19
Mart
2026
Perşembe
ANASAYFA

Talat Paşa ve Muhittin Bey…

Muhittin Bey (Birgen) bir gazetecidir. Şimdi hayatta değil. Parasızlık ve sıkıntı içinde 1951’de bu dünyadan göç etti.  İttihat Terakki’yi destekleyen Tanin gazetesinin, 1908’den 1918’e kadar, Yaz İşleri Müdürlüğü’nü ve başyazarlığını yaptı…

Posta memuru, Talat Paşa da bildiğiniz gibi İttihat ve Terakki  üçlüsünün (Enver, ve Cemal Paşa’nın yanında) ikinci adamıdır. Son Osmanlı sadrazamlarından ve içişleri bakanıdır. Ermeni tehcirini planlayan kişidir…

Anlatacağım hikâye 1.Dünya Savaşı, yani Harb-i Umumi’nin başlamasından çok kısa önce yaşanır…

Tarih 1914 yılının Nisan ayı… Rus Çarı, Karadeniz kıyısındaki Yalta şehrinde istirahata çekilmiş. Rus Çarı ne zaman Yalta’da istirahate çekilmek için Kırım’a gelse, İstanbul’dan bir heyet de oraya giderek, “bütün Rusyanın Çarına” Osmanlı Sultanının selamını götürürdü.

Bu kez de öyle oldu. Talat Paşa, Ertuğrul zırhlısına atladığı gibi soluğu Yalta’da altı.

1914 yılının uluslar arası siyasi gündeminin, bizim açımızdan öne çıkan özelliği İngiliz, Fransız ve Rusların; Ermenilerin, önce kendi kendilerini idare etmeleri sonra da ayrı devlet kurmaları konusunda Osmanlıyı sıkıştırmaları ve bunaltmalarıydı… Bu tabloya bir de Balkan sorununu eklemek gerekir…

O bunaltı içindeki Talat Bey, Yalta’ya giden heyete Tanin başyazarı Muhittin Bey’i de aldı. “Sen çok konuşma, daha konuşulanları dinle” diye tenbihte bulundu Muhittin Bey’e.

Bu arada, 1914 yılının Nisan aylarında bir dünya savaşının çıkacağı konusunda tek bir işaret dahi yoktu… Veya, modern dünyanın ilk paylaşım savaşı olacak kapışmanın dip dalgası daha yüzeye çıkmamıştı…

Yalta’da şaşırtıcı bir kabul görür, Osmanlı heyeti. Hatta, Rus diplomatları, Ermenileri, “şımarıklıkla” nitelerler, aşağılayıcı sözler söylerler… Şaşırtıcıdır. Bununla kalınmaz, Osmanlı Sultanı ile Rus Çarı arasında bir ittifakın, dostluğun mutlaka kurulması üzerine sürekli propaganda yaparlar…Hatta, Rus devlet adamları, diplomatları, askerleri verilen ziyafetlerde Ermeni sorunundan söz etmezken; tüm okların hedefi Almanya üzerinedir...

Muhittin Bey, şaşırtıcı Rus ilgisinin yanında Rus Çarı’nın, Romanya Kralı’nı ziyaret edeceğini öğrenir… Ortada bir şeylerin döndüğü açıktır… Muhittin Bey, rekabet içindeki Avrupa’nın bölünmüşlüğü ve  Rus Çarlığı’nın emperyalist azgınlığını da içine alan gerçek ile Çar’ın Romanya ziyareti öncesinde; Balkanlardan kalkarak genel durumu şöyle tahlil eder: Bulgarları kazanmak Rusya için güçtü. Şu halde geride bizim ve Romanya’nın elde edilmesi kalıyordu ve hazırlanan harbin son serbest kuvvetleri olan bu iki memleketi (Osmanlı-Romanya) kazanmak için Panslavistler (Rus Çarlığı) gayrete geçmiş demek oluyordu. (…) Ben kendimce kararımı vermiş, kanaatimi yapmıştım: Avrupa yakın bir tarihte harbe giriyor, Rusya da bu harbi hazırlıyordu…

