1
Şubat
2026
Pazar
ANASAYFA

Yargının Bağımsızlığı Garantiye Alınmalıdır.

Daha önceki pek çok yazımda da belirttiğim gibi, devlet demek adalet ve güvenlik demektir. Bu ikisi devletin en temel görevidir, devletin varlık nedenidir. Adalet ve can güvenliği sağlanamıyorsa, ortada devlet de yoktur, bunu sağlayamayan bir devlete gerek de yoktur.

Onun için yeni anayasada, yargının bağımsızlığı ve (adli kolluk sisteminin kurulmasıyla, sağlanacak mali ve başka olanaklarla,) yürütmenin desteği olmadan işlevini sürdürebilecek biçimde özerkliği sağlanmalıdır.

Ayrıca yargı ve yargılama anlayışına da, insani bir boyut kazandırılmalı, yargılanan kişi azılı bir katil de olsa, bir gangster de olsa, sıradan bir sanık da olsa, bir makine veya robot olmayıp insan olduğu dikkate alınarak, insani bir davranış gösterilmelidir.

Yargının bu yönüyle de pek çok sabıkası vardır. Örneğin yüz kere kapkaça karışan adamı yüz kez salmış, yüz birinci seferinde adam bir polisi vurmuştur. Karısını öldürmek için ağır yaralayan adamı serbest bırakmış, adam hastaneye giderek, yoğun bakımdaki karısını öldürmüştür. Pek çok yargılama da siyasi şova dönüştürülmüştür. Kısa bir zaman dilimine bakılsa, daha böyle sayısız olay bulmak olanaklıdır.

Bunlar tutuklansa olay önlenecekken, yargı tutuklamayıp serbest bırakarak daha kötü sonuçlara neden olmuştur. Fakat bu kez ülkenin eğitimine çağdaşlaşmasına hayatını adamış, hastanede kanser tedavisi gören yaşlı bir kadını, yargımız baskın metoduyla ve büyük bir gösteriş ve şaşaa ile çok büyük bir marifet yapmış gibi, Türk hukuk sisteminin zaferiymiş gibi bir tutumla tutuklayıp hapse koymaktadır.

Derin devlet gibi demokrasi dışı ve bazı askeri ve sivil bürokrasi gibi sistem dışı, dayatmacı ve despot mafya benzeri yapılanmaların birinci derecede karşısında olan insanları bile, bu yargılama usulü çileden çıkarmaktadır.

Ola ki suç unsuru bulunsa bile, kanserin pençesinde ölümünü bekleyen bu yaşlı kadın, tutuklanmasa kaçacak veya ihtilal mı yapacaktır. Oysa karısını kurşun yağmuruna tutan insanın suçu sabit olup, kaçma olasılığı da vardır, yeni cinayetler de işleyebilir. Nitekim işlemiştir.

Burada ki temel fark, birici olayda vatandaşın vatandaşa karşı suç işlemesi söz konusu olup; vatandaş da, onun güvenliği de, devlete göre zurnanın son deliğidir. Oysa ikinci olayda devlete karşı bir suç isnadı söz konusu olup, devlete karşı çıkanın başı ezilecektir.

Bunun ne kadar yanlış bir şey olduğunu ikibin yıllık tarihimiz boyunca görüp yaşadığımız halde, hala hiç ders alınmadığı ve hala aynı yanlışlarda ısrar edildiği, buralardan siyasi çıkar beklendiği anlaşılmaktadır.

Örneğin daha iki yıl önce Kürtçe yasakken, 17 yıl önce döviz bulundurmak yasakken, 20 yıl önce komünizm yasakken ve bunlar devlete karşı işlenmiş suçlar sayılırken ve hatta bu suçlar vatana ihanet gibi algılanırken, bu gün hiç birisi suç değildir.

Kürtçe televizyon yayındadır, bankalardaki vatandaşın döviz mevduatları zaman zaman Türk Lirası cinsinden mevduatları aşabilmektedir ve komünist partisi genel seçimlerde, komünizm propagandası yaparak seçime girmektedir.

Yani çoğu zaman veya çoğu yerde siyasi suç denilen şey suç bile değildir. Ama karısını vurmak ve kapkaç yapmak her zaman ve her yerde suçtur. Bu yüzden yargının temel işlevi vatandaşın güvenliği olmalıdır.

Ve devlet kendi güvenliği için değil, esasen vatandaşın güvenliğini sağlamak için vardır. Tüm olanakları kendi güvenliğine seferber ederek, vatandaşın güvenliğini oluruna bırakan bir devleti, devlet saymak olanaksızdır.

Siyasi davalardaki bu tür hesaplaşmalar, tutuklamalar ve tutuklanış biçimleri yargıya güvenin ötesinde, insanların hak ve özgürlüklerinin de artık garanti altında olmadığının göstergesi gibi kabul edilmektedir.

Ayrıca demokrasi açısından, çok ciddi ve çok önemli bir dava, iktidarın rakiplerini sindirmesi görünümüne ve şova dönüşmekte, dava sulandırılmakta ve ciddiyetini yitirmektedir.

Çünkü bu insanlar sanıktır, henüz suçları sabit değildir. Zaten suç da siyasi olduğu için, nerede ve ne zamana dek suç sayılacağı belli değildir. Geçmişte siyasi suçlardan yargılananların çoğu, sonradan kahraman olmuştur.

Bunlar nezaket çerçevesinde, insani kurallar çerçevesinde, bilgisine başvurulacak vatandaşlar gibi yargıya davet edilebilir ve tutuklanmasında zorunluluk varsa tutuklanılabilir. Bu çapta insanların kaçmayacağı varsayılarak tutuksuz yargılanması yeğlenmelidir. Ev hapsi gibi sistemler geliştirilebilir.

Ergenekon yargılamalarına, demokrasi anlayışları gereği destek veren, devlette her tür gizli girişime ve yasadışı örgütlenmeye karşı çıkan veya tarafsız kalan ya da olayla ilgilenmeyen pek çok insandan şu sözleri duydum.

“Türkan Saylan ve Mehmet Haberal gibi dünya çapında bilim adamları bile bu kadar kolay tutuklanabildikten sonra, artık herkes, her an için tutuklanabilir.”

Bu da şu demektir. Eğer yargılama biçimi insanları bu sonuca götürüyorsa, vatandaş gözünde bağımsızlığını kaybetmiş demektir. Yargı hak ve özgürlüklerin güvencesi olması gerekirken, hak ve özgürlüklerin güvenliğini ve kullanımını, tehlikeye atan bir kurum durumuna gelmektedir.

Muhalefette bundan rahatsız olan siyasiler ise, iktidar olduklarında bunu fırsat kabul etmekte ve fırsatı ganimet bilmektedir. Bu da yargıya güvensizliği büyütmektedir.

Siyasetin elini yargıdan çektirecek ve yargıyı bağımsız kılacak, yargıyı özerkleştirecek önlemler, yeni anayasada sağlam biçimde mutlaka yerini almalıdır. Bu gün dünyada ileri gitmiş olan ülkeler, yargısını çağdaş bir çizgide, bağımsız ve özerk olarak sürdürebilen ülkelerdir.
 

Yayın Tarihi : 5 Temmuz 2009 Pazar 10:35:09


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?