19
Mart
2026
Perşembe
ANASAYFA

Allah’ın sopası büyüktür…

Beklenen oluyor. Hani o yol haritası denen şeyin de ne menem bir şey olduğu ortaya çıkmaya başladı. Hem daha işin başında olduğumuz halde. Sorunları uçurumun uçunda tutma hinliğinden mi, yoksa taş kafalılığımızdan mı nedir bir türlü çözemediğimiz Kıbrıs meselesi karşımıza dikildi.

Orta yol bulunacak fakat iki taraf da birbirine hayli efelenecek. Pazarda Azerilerin dediği gibi “al-ver” bir hayli zorlu geçecek.

Peki bu “al-ver” neyin üzerinden olacak...

Geçen sene bir arkadaşımın bürosunda, Fransa’da yaşayan Kongolu bir işkadınıyla karşılaşmıştım. Türkiye’nin AB’ye kabulünün neye dayanacağını sormuştu. Ben de “askeri gücümüz” demiştim. Kendisinin de aynı şeyi düşündüğünü söylemişti.

Aynı yıl Fransa’da yaşayan Cezayirli bir kadın sinemacıyla sohbet etmiştik. O da aynı soruyu sormuştu… Cevap aynıydı.. Evet, Avrupa’daki göçmen ruhunun ortak kanısı, Türkiye’nin askeri gücüydü… Cezayirli sinemacı kadın, bizim es geçtiğimiz bir şey daha söylemişti: “Avrupalılar tarihte olmadığı kadar Türk tehdidi altında yaşıyorlar; fakat bu kez Türklere muhtaç olarak…”

Avrupa artık askeri gücünü kaybetti.
Nüfusu yaşlanıyor.
Evlilik, ev hayatı bitti gibi…
Hayatından kahramanları çoktan çıkardı.
Askerlik yapmak istemiyorlar.
İki dünya savaşının yorgunu olarak geleceği bilinmeyen yaşamın keyfini sürmek istiyor.

O nedenle ne kadar demokrasiyi, evrensel insan haklarını savunsalar da dünyanın orasında burasında ortaya çıkan vahşi ırk ve mezhep çatışmalarının ortasına asker göndermek onlar için saçmalık. Kendi sınır boylarında yaşamlarına bela olacak insanlar istemiyor yaşlı Avrupa’nın burnundan kıl aldırmayan snopları…

Göçmenlerden söz ediyorum… Hani her gün gazetelerde okuduğumuz, televizyonlarda seyrettiğimiz; kamyonların kasalarında, hurda gemilerin ambarlarında refah coğrafyasına akın akın kaçırılan insanlar…

Onları durduracak en yakın sınır nerede: Türkiye’de…

Hani küçümsemek için söylemiyorum fakat bakmayın siz Almanya’nın Fransa’nın yüksek değerler palavrasına… Onlar artık dünya için, insanlık için riske girmek istemiyorlar… Kendileri için tehlikeli olmayan askeri bol, savaşmayı seven ortak arıyorlar…

Bizim de maşallah sürüsüne bereket öyle askerimiz var ki, öylesine kahramanlığa meraklıyız ki; yani malımız pahalı ve piyasada bayağı müşteri bulur.

Evet belki değil Avrupa’nın hem tırstığı hem de ihtiyaç duyduğu asker ve kahramanlar hemen sınırlarının dibi başında: Türkiye’de… Daha düne kadar “Barbar Türkler geliyor” diyerek yaramazlık eden, uyumayan bebelerini, çocuklarını korkutan Avrupalılar, kaderin cilvesi olarak, kendi barbarlarına muhtaç hale geldiler…

Bizim politikacımız, diplomatımız ve askerimiz de durumun öyle farkında ki işi şıpınişi bitirmek istemiyor…Çünkü, savaşan asker artık dünyada pek bulunmuyor ve çok pahalı.

Ne tuhaf… Türkler, Ortaasya’dan Anadolu ve Mezepotamya’ya yüzyıllar öncesi mevsimlik işçi olarak gelirlermiş… Bu geliş gidişlerde, bir kısmı da dönmezmiş.

Dönmeyenler o kadar çoğalmış ki… Tabii bir de serde at üstünde savaşkanlık var ya… Bunların bir kısmı o dönemin refah kentleri olan Bağdat’ta, Şam’da paralı asker olmuşlar…

İşi daha da büyütmüşler… Anadolu’da varlıklarını duyurmaya başlamışlar… Yani Roma’da… Bizans’ta…

Asker olanın elinde silah vardır…

Akıl ve silah birleşince de çürüyen, güçten düşen iktidarlar, yeni ve genç olana boyun eğer, sahip değiştirir…

Evet, hikâyenin sonrasını biliyorsunuz?

Acaba tarih tekerrür mü ediyor… Bu kez savaşmadan, AB’ye girerek yaşlanmış, insanlık günahı bol Avrupa’yı içerden mi fethedeceğiz…

Şimdilik AB’nin yol haritasına göre debelenip duruyoruz fakat bir de toplumsal kaderin yol haritası var…

“Allah’ın sopası büyüktür” derler ya… Sen çocuk yapmaktan kork, başına gelecek olan da budur… Kendini koruyacak insan ararsın yaşlılığında…

İşte kaderin o hesabına göre, bu kez Avrupa bize galibasız muhtaç…

Öyle dudağınızı yamultarak sırıtmayın…

Onları yaşlılıkta yakaladık… 

Görmediniz mi Papa'yı... O nasıl bayrak sallamaydı... Sanki bin yıllık Türk... O işin farkında...  Müftü efendi biraz daha üsteleseydi az kalsın Sultanahmet Camii'nde  kıyamdan secdeye varıp Müslüman olacaktı... Neyse ki, arkadan birileri dürtüp "kendine gel Papa" diye fısıldadılar da de kendine geldi...

Çok mu uçtuk…

Olsun… Biz de “mesela” dedik…

Yayın Tarihi : 3 Aralık 2006 Pazar 00:08:18
Güncelleme :5 Aralık 2006 Salı 13:36:03


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?
Yorumlarınız
arife şimşek IP: 88.242.25.xxx Tarih : 12.12.2006 12:23:00
Gerçekten yazınıza çok güldüm hoş ve gerçekçi bir yazı. Papa yorumunuz harika.