20
Mart
2026
Cuma
ANASAYFA

Halkla oyun oynanmaz

Eski Yargıtay Başsavcısı Menemen doğumlu emekli Sabih Kanadoğlu’nu siyah çerçeveli iri gözlükleri, gülüşten uzak çehredeki abus ifadesiyle hatırlarım..

2007 yılının o bunaltıcı yazını nasıl çekilmez hale getirmişti… Tüm Türkiye kendine göre bir yaz geçirmeye hazırlanırken, Kanadoğlu’nun herkese gerçeküstü kara hayal gibi gelen iddiası gerçek olmuş, siyasi krizle birlikte genel seçim erkene alınmış, cumhurbaşkanlığı seçimi içinden çıkılmaz bir hale gelmişti….

Tüm o iddialarının altında yatan, ise- kendisi açık açık söylemese de, biz de enayi değiliz- AKP ve lideri Erdoğan iktidarının istenmemesi idi.. Yani dininde diyanetinde olan halktan gelme çocukların Cumhuriyet modernleşmesini elitlerden devralıp halklaştırarak güncelleştiren Anadolu kökenli siyaset sınıfı ve siyasi akımın iktidar olmaması idi arzuları.

Sonuçta ne oldu; bir taraftan Genelkurmay Başkanı Büyükanıt’ın “Sözde değil özde laik” sözüne ve öbür taraftan Ankaratokrasisinin temsilcisi Kanadoğlu’nun herkese son derece soyut, inanılmaz gelen tezine halk sandıkta yüzde 47 ile cevap verdi...

Siyaset normaline bırakılsa AKP’nin alacağı oy yüzde 30 ilâ 35 arasındaydı..

Hem asker, hem Kanadoğlu hem de bunlara demokrasiyi savunurmuş gibi el altından destek veren CHP’nin saçmalıklarla dolu muhalefeti derin Ankara’ya pahalıya mal oldu… Mazluma her zaman destek veren halkın desteği ile AKP rüyasında göremeyeceği yüzde 20 civarındaki artan oyu haklı olarak cebe indirdi… 

Sabih Kanadoğlu’nun temsil ettiği derin Ankara, ciheti askeriye, elde bayrak meydanları dolduran CHP’nin de dahil olduğu ulusalcı muhalefet ; “Yahu biz ne yapıyoruz. İnsanlar reyleriyle denetlenebilir adil bir siyaset düzeni kurmaya çalıştı.  AKP’yi tek başına iktidar yaptı, fakat, her renkten muhalefeti de Meclis’e gönderdi…”  deyip takkeyi önlerine koysalar, durum normalleşecekti...


Yok… Mümkün değil… Halkın çocuklarına iktidar bırakılır mı?.. Demokrasi de neymiş?... O baldırı çıplaklara da ne oluyormuş zihniyeti, ilk afallamasını üstünden silkip, Ankara’nın taş yapılı devlet dairelerinin karanlık koridorlarından çıkıp, şimdiye kadar tekrar tekrar edilen siyasete yasak koyma mönüsünü masaya sürdüler… Şimdi sahnede peygamberler ve çiğköfte diyarı Şanlıurfa doğumlu Yargıtay Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya var.

Gerçeküstü, akıldışı gibi gelen yasakçı zihniyet yeni değil.. Kökleri çok çok eskilere dayanır… Taa, İttihat ve Terakki Cemiyeti ve fırkasına ve Cumhuriyet’in kurucu unsurlarının tek parti diktatörlüğü dönemine kadar uzanır… Bu zihniyet kışla ve Ankara bürokrasinin duruma göre öne çıkan korkuları olan cami ile Kürtler ile komünistlerle, liberallerle çatışmasından hayat bulur… Hayat bulurlar da; bunlar artık iyice zamandışı kaldıklarından gerçeğin farkında da değiller..

Türkiye, Cumhuriyet’in ilan edilişi ile yaşanan büyük dönüşümden bu yana 1980’lerle birlikte ikinci büyük modern dönüşüme tanıklık ediyor.

Genç ve dinamik olduğu kadar ağır sorunları olan nüfusun yüzde 70’i artık köylerde değil şehirlerde yaşıyor; üretimin ve ihraç mallarının üstünlüğü tarım ürünlerinden sanayi ürünlerine geçti. Köylülük doğallıkla tasfiye oluyor. Demokrasinin güvencesi olan şehirli yeni bir orta sınıf bu değişimle birlikte ortaya çıktı ve çıkıyor. Geleneksel meslekler bitti. İletişim çağının yeni meslekleri devreye girdi.

Tüm eksikliklerine karşın 80 milyonu bulan nüfus, yeni çağın, yeni teknolojinin, yeni eğitimin, yeni ekonominin, yeni hayat tarzının, yeni devlet ve siyaset yönetiminin nimetlerini arzu ediyor. Yasaklardan arınmış dünyalı olmak istiyor…

O nedenle bu ülkenin insanları yeni çağın kapılarını açmak isteyen ve kültürel olarak kendisine benzeyen dinamik siyasilere oy veriyor; veya onları arıyor.