(…) Talat Bey, bütün orada gördüğü şeylerden memnundu. O kadar memnundu ki yolda poker oynamak üzere kâğıt tedarik etmemi bana sıkı sıkı tenbih ediyordu. Gelirken o kadar düşünceli ve ağır görünen Talat Bey, dönerken gayet neşeli ve hafifti. Ertuğrul, Yalta limanından çıktıktan sonra beni karşısına aldı ve konuşmaya başladık. (…) Sonra, bu esaslı değişmenin manasını sordu. Kendisine fikrimi söyledim:’Ben bu nagihan-değişme için ancak bir tek sebep tasavvur edebiliyorum: Avrupa’da harp hazırlanıyor!’ (…)

O zaman Avrupa’da bir harp olacağını gösterecek ortada hiçbir alamet yoktu. (…)

Avrupa’da umumi bir harp hazırlandığı fikri üzerinde bir müddet durup düşünen Talat Bey, bunun olmaması arzusunda idi: ‘Aman, dedi, şu sırada olmasın!’

(…) Bununla beraber, ben Avrupa’da bir harp hazırlanmakta olduğu fikrinde sâbit idim. Bunun için İstanbul’a gelir gelmez, yazdığım ilk makalede ihtiyatlı kelimeler ve üstü örtülü bir ifade ile bu fikrimi söyledim. O zaman için bu bir kehanet idi.”

Ve öyle de oldu… Nisan 1914’te Yalta’ya yapılan ziyaretin üzerinden çok geçmeden aynı yılın Ağustos ayında büyük savaş çıktı…

Sonrasını yine Muhittin Bey’den dinleyelim…

“ Pek kısa bir zaman sonra, vukuat (olaylar) beni teyit etti (doğruladı). Bunun için Talat Bey beni gördükçe, arada bir, Nasreddin Hoca’nın hikâyesine telmih (ima, benzeyiş, kıssadan hisse) eder ve: ‘Madem ki harbin çıkacağını bildin, ne zaman biteceğini de bilmelisin!’ diye alay ederdi.”

Şimdi bu kadar hikâye nedir diyeceksiniz?

Öküzün altında buzağı aratmak değil niyetim; yalnız şunu hatırlatmak isterim…

1914’te başlayan 1. Dünya Savaşı modern dünyanın ilk paylaşım savaşıydı… Sonucunda da dünya büyük ölçüde değişti; sınırlardan tutun da sistemlere kadar… Hanedanlar, krallıklar, imparatorluklar yıkıldı; Rusya’da komünizm kuruldu… Avrupa ve Ortadoğu’da sınırlar değişti, birçok ulus devlet veya devletçikler ortaya çıktı. Osmanlı yıkıldı, yerine Türkiye Cumhuriyeti kuruldu…

Dünyanın zor döneminde, Osmanlı’nın ikinci adamı olan Talat Bey, 1914 yılının Nisan ayında ne yazık ki havayı koklayamamış… Öte yandan yanındaki gazeteci dünya savaşının çıkacağını tahmin edebilmiş…

Ne hazin değil mi?

Belki de İttihat ve Terakki‘nin şanssızlığı Talat Bey gibi bir ikinci adama sahip olmasında mıydı?

Tüm anılarda Talat Bey’in, pek zeki, tecrübeli ve bilgili olmadığı yazılır… Halbuki o yıllarda ne kadar ihtiyacımız varmış zeki, bilgili ve tecrübeli bir sadrazama…

Dünya yeni bir döneme giriyor; girdi bile…

Etrafımız ateş çemberi… 

Acaba havayı koklayıp, var olandan kalkarak, durumu analiz edenlere ne kadar imkan tanıyoruz…

Veya, 2007’den kalkarak geleceği  iyi ve doğru okuyan devlet adamlarına, siyaset kadrolarına, diplomatlara, gazetecilere, akademisyenlere sahip miyiz?

Ne dersiniz?...

