20
Mart
2026
Cuma
ANASAYFA

Yeni medya düzeni

Tekelleşme sadece belli bir ülkeye ait bir olgu değildir, uluslararası bir sorundur. Uluslararası sermaye ve bu sermayeyi denetiminde tutan çok uluslu şirketler medya tekelini biçimlendirmiş, medya tekelleri de uluslararası koşullarda örgütlenmişlerdir. Bu durum tüm medyanın, dünya ölçeğinde birkaç elde toplanması sonucunu doğurmuştur. Diğer deyişle toplumun her türlü enformasyona ulaşmak için ilk başvuru kaynağı olarak yöneldiği kitle iletişim araçları sadece birkaç tekelin denetimine bırakılmıştır ki bu, aynı özellikler taşıyan mesajların farklı araçlar kullanılarak kitlelere ulaştırılması anlamına gelmektedir. Dolayısıyla görünüşteki tüm çeşitliliğe rağmen bireyler kendilerini tek yönlü bir iletişim ortamında bulmaktadırlar.

Çok yakın bir zamana kadar yayıncılığa hakim olan ilke kamu yararı ilkesi hakimken durumun tam tersine değişmiş olduğu görülmektedir. Ulusun kamusal, siyasal hayatına katkıda bulunmak, ulusal birlik duygusunu daim tutmak, toplumun gelişimine katkı sağlamak gibi amaçlar neredeyse tümden unutularak veya çıkarların çatıştığı durumlarda görmezden gelinerek sermaye sahibinin ve onun ilişkide bulunduğu bir kısım çevrelerin faydaları doğrultusunda içerik düzenlenir olmuştur.

Kamu yararını gözeten düzenlemeden, ekonomik zorunluluklar dolayısıyla yeni bir düzenlemeye geçilmiştir. Artık medya aracılığıyla bireylere bir ulusal topluluğun vatandaşları olarak değil de bir tüketim piyasasının üyeleri olarak bakılmaktadır. Kamu hizmeti döneminin siyasi ve sosyal endişelerinin yerini, yeni medya piyasalarının gelişimini engelleyen faktörlerin tespiti ve bunların ortadan kaldırılması almıştır.

Medya şirketleri ve holdingleri kamu yararına ilişkin herhangi bir felsefe taşımadıkları için artık sadece tüketici taleplerine cevap verir ve tüketicinin seçme talebini azami kılmaya çalışır duruma gelmiştir. Yeni medya kuruluşlarının en önemli amacı bundan böyle ürünlerini mümkün olan en geniş tüketici kitlesine ulaştırmaktır. Bu durumda da sürekli genişlemeci bir eğilimdedirler. Yeni görsel-işitsel mekanlar ve piyasalar inşa etmek gayretiyle durmadan çalışmaktadırlar.

Asıl mesele sadece medya sektörünün bütünleşmesi meselesi değildir. Her şey eğlence ve bilgi hizmetlerinin telekomünikasyon sanayi ile yöndeştiği çok daha temel özellikte bir dönüşümdür. Bu amaçla dünyada multimedya devi olarak adlandırılan şirketler doğmaktadır. Bu şirketler yalnızca yazılı, görsel ve işitsel yayınlar değil, iletişim hizmetleri, bilgisayar oyunları ve yazılımları, video ve diğer interaktif hizmetler de sunmaktadır.

Ulusal toplulukların eski sınırlarının ve engellerinin yıkılması artık zorunludur ve bu sınırlar, ticari stratejinin yeniden örgütlenmesinin önündeki keyfi ve irrasyonel engeller olarak görülmektedir. Görsel-işitsel coğrafyalar böylece ulusal kültürün sembolik mekanları olmaktan uzaklaşmakta, uluslararası tüketici kültürünün daha evrensel ilkeleri temelinde yeniden düzenlenmektedir. Pek çok ülkede görülen ithal programların serbest ve engelsiz dolaşımı yeni düzenin bir sonucudur ve amaç bu ihracın olabildiğince genişletilmesidir. Bu öyle bir arzudur ki, bunun mantığı nihai olarak küresel programlar ve küresel piyasalar oluşturulmasına varır.

Küresel sistem bu anlamda yerel düşünceye karşıt bir yapı olarak ortaya çıkmaktadır. Burada kendi kaderini tayin etme, ulusal farklılığın varlığı, ekonomik ve siyasal düzenin dış etkilerden bağımsız olarak işleyişi küresel sistem tarafından engellenmektedir. Bu anlamda yerel söylem ve yerel düşünce edilginleştirilerek uyumlulaştırılmaya çalışılmaktadır. Ancak bu süreç, yereli görmezden gelerek gerçekleşmez. Bu yüzden, küresel söylem kendi kavramlarını ve anlam oluşumlarını yerel söyleme yerleştirir. Böylece yerel söylemdeki kavramlar asıl anlamlarından soyutlanmış ve içleri boşaltılmış olur. Bu şekilde uyumlaştırma politikaları rasyonelleştirilmiş olur. Farkındalıklar yok edilir.

Çok uluslu küresel şirketler, dünya uluslarına birbirlerinden nasıl ayrıldıkları açısından değil, birbirlerine nasıl benzedikleri düşüncesiyle bakmaya başlamışlardır. Dolayısıyla her şey ortak küresel bir tarza bürünecek şekilde standartlaşmaktadır/standartlaştırılmaktadır, ancak fazla göze batmamaya dikkat sarf ederek. Benzer kitleler yaratıldığı taktirde aynı ürünün talep edeni de böylelikle daha çok olabilecektir. Bireylerin tüketim çılgınlığına sürüklenmesi söz konusudur. Üstelik doyumsuzluk tükettikçe artmaktadır. Çünkü kullanıp atma alışkanlığı yaşamın her alanında egemen kılınmıştır.

Günümüzde kişilerin dünyada ve çevrelerinde olup bitenler hakkında doğrudan bilgi edinmesi mümkün olmadığından, çeşitli olaylar ve toplumsal sorunlar hakkında bilgi sahibi olabilmek için ilk başvuru kaynakları çoğunlukla kitle iletişim araçları olmaktadır. Dolayısıyla yalnızca kendilerine iletilen bilgilerle yetinmek durumunda kaldıklarından, olayların ve sorunların farklı boyutları yada bunların arkasındaki gelişmeler hakkında ancak başvurdukları kitle iletişim araçlarını idare edenlerin istedikleri kadarını bilebilmekte hatta onların istedikleri şekliyle bilebilmektedirler.

Önceki dönemlerde kitle iletişim araçlarının düşünce, tutum ve davranışları değiştirme gücü üzerine odaklanan ve bu araçların ancak sınırlı bir etkisi olabileceğine işaret eden araştırmaların kapsamı önemli ölçüde genişleyerek, kitle iletişim araçlarının bildirme ve farkına vardırma gücü üzerinde durulmaya başlanmıştır. Kitle iletişim araçlarının, kişilerin düşünce ve davranışları üzerinde doğrudan etkide bulunmadan da algılama biçimlerini etkileyebilecekleri ortaya konmuştur.

Medyanın kamuya, belki ne düşünebileceğini değil ama ne hakkında düşüneceğini söyleme konusundaki etkisini kabul eden gündem belirleme yaklaşımına göre, medya çeşitli bilgileri kamunun zihinsel sıralamasına yerleştirmekte ve toplum gündemindeki konuları düzenlemektedir. Bunun sonucunda medya toplumun eşik bekçiliğini yapmaktadır.
Medya; bireylerin düşüncelerinin oluşturulmasında, yönlendirilmesinde, alışkanlıklarının değişebilmesinde etkin bir araçtır ki, nitekim bu özelliğinden faydalanma yoluna giden pek çok büyük sermaye sahibi bu alana hiç ilgisi olmayan farklı sektörlerden gelerek yerleşmiştir. Medya, yaşama alışkanlıklarına etki edebilmektedir. Bu artık aşikardır.