Bu ülkenin insanları yeni çağı yakalamak için özgürlükle birlikte siyasette daha fazla demokrasi, daha az çatışma, kendileri için daha fazla hizmet bekliyor…

Dinin siyasete müdahalesine soğuk dururken, eski siyaset ağalarının, askerin ve bürokrasinin siyasete müdahalesini istemiyor. Daha fazla özgürlük, daha fazla adalet istiyor…

Bunun yanında, bu halk, yeni Türkiye'nin lideri Atatürk’ü unutmayarak, Cumhuriyet’in kurucu unsuru olan askere her zaman hürmetkardır.

Siyasete karışmasını istemediği cami inanç kültürünün ve geleneklerinin önemli bir parçasıdır. Osmanlı’dan devrolunan ay-yıldızlı bayrak, ırkçılığı değil vatan sevgisini ve milli hislerini besler.

Sonuç olarak, seçtiği yöneticilerine sandıkta ders veya paye vermeyi bilen hakperest; macerayı sevmeyen çok makul bir halktır Türk’ü ile, Kürt’ü ile Türkiye insanı.

Anayasa Mahkemesi’nin üyeleri 12 Eylül askeri darbesinin ürünü olan, askeri ve bürokratik vesayeti halkın üstünde tutan yürürlükteki Anayasanın imkanları ile akıldışı olarak yorumlanacak bir karar verebilir. Ankaratokrasi AKP’yi ve siyasilerini yasaklayabilir….

Umurlarında mı dünyadan bihaber maaşlı bürokrasinin gençlerin sürekli artan işsizliği; nasıl olsa onların maaşları tıkır tıkır ödeniyor… Umurlarında mı dağlarda akan kan. Umurlarında mı kapıya dayanan ekonomik buhran. Umurlarında mı kaybedilecek zaman. Nasıl olsa onlar dünyada yaşamıyor. Onlar uzayda yaşıyor.

Sonuçta ne olur…Yine halk galip gelir. O sessiz çoğunluk sandık başına gittiğinde kendisine rağmen siyaseti dizayn etmeye çalışanlara yine o bilinen bilgeliği ile cevap verir.. Bu kez ismi değişen AKP’ye tahmin bile edemeyecekleri oranda oy çıkar..


Umarım Anayasa Mahkemesi’nden o akıldışı karar çıkmaz. Herkes işine gücüne bakar. Ankaralı olmayı, güce tapınmayı sevmeye başlayan AKP’nin de aklı başına gelir, Anayasa’yı dünyalı yapmak için daha hızlı davranır.

Halkla oyun oynanmaz…

Yayın Tarihi : 17 Mart 2008 Pazartesi 15:11:57
Güncelleme :18 Mart 2008 Salı 12:31:17


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?
Yorumlarınız
adnan durukan IP: 85.108.106.xxx Tarih : 20.03.2008 11:58:39

slmlar, bu yorumu okuyunca inanın gülesim geldi. Böyle saçma bir yorum olamaz. Halk akp ye oy vermiş te sanki akp yi haklı görmüş.Halkın akp ye oy vermesi haklı gördüğünden değil, çıkış yolu bulamadığındandır.Kaldıki kadrolaşma adına işinin ehli olan bireyleri karakış demeden tayine zorlayıp, yerine iş bilmez adamlarını getiren akp zaten çaptan düşmeye başladı. 70 milyonun kaçta kaçı milli eğitimdeki yangını biliyor acaba. 30 milyona yakın çalışanın çoluk çocuğu düşünülmeksizin kış ortasında tayine zorlanmasından halkın haberi varmı. vekil olarak atadıkları eğitmenler yerlerinde dururken kendilerine uymadıklarına inandıkları kişileri nasıl hezimete uğrattıklarını halk biliyormu. bu mu adalet, bu mu kalkınma. kendi fikrine uymuyor diye milletin ekmeğiyle, hele hele bu vatana birey yetiştirmeyi amaçlıyan milli eğitim bireyleriyle oynamak mı hak ve adalettir. sürekli bağırıyorlar biz milletin mini eteğine karışıyormuyuz diye. hangi mini etekli kapalı diye birine zulm etmiş. akp nin düşüncesiz çıkışları sonucu ondan güç alan halktan kişiler resmen açık olan insanlar üzerinde ezici bir baskı kurmakta ve ağa rolüne soyunmakta. bakışları, konuşamları bırakın insanlığa acaba müslümanlığa sığıyormu. bu parti sağ görüşü, inançları temsil etmekte göya. müslüman müslümanın ekmeğiyle oynamaz, komşusu aç yatarken tok yatan müslüman değildir der bir hadis. bunlar bırakın birileriyle ekmeklerini paylaşmayı, fikirlerine uymayanların ağzından olan lokmasınıda çalma peşinde. açık olan insanlar onlar için vebalı bir birey. bizi yaradanın af ve mağfiret kapıları sonuna kadar açıkken,kullarını daima affediciyken bunlar kimki kednilerini yaradandan da önde görüyorda kul yargılıyor. sen bize uymuyon hadi sürün politikası güdüyor. yazacak çok şeyler var da son olarak şunu diyorum. falanca köydeki ali amca, fatma teyzenin gündemi takip etme durumu yoktur, oyunu allaha olan inancından körü körüne kullanmıştır. akp nin oy çoğunluğu biraz bundan birazda ali amca ve fatma teyzeden biraz daha iyi konumda olanların gözünü boyama becerisinden kaynaklanmıştır. ama bir şeyi unutuyorlar; cahili kandırmak kolaydır da cahil bir baş kaldırdımı önünü almak çok zordur.saygılar