Kaynak: İttihat ve Terakki’de On Sene: İttihat ve Terakki Neydi? Yazan: Muhittin Birgen, yayına hazırlayan: Zeki Arıkan, Kitap Yayınevi…

Yayın Tarihi : 9 Ocak 2007 Salı 01:01:31
Güncelleme :10 Ocak 2007 Çarşamba 11:05:34


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?
Yorumlarınız
K. Mükremin BARUT IP: 88.227.68.xxx Tarih : 14.01.2007 21:05:10
"Belki de İttihat ve Terakki‘nin şanssızlığı Talat Bey gibi bir ikinci adama sahip olmasında mıydı?" CÜMLENİZDEN; SİYASİ KİŞİLERİN BECERİ VE ÖNGÖRÜDEN YOKSUL OLMMASI GEREKTİĞİNİ ANLIYORUM. LİYAKAT YERİNE SADAKATA DAYALI SİYASET ANLAYIŞIMIZDA, PARTİ LİDERLERİ KENDİLERİNE BİAT EDEN KADROLARI TERCİH EDER DURUMDALAR. PARTİ İÇİ DEMOKRASİ HAK GETİRSİN. DSP GENEL KURULUNDA BAŞKAN ADAYI PİŞKİNSÜT'ÜN UĞRADIĞI HAKARETLERİ İZLEDİK. KEZA YAKIN ZAMANDA MHP'DE ÖZDAĞLAR'IN SİYSETEN LİNÇ EDİLİŞİNİ GÖRDÜK. CHP GENEL KURULUNDA SARIGÜL'E YAPILANLAR KAMUOYUNUN BELLEĞİNDEN SİLİNMEDİ. BİZİM PARTİLERİN GÖSTERMELİK BİLE OLSA DEMOKRATİK GÖRÜNMEYE TAHAMMÜLERİ YOK. TÜRKİYE'NİN EN MARJİNAL HER HANGİ BİR PARTİSİ, DİYELİMKİ EN ÜCRA BİR BELDE DE BİR BELEDİYE MECLİSİ ÇIKARMA ŞANSI VAR, MALESEF O PARTİDE TABANDAN TAVANA KADAR HERKES KUZULARIN İTAATKARLIĞINDA SİYASET YAPIYOR. ADAY OLMASI HALİNDE BİRİLERİ ÜZERİNİ ÇİZMESİN DİYE. GÜNLERDİR "KENTHABER"DEN BAYKALIN KONUŞMALARINI İNDİRİYORUM. AKLISELİMİN KABUL EDECEĞİ TEK AKS VE TEK HEDEF ÜZERİNDE BİR MANTIĞA OTURTMAK MÜMKÜN DEĞİL. KONUŞMA İÇERİKLERİ DEĞİŞİK OLABİLİR AMA TEMELDEKİ BAKIŞ AÇISI DEĞİŞMEMELİDİR. BİZ SOSYAL DEMOKRATIM DİYEN VE SOSYALİST ENTERNASYONAL ÜYESİ BİR PARTİNİN SÜTATİKOYU SAVUNMASINA KENDİMİZİ ALIŞTIRDIK. BİZ BELDEN AŞAĞI VURMALARINA DA ALIŞTIK. AMA HER ŞEYİN MANTIKLI BİR TEMELE DAYANMASI GEREKMEZ Mİ ? KURNAZLIK VE KAFA KOL İLİŞKİLERİYLE PARTİ YÖNETENLER, ZOR GÜNLERDE ÜLKEYİ DE BÖYLE YÖNETEBİLECEKLER MİDİR ? HEPİMİZ KENDİMİZE BUNU SORMALIYIZ.

Akın Sehap IP: 88.242.134.xxx Tarih : 10.01.2007 13:49:18
bir süredir 3.Dünya savaşı çıkacak spekülasyonları zaten yapılmaktatır.Çünkü dünya ekonomik dar boğaza girmiş,para ve doğal kaynak dengeleri mevcut sistemi sarsmