19
Mart
2026
Perşembe
ANASAYFA

Karanlık Türkiye!

Kışın; soğuk, çamurlu, ıslak,rutubetli, yazın; bunaltıcı, tozlu, ter kokan mahallerinden çıkıp şehrin tam göbeğinde avuçlarına sıkıştırdıkları poşetlerin içini çeke çeke dolaşan derin ve kapkara kuyular gibi gözleri olan çocukları görmüşsünüzdür…  Uzun uzun, üşütürcesine bakarlar insanın yüzüne…

Sonra önünüze sallanarak çıkıp, para isterler, sigara isterler. Vermezseniz ve bir de terslerseniz belayı başınıza aldınız demektir…

Ölüm onlar için sıradandır. Ölü gibi yaşarlar çünkü. Hangi çaresizliğin içinden geldiklerini bile unutmuşlardır. Bedava cinayet bile işleyebilirler…  Yaşadıkları hayat olağanlaşmıştır. Başka bir dünyanın dilini konuşurlar.

Bedava cinayet bile işleyebilecek olan bu çocuklar hep birlikte, toplu gezer ve yaşarlar. Çünkü ancak hayata öyle tutunabilirler. O bitik, uçurumun kenarındaki beraberlikleri onları hayata bağlar; bir de avuç içlerindeki tiner poşeti.

Poşeti çektikleri şeyi gizlemek için değil, tiner uçmasın diye kullanırlar.

Uçurum kenarındaki bu çocuklar yalnız büyük şehirlerde değil, artık tüm Anadolu şehirlerinde var. Evvelden küçük çocuklar içerlerdi o şeyleri; şimdilerde yetişkinler de içmeye başladı.

Şehirlerin hiçbir mahallesinde hırsızlık eksik değil. Ne zengini ne yoksulu ne orta hallisi evinde güvenli.

Kapkaçın, hırsızlığın normalleştiği ve lumpen siyesetten beslenen şiddetin eksik olmadığı bazı yerlerden gece karanlığında otomobilli bile geçilemiyor. Siyah kar maskeli çocuk-gençler araçları durdurup molotof kokteylinde kullanılmak için benzin istiyorlar.

Uyuşturucu kullanım yaşı çok çok aşağılara düştü. Yoksul mahallelerin sokakları çocuktan geçilmiyor. Bu sokaklardaki çocukların çoğu çete üyesi. Çeteye üye olmayan hemen hemen yok gibi.

Bazı günler yoksul mahallerinden çıkıp şehrin zengin veya orta sınıf semtlerine gidip, içlerindeki öfkeyi, ellerindeki veya boyunlarından sırtlarına bir pelerin gibi astıkları Türk bayrakları ile insanın kanını donduran sloganlar atarak veya oraya buraya attıkları sesli patlayıcılarla dışa vuruyorlar.

Kimsenin bir şey yapacak gücü yok bu yoksul ve geleceği olmayan çocuklara…

Karanlıklar içinden bağıran, çığlık atan Türkiye bu…

Başka…

Varoşlardan, yoksul semtlerden ana caddelere çıkıp bebekliklerine yabancılaşmış vücutlarını pazarlayan gencecik kızlar; kadınlar…

Veya, geleceğini garanti altına almak için zengin semtlerindeki kafe ve barlarda evlenebilecek adam ayarlamaya çıkan okumuş kızlar, kadınlar…

Mesleksiz, eğitimsiz oldukları için boğaz tokluğuna çalıştıkları atölyelerde, ticarethanelerde, dükkanlarda o küçük patronlarının her istediğine kölece boyun eğen, giderek o boyuneğişi yaşamının bir parçası haline getiren çaresiz yoksul kadınlar…

Korunamadıkları için doğurdukları bebekleri artık cami kenarına bile bırakmıyorlar. Bakamayacakları bebekleri çöplerin arasına bir günah gibi atıyorlar.

Anadolu’nun küçük kentlerinde, köylerinde, büyük şehirlerin varoşlarında aile içi cinsel taciz, tecavüz, almış başını gidiyor. Küçük erkek ve kızların ruhlarında derin, onarılmaz yaralar açılıyor.

Kararlığın içinden bağıran bu Türkiye’nin cinayetleri de korkunç.

Şimdiye kadar duymadığımız, işitmediğimiz cinayetler işleniyor. Bazıları, iyice dumanlandıktan; haplandıktan sonra çaldıkları otomobil ile gezdikleri kentlerde öldürdükleri insanları hatırlamıyorlar bile. Öyle bir kinle cinayetler işleniyor ki, hınçlarını alamayanlar cesetleri yakıyor.

İşsizlik yalnız eğitimsiz ve çaresizlere mahsus değil artık. Okumuşları, meslek sahibi olanları işsiz bırakacak bir sitsem yaratmakla övünebiliriz…

Üniversite bitirmiş, iyi eğitim görmüş yüzbinlerce genç evlerinde oturup, ana-babasına muhtaç yaşıyor.

25 yıldır bitiremediğimiz, altından kalkamadığımız, çare üretmek için düşünmediğimiz, kızıp konuşmadığımız Kürt sorununun; adaletsizliğin, rüşvetin, kötü eğitimin, savurganlığın bizi sürüklediği karanlığın içinden çıkan tablo böyle…

Şimdi bir başka felaket daha geliyor. Konya Ovası çölleşiyor. Bu sene hububat üretimi, kuraklık nedeniyle yüzde 30 civarında azaldı. Dünyada da aynı nedenle hububat üretimi düştü…

Konya Ovası ve çevresinde 4-5 milyon insan yaşıyor… Eğer bu kuraklık sürerse, biliniz ki Türkiye yeni ve büyük bir göçle daha karşılaşacak…

Karanlığın içinden bağıran, çığlık atan Türkiye bu kez küresel afet göçleri ile yüzyüze…

Bu ne demek biliyor musunuz?

Mevcut karanlık Türkiye’nin içinden bağıranlara bir o kadar daha çaresizin, çözemediğimiz sorunlara bir o kadar daha sorunun eklenmesidir…
.
Bu kez karanlığımızın içinden birbirini ve çevresini yiyen-bitiren açlar haykıracak…

Büyüyen ve kangren hale gelen sorunlara alıştığımız, hoşumuza giden kolaycı pratik zekamız ile çare bulamıyoruz, daha doğrusu bulunamıyor.

Türkiye’yi idare etmek artık çok kolay değil…

Karanlık Türkiye’ye dikkat…

Yayın Tarihi : 18 Temmuz 2007 Çarşamba 22:47:37
Güncelleme :18 Temmuz 2007 Çarşamba 23:09:32


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?
Yorumlarınız
fidan IP: 88.229.49.xxx Tarih : 22.07.2007 12:39:03
İlk öncelikle çok karamsarsınız.Ben sizin kadar karamsar değilim .İkincisi karanlık Türkiye` nin tek sorumlusu yoksulluk değil tam tersi tok açın hainden ne anlar hesabı zengin yada orta halli kesimin yoksul insanlarımızı küçük görüp onları dışlaması yani cüzdanlarına göre değerlendirmesi insanlığımızında artık cüzdanlarımıza kayması.Önce insanız `,zengin,fakir yada zenci ,beyaz,doğulu batılı değil sadeceinsanız.Eğer bunu başarabilirsek çoğu şeyi halletmiş oluruz ,ozaman paranında bu kadar kıymeti olmaz