Medya, nerede ne yemek yeneceğinden, ne giyileceğine, neyin okunup neyin izlenmesi gerektiğine kadar her konuda tavsiyelerde bulunur. Reklamlarda, en gereksiz ürünlerin dahi insan hayatı için vazgeçilmez nesneler olarak kabul edilmesini sağlamaya yönelik çeşitli varyasyonlar hazırlanır. Mal satabilmek için tutumlar, yaşama alışkanlıkları, gelenekler, huylar değiştirilir, bu sonrasında ciddi düşünce sapmalarına da yol açabilecektir ama önemli olan ulusal çıkarların korunup gözetilmesi değildir, önemli olan küresel bir kısım ekonomik ve/veya siyasi güç sahiplerinin menfaatlerinin gözetilmesi ve devamlılığının garanti altına alınmasıdır.


Tek yönlü haber akışı

İnsan yaşamının ve bilincinin en ücra köşelerine kadar egemen kılınan ideolojik ve kültürel hegemonya, aynı değerlerle aynı biçimde yaşayan insanlar yaratmaktadır. Diğer bir ifadeyle yığınlar tek tipleştirilmektedir. Bireyler, önemli siyasal, toplumsal olayları izlerken, gelişmeleri medya tekellerinin ve bunların arkasında metropol ülkelerdeki egemenlik yapısının vurguladığı ideolojik dünya tasvirini izlemektedir.

Bu noktada tek tipleşme öncelikle edilgen kılma ile başlamaktadır. Siyasi, toplumsal veya ekonomik sahada gerçekleşen tüm olaylar, yaşanan tüm gelişmeler edilgen bir tavırla izlenebilen seyirlik bir oyuna dönüştürülmektedir, buna uygun yeniden kurgulanmaktadır. Bu, haber programlarıyla yapılabildiği gibi yine farklı tür ve içerikte hazırlanmış programlar, diziler, filmler ve hatta belgesel filmler yoluyla dahi yapılabilmektedir. Konulara yaklaşım ve problem çözüm biçimlerinin farklı olmasına rağmen, tüm insanlara aynı tip, sistemi yıpratmayacak, karşıt kimlikleri sistemle uzlaştıracak marjinalliğin sessizliğine büründürecek çözümler önerilmektedir.

Haberlerin gelişmiş ülkelerden gelişmekte olan yada az gelişmiş ülkelere doğru olan akışının en önemli nedeni, bilgi toplama ve dağıtım sürecinin gelişmiş teknoloji ve buna paralel olarak yüksek maliyetli bir alt yapı gerektirmesidir. Büyük kuruluşların medya sektörüne yönelik olarak gerçekleştirdikleri birleşmeler sonucunda, üretim kanalları ile dağıtım kanalları arasında bütünleşme sağlanmıştır. Bu kuruluşlar birbirlerinin ürettikleri yapımları yine kendi dağıtım kanalları ile pazarlayabilmektedir.

Haberin; teknolojinin gücü sayesinde tek elde toplanması, hazırlık aşamasında da verilerin her zaman için güçlüden taraf olan bir anlayışla düzenlenip dağıtıma sunulmasına neden olmaktadır. Bu faktörlerin toplamında haberin, bilginin serbest dolaşımındaki dengesiz yapılanması sonucu yaşanmaktadır. Çünkü, bilgi ve teknoloji üretiminde, ekonomik gelişmişlik düzeyinde ülkeler arasında bir eşitlik söz konusu değildir. Gelişmiş ülkelerin üretici kültürleri; kitle iletişim teknolojisi ve ürünü üretmek olanağı elde ederlerken, daha az gelişmiş bölgelerde yer alan ulusal kültürler, ekonomik ve teknolojik yetersizlik nedeniyle kitle iletişim sürecinde üretici olamamakta yalnız tüketmektedirler ve bu tüketici kültürler, teknolojik, ekonomik ve içeriksel olarak büyük oranda bu üretici kültürlere bağımlıdırlar. Ancak burada asıl önemli olan, gelişmiş ülkelerin bu avantajlarından yararlanarak, tüm dünyayı standart bir kültür ve ideoloji çerçevesinde biçimlendirmeye çalışıyor olmasıdır.
Gelişmiş ülkelerden diğer tüm ülkelere doğru yoğun bir biçimde gerçekleştirilen bilgi akışı, öncelikle haber tekelciliğine yol açmakta ve bu siyasi, sosyo-kültürel bir takım sorunları da beraberinde getirmektedir.

