olay böyle değilse, neden herkes savunduğu değerlerden vazgeçmektedir. Örneğin vaktinde anayasanın değişmesini savunanlar, neden iktidar olanaklarını genişletir korkusuyla karşı çıkmaktadır. Zaten darbe anayasasından daha keyfi ve daha geniş bir iktidar olanağı olur mu?
Ama bizde ve tüm az gelişmişlerde politika, birbirine karşıt belli kalıplar içinde yapıldığından, gerçeğin ve olması gerekenin hiç önemi yoktur. Olayın gerçekleri ve gerekçeleri ne olursa olsun, az gelişmiş ülke politikacısının gerçeği kendi çıkarıdır. Ve çıkarların kişisel bir görünümden çıkarılıp toplusal bir görünüm kazandırılması için geliştirilmiş kalıpları vardır. Karşı taraf için geliştirilmiş ön yargıları vardır.
Örneğin iktidarda sol bir parti varsa, diğerleri anayasa değişikliğine, komünizmi getirecek, ya da milli değerlerimizi, geleneğimizi, kültürümüzü yerle bir edecek, türbanı yasaklayacak falan diye karşı çıkacaktır.
İktidarda sağ bir parti varsa, faşizmi getirecek, ülkeyi içine kapatıp, dünyadan soyutlayacak vs. denilebilir. Dinci bir parti iktidardaysa muhalefet, anayasa değişiklikleriyle türbanı serbest bırakıp, şeriatı getirecek, rejimi değiştirecek gibi kalıplaşmış ön yargılarla karşı çıkacaklardır.
Çünkü bunlara peşinen karşı çıkmayıp da, çağdaş anayasa teklifleriyle karşısına çıkıp oturup konuşmak, tartışmak ve asgari müştereklerde bir uzlaşmaya varmaya çalışmak tuzağa düşmek olur. Bir muhalefet için en doğru karar. İktidardan gelecek her teklife hayır demektir.
Değişiklik taraftarı iken, değişiklik karşıtı durumuna düşenler, elbette ki kuşkularında haklı olabilirler. Hatta Türkiye’de her iktidarın, yasaları kendi çıkarları doğrultusunda çıkarmak için her türlü hileye başvurduğu bir gerçektir. Ama bu böyledir diye, yıllarca karşı çıktığın, antidemokratik bir cunta anayasasını, nasıl canla başla savunabilirsiniz?
Anayasanın değişmesi için sizin iktidar olmanızı mı beklemek gerekir. Siz iktidar olabilecek misiniz veya ne zaman olabilirsiniz. Olamazsanız hep bu anayasayla mı yaşayacağız. Siz iktidar olduğunuz zaman, değişiklikleri iktidarınızın devamı ve devleti ele geçirme düşlerinizin dışında düşleyebilecek misiniz? Sizin muhalefetiniz de size benzer ön yargılarla karşı çıkmayacak mı? Bu sorular uzar gider ve bunlar çözüm değildir.
Çözüm, gerçekten demokrasiden yanaysan, gerçekten anayasanın değişmesini istiyorsan, her koşulda değişim düşüncesinin peşinden gitmektir. Değişim düşüncesini kaybetmemektir. Hem çağa, hem savunduğun değerlere ters düşmemektir.
İktidar olan da, samimi ise değişiklik isteğinde, değişikliklerle devleti daha çok ele geçirmeyi, yargıyı siyasallaştırmayı, rakipleri susturmayı, taraftarları kalkındırmayı değil, gerçek bir demokrasiyi hedeflemelidir.
Eğer hedefi bu değilse, devleti ele geçirmede ve halka isteklerini dayatmakta bundan daha güzel ve bundan daha ileri bir anayasa hayaldir. Zaten devleti, imam hatiplilerle parsellemiş, uzmanlık gerektiren birimlerin başına bile bunlar getirilmiştir. Bu iktidar gelmeden önce ülke işsiz imamla doluyken, bu gün boşta imam kalmamış, köylere imam bulunamamaktadır.
Yargı ise zaten yeterince siyasallaşmış olup, cumhurbaşkanlığı seçimlerinde bunun darbesini yiyen bir iktidarın, yargıyı siyasallaştırma peşinde koşması intihardır. Çünkü devlet ebediyen onun elinde kalmayacaktır.
Sayın Öner, 82 anayasasına karşı çıanların, bu anayasayı ilahi kitap gibi muhafaza ediyor olmasında benim açımdan şaşılacak bir şey yoktur. Tıpkı, muhalefette iken söylediklerinin, iktidar olunca aksini yapan siyasilere şaşmadığım gibi buna da şaşırmıyorum.
Ne yazıkki bizim ülkemizde yapılan her işin, söylenilen her sözün altında bir HESAP yatmaktadır. Bunada şaşırmıyorum... Çünkü siyasetçilerin hesapları olmalıdır.
Beni asıl şaşkınlık ve hayretler içine düşüren ise; Bu ülkenin aydını enteleküelidir Bir ülkenin aydını nasıl oluyorda bu kadar kör, bu kadar fikir yoksulu olabiliyor buna şaşıp kalıyorum!
Yeni anayasa tartışmaları devam edip giderken, Ben bekliyorum ki, bir aydın, bir fikir adamı çıksında, bu anayasanın sistematiğinde hata vardır, bu anayasa adil bir sistem içermiyor diyerek yeni bir anayasa için sebep göstersin...
Ama böyle bir fikir adamı, böyle bir entelektüel aydın yok güzel ülkemde. Acaba bizim mevcut anayasamızın sistematiğinde hata veya kusur yokta ondan mı? Acaba, adaletli bir anayasaya sahibizde ondan mı?
Tabii ki hayır.
Sayın Öner ,Size basından aıntılar yolluyorum ,muhakkak okumuşunuzdur
Saygılar Avibeto
Bahçeşehir Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yılmaz Esmer öncülüğünde ve İngiltere Dışişleri Bakanlığı’nın katkılarıyla, 34 ilde yapılan “Radikalizm ve Aşırıcılık Araştırması” Türkiye geneli için ilginç sonuçlar ortaya koydu Prof. Dr. Esmer’in öncülüğünde 12 Nisan-3 Mayıs tarihleri arasında 34 şehirde, 1715 denekle yüz yüze görüşülerek yapılan araştırmanın sonuçları “Siyasi ve Dini Aşırıcılık” başlıklı bir uluslararası konferansla açıklandı. Hoşgörü, kadın-erkek eşitliği, AB ve ABD’ye yönelik tutumlar gibi konuların incelendiği araştırmanın sonuçları ilginç sonuçlar ortaya koydu. Hoşgörüyü ölçmek amacıyla sorulan deneklerin %64’ü Yahudi, %52’si Hıristiyan, %66’sı hiçbir dine inanmayan %26’sı ise başka bir ırk veya renkten komşu istemediğini belirtti. Söz konusu unsurlara en hoşgörüsüz yaklaşanların 15 ile 18 yaş arasındaki gençlerin olması da dikkat çekti. Araştırma ayrıca, üniversite mezunlarının en hoşgörülü grubu oluşturduğunu, eğitim seviyesi düştükçe hoşgörü oranının da azaldığını ortaya koydu.“Bunlardan hangisi sizin için birinci sırada gelir?” sorusunda ise deneklerin %62’si ‘din’ cevabını verirken, %16 laiklik, %13 demokrasi, %5 etnik kimliğim, %4 ise yeterli bir gelir düzeyi cevabını verdi. Araştırmaya göre, dünyayı anlayabilmek için yüzde 56 din kitaplarının, yüzde 44 ise bilimin önemli olduğunu düşünüyor. Yaratılışa inananların oranı yüzde 93 iken, evrime inananlar sadece yüzde yedi.
TÜRKİYE VE DÜNYA İÇİN “TEHDİT”LER
Aşırı İslamcı akımların Türkiye için ‘büyük tehdit’ olduğunu düşünenlerin oranı %34 iken, deneklerin %35’i ‘bir ölçüde tehdit’ olarak değerlendirdi. Yüzde 90 İsrail’i, yüzde 80 şeriatı, yüzde 73 komünizmi “aşırı” olarak görüyor. Aşırı bulunan diğer unsurlar arasında ise El-Kaide, faşizm, ırkçılık, Taliban ve Hamas geliyor. Bugün dünyadaki sorunların sorumlusu olarak ise sırasıyla, cahillik ve eğitimsizlik, İsrail, terör, ABD, kapitalizm, insanlar arası eşitsizlik, dini inançların zayıflaması ve AB görülüyor.
PROF. NARLI: Sayılar uyarı niteliğinde
Konuyla ilgili görüşlerine başvurduğumuz Bahçeşehir Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Rektör Yardımcısı, sosyolog Prof. Dr. Nilüfer Narlı, araştırmanın Türkiye geneli için bir “hoşgörüsüzlük” tablosu ortaya koyduğunu belirtti. Farklı nedenlerden dahi olsa, ayrımcılığa uğradığını düşünenlerinin ortalamasının yüzde 17 olmasının Türkiye için “önemli bir uyarı” olduğunu belirten Prof. Narlı, İslam kimliğinin halkın yaşam tarzını belirlemede çok önemli bir etken olduğunu dile getirdi. Araştırmanın da bu sonucu ortaya koyduğunu vurgulayan Nilüfer Narlı, halkın kendi dini değerleriyle çatışan veya dini değerlerine bağlı olarak farklı yaşam tarzları ortaya koyanları tolere edemediğini belirtti.03 Haziran 2009