Ülkemiz nüfusunun yaklaşık yüzde 12’sini oluşturan özürlü bireylerin problemleri, yalnızca kendilerinin, ailelerinin ve yakın çevrelerinin değil, tüm toplumumuzun ortak problemidir, böyle olmalıdır. Özürlü olmak; doğum öncesi, doğum anı veya doğum sonrası faktörlerin etkisiyle ortaya çıkan bir sonuçtur. Ancak, erken tanı, özürlülüğün önlenmesi, özürlülerin her insan gibi hayatın her alanında kendi başlarına, kimseye muhtaç olmadan varlıklarını sürdürebilmeleri, elbette ki toplumun bu konuya daha duyarlı ve yapıcı yaklaşımı ile sağlanacaktır.
Ama öncelikle toplumun genelinin bu konu hakkında bilgi sahibi olması gerekmektedir. Bu da ancak eğitimle mümkün olabilecektir. Konuyla ilgili eğitim; okullarda sağlanabileceği gibi, bu hizmet, eğitimini tamamlamış ve okulla ilişiği kalmamış yurttaşlara da ulaştırılmalıdır. Söz konusu eğitim konuyla doğrudan ilgili sivil toplum örgütlerinin veya konuya duyarlılık göstermek inceliğinde bulunan farklı alanlarda faaliyet gösteren sivil toplum örgütlerinin, belediyelerin, özel veya devlete ait eğitim kurumlarının yine bu arada üniversitelerin düzenleyebilecekleri sempozyumlar, seminerler, paneller gibi faaliyetlerle sağlanabileceği gibi özellikle geniş kitlelere ulaşmada en etkin vasıta olan kitle iletişim araçları vasıtasıyla bu ihtiyaç giderilebilecektir.
Düzenlenecek eğitim amaçlı sempozyum vb. faaliyetlerin sesleneceği kitle son derece sınırlı kalacakken, kitle iletişim araçlarıyla ulaşılacak kitle bunlara oranla milyonlarca kez daha geniş olacaktır. Bilindiği gibi kitle iletişim araçlarının haber verme, bilgilendirme, kamuoyu oluşturma ve eğitim gibi işlevleri bulunmaktadır ki, seçilecek haberler, hazırlanacak özel programlar aracılığıyla toplumun konuya ilişkin en kolay, en etkin ve en ucuz şekilde bilgilendirilmesi, eğitilmesi sağlanabilecektir. Toplumun ilgisi konuya çekilecek, halkın konuyla ilgili daha duyarlı olması düzenli aralıklarla gerçekleştirilecek yayınlarla sağlanabilecektir. Tabii yalnızca halkın değil, yönetim kademelerinin de özürlü yurttaşlarımızın sorunlarıyla daha yakından ilgilenmesi temin edilecektir.
Bilindiği gibi her sene 10-16 Mayıs tarihleri arasında Sakatlar Haftası kutlanmaktadır ve bu vesileyle özürlü yurttaşlarımız bir hafta boyunca yazılı, görsel ve işitsel kitle iletişim araçlarında hemen her gün yer almaktadır. Yine çeşitli kurumlar tarafından hazırlanan ilanlar, afişler veya düzenlenen toplantı veya diğer etkinliklere ilişkin duyurular caddeleri, sokakları süslemektedir. Gerçekte bu ilginin yalnızca senenin bir haftası değil, senenin tümüne dağılmış bir vaziyette düzenli olarak devam etmesi gerekmektedir. Özellikle de kitle iletişim araçlarında. Çünkü kitle iletişim araçları (medya), özürlü yurttaşlarımızın seslerini duyurabilecekleri en uygun araçlar.
Kitle iletişim araçlarının en önemli ve en etkili aracı olan medya, özürlü bireylerin seslerini duyurmalarına ne kadar yardımcı oluyor? Özürlü bireyler en çok hangi konularla haber oluyorlar? Medya Takip Merkezi (MTM), 2004 yılında yazılı ve görsel basında yer alan özürlü bireylerle ilgili haberleri mercek altına aldı. Gazete, dergi ve TV kanallarında yapılan araştırmaya göre, özürlülerle ilgili olarak geçtiğimiz yıl toplam 9.514 haber yayımlandı. Bu haberlerin 7.966 tanesi gazete ve dergilerde yer alırken, 1.548 tanesi ise televizyon kanallarında izleyiciye ulaştı. MTM'nin araştırma sonuçlarına göre, 2004 yılında, 345 farklı gazete ve dergide, 27 TV kanalında, toplam 9.514 haber, engellilerle ilgili oldu.
Yazılı ve görsel basının, özürlü bireylerle ilgili haberlerinde en çok değindikleri konu, yüzde 22 oranında, özürlü yurttaşlarımızın yaşadığı sıkıntılar oldu. Haberlerin yüzde 12'si özürlüler için yapılan yardım kampanyalarıyla ilgili olurken, yüzde 11'i spor faaliyetleri, yüzde 9'u özürlü bireylerin çeşitli alanlardaki başarıları, yüzde 8'i engellilere özel hizmetler ile ilgili oldu. Bunlar gazete ve dergilerde yüzde 93.3 oranında haber olarak yer alırken; yüzde 6.7 oranında ise köşe yazılarına konu oldular.
TV kanallarında toplam 1.548 kez özürlü bireylere ilişkin habere yer verildi. Özürlüler televizyonda yüzde 80.7 oranında, en çok haber bültenlerine konu olurken, diğer program tipi ise aktüel programlar oldu. Özürlü bireylerin spor etkinlikleri, TV kanallarının en çok yer verdiği konulardan biri ve "spor" programları, engellilere en çok yer veren üçüncü program tipi oldu.
Sayı her ne kadar çokmuş gibi görünüyor olsa da gerçekte yüzdeye vurulacak olursa oldukça yetersiz kalmaktadır. Gerçekte özürlü bireylere ilişkin yayınların sayıca çok olmasının yanı sıra, bunların ortak olarak saptanmış bir amaca yönelik hizmet edecek içerikle ve en önemlisi de doğru bir terminolojinin kullanımıyla hazırlanmış olması gerek.
Geniş kitlelere ulaşan basın yayın kuruluşlarının toplumu bilgilendirirken ve kamuoyu oluştururken son derece dikkatli davranması gerekir. Çünkü yapılan yanlıştan geri dönüş, yayının ilk halka ulaştığı anki kadar etkili olamamaktadır genelde. Bu yüzden haber veya makale kaleme alınırken veya program hazırlanırken seçilecek kelimeler, seçilecek konular özenle belirlenmelidir.
Şu unutulmamalıdır ki, özürlü kişilerin toplumdaki herhangi bir insandan farkı yoktur. Herkesle eşit, aynı insan ve vatandaşlık haklarına sahip, saygı görmeyi hak eden bireylerdir. Kariyerleri, ekonomik düzeyleri, yaşam biçimleri herkes de olduğu gibi farklı farklıdır. Arkadaşları, özel ilişkileri, eşleri, çocukları, aileleri, hoşlandıkları ve hoşlanmadıkları vardır. Dolayısıyla yapılan yayınlarda odak noktası özürlülük değil insan olmalıdır. Özürlüler, engelliler, özürlü, engelli, körler, sağırlar, spastik, mongol, beyin özürlü gibi özelleşmiş bir grubu ifade eden genellemeler damgalayıcı ifadelerdir.
Özürlülük bireylerin bir çok özelliğinden biridir. Bu özelliğe yapılan vurgu onların insan yönünü ikinci plana iter. Bunun yerine “özürlü kişiler”, “özürlü birey” gibi ifadeler kullanılmalıdır. Çeşitli alanlarda başarılı olmuş özürlü kişilerin başarılarını abartılmasından kaçınılmalıdır. Farklı branşlarda başarı elde etmiş özürlü bireylerin bu başarıları abartılmadan, diğer bireylerin de bu başarıları elde edebileceği vurgulanarak gündeme getirilmelidir. Abartılı sunum bütün özürlü bireylerin aynı düzeyde başarılı olması beklentisini vurgulayabilir ki bu da konunun başka bir olumsuzluk boyutuna neden olabilir. Sonuçta sağlıklı bireyler için elde etmiş oldukları başarı ne anlam ifade ediyorsa özürlüler için de aynı öneme haiz olduğu izlenimi verilmelidir.
Yazarlar, gazeteciler, yapımcılar çalışmalarını topluma sunmadan önce doğruluğunu kontrol etmekle sorumludurlar. Yayınlarda hazırlanan metinlerde hatayı sıfıra indirmek maksadıyla özürlü kişilerden ve organizasyonlarından danışmanlık alınmalıdır. Özürlü kişilerin medyada çalışmaları desteklenmelidir. Medya kuruluşları özürlü kişileri istihdam etmek için daha çok çaba harcamalıdırlar. Özürlü kişiler medyanın tüm kademelerinde yer aldıkça özürlülere yönelik medya tutumları da değişecektir.
Medya kuruluşlarına ve medya içeriğine ulaşılabilirlik artırılmalıdır. Özürlü kişilere eşit istihdam olanakları yaratmak için medya kuruluşları binalarını, ekipmanlarını, politika ve uygulamalarını özürlü kişilere uygun bir hale getirmelidirler. Medyada yer alan tüm yayınların özürlü kişilerin yararlanabileceği formatta olması önemlidir. Örneğin TV programları işitme özürlü kişiler için işaret dili veya alt yazı ile desteklenmeli, yazılı basın görme özürlü kişiler için farklı formatlarda ulaşılabilir olmalıdır. (braille, elektronik format vb) Bu özürlü bireylere net bir şekilde toplumun değerli bir üyesi oldukları mesajı verecektir ve onların sosyal yaşama katılım çabalarını artıracaktır.
Nitekim, Radyo ve Televizyon Yayınlarının Esas ve Usulleri Hakkındaki Yönetmeliğin “Yayın İlkeleri” başlıklı 5. Maddesinin (u) bendinde, “Yayınlarda, insanların bedensel ve zihinsel engelleriyle ilgili duyarlılıkları dikkate alınmalı, engelli izleyicilerin yayınları izlemelerini sağlamak amacıyla (işaret dili, alt yazı vb.) gerekli düzenlemelerin yapılmasına özen gösterilmelidir” hükmü yer almaktadır.
Medya kuruluşlarının tüm çalışanlarını özürlülükle ilgili konularda eğitilmelidir. Böylece özürlü kişilere yönelik farkındalıkları artacak, uygulamada karşılaştıkları zorluklar azalacak ve bunların ürünlerine yansımaları değişecektir.
Özürlülerin toplumsal yaşama eşit katılımlarını temin için, onların sahip oldukları hak ve yükümlülükler konusunda birey, aile ve toplumun bilinçlendirilmesi, günlük yaşamlarında kendi başlarına yaşayabilme kapasitelerinin arttırılması yönünde de atılmış ciddi bir adımı oluşturacaktır. Bu hususların yerine getirilmesinde kitle iletişim araçlarının oynayacağı rol ayrıca önem kazanmaktadır.
Bilgi, hizmet ve fiziksel çevre koşullarının özürlüler için ulaşılabilir hale getirilmesi, eğitimde fırsat eşitliği sağlanması, istihdamın, istihdam alanlarında özürlülerin de yararlanabilmelerinin sağlanması ve teknolojiye uygun alet ve cihazların özürlülerce elde edilmesini kolaylaştırıcı önlemlerin alınması, özürlülerin sosyal güvenlikleri ile gelirlerinin korunması, aile hayatı ve kişisel bütünlükleri ile kültür, eğlence spor alanlarına tam katılımlarının sağlanması gerekmektedir. Toplumun ve devlet kurum ve kuruluşlarının, karar ve yönetim mekanizmalarının tüm bu konulara ilişkin dikkatinin çekilmesi, toplumun tüm bireylerinin sayılan bu konuların takipçisi olabilmesi için öncelikle toplumun konuyla ilgili yeterli, doğru ve güncel bilgilere gerekli sıklıkta ulaşabilmesi gerekmektedir. İşte bu noktada, toplumun özürlü bireylere yönelik ciddi ve yapıcı nitelikte tutumunun oluşturulması aşamasında, medya organlarına büyük görevler ve sorumluluklar düşmektedir.
çok güzel yazmışsınız