Az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde ekonomik sistemin güçsüzlüğü, haber toplama ve dağıtma işleminin oldukça ağır bir maliyet gerektirmesinden ötürü, medya organizasyonlarını olumsuz yönde etkilemektedir. Az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerdeki medya kuruluşlarında, iç ve dış haber ağını oluşturacak sermaye yeterli değildir. Yine, medya kuruluşunun, rekabete dayanabilmesi için uluslararası alanda etkin bir dağıtım ağına sahip olabilmesi gerekmektedir ki, bu da ancak güçlü bir sermaye birikimiyle mümkündür. Dolayısıyla, ulusal çapta faaliyet gösteren medya kuruluşları için küresel medya organizasyonlarıyla rekabet imkansız hale gelmektedir.

Ekonomik, teknolojik ve içeriksel olarak üretici kültürlere bağımlı olan tüketici kültürlerde; eleştirel akıl ve sorgulama yetisi, üretici kültür mensuplarınca izlenen politika gereği büyük oranda yok edildiği için sistem dışında kendi öz duruşunu korumayı başaran az sayıda insanın haricinde, toplum tüm gelişmeleri, medyanın yorumladığı biçimde kabul etmektedir.

Sonuç

İdeal olarak evrensel barış, çoğulcu demokratik rejim, insan haklarınsa saygı ilkelerini içeren yeni dünya düzeni, yeni medya düzeninin de yardımıyla planlı bir şekilde yaygınlaştırılmakta, benimsetilmektedir. Evrensel barış, çoğulcu demokratik rejim, insan haklarına saygı ilkelerinden birinin eksikliğinin dahi küreselleşme sürecini engelleyeceği iddia edilmektedir. Ancak, uygulamada ortaya çıkan görünüm, bu düzenin ekonomik kaynakların denetimini ellerinde tutan ve dünyanın yalnızca beşte birlik bir kısmını oluşturan gelişmiş ülkelerin diğer ülkeler üzerindeki egemenliklerini meşrulaştırma aracı olarak kullanılmasıdır.
Yeni medya düzeni, yeni teknolojilerle dünyanın en uzak köşelerine bile uluslararası medya topluluğu ile bütünleştirmeye yardım edecek hizmetler sunmaktadır. Daha çok bir araya getirilmiş bir dünyanın daha demokratik olacağı, küreselleşme savunucuları tarafından varsayılmaktadır. Zaten bu demokrasi ve insan hakları söylemlerinin arkasına sığınılarak, az gelişmiş veya gelişmekte olan ülkelerin yönetimlerine müdahale edilmekte, bu ülkelerin elde edilmiş yeni yöneticileri vasıtasıyla ülkenin ekonomik, sosyo-kültürel, siyasi ve askeri alanlarda alacağı karar ve yeni uygulamaların kendi lehlerinde düzenlenmesi sağlanabilmektedir.

Bu şekilde alenen müdahale görmeyen uluslarda ise, medyanın da içlerinde bulunduğu bir takım araçlarla toplumun yavaş yavaş istenilen şekle sokulması yöntemi tatbik edilmektedir.
Küresel ideolojinin ekonomik, siyasal, kültürel ve toplumsal söylemlerinin yerel kurum ve kişilerin ideolojik süreçleri içine yerleştirilerek toplumun bilinç altına etki etmesi, bu söylem biçiminin toplum tarafından içselleştirilerek küresel söyleme uyumlu hale getirilmesi söz konusudur. Bu bağlamda asıl olan, küresel düzendir. Düzen iyi korunduğu ölçüde, süreç kusursuz olarak işleyecektir.

Ticari sermayenin, daha genel anlamda da kapitalizmin denetimindeki medya bireylere geniş bir özgürlük ve demokrasi ortamı sunuyor gibi görünse de, gerçekte söz konusu olan tüketim özgürlüğüdür. Kişiler, gerçekleştirdikleri tüketim oranında özgür olduklarını ve demokrasinin olanaklarından daha çok yararlandıklarını düşünmektedirler.

Yayın Tarihi : 14 Şubat 2006 Salı 09:58:26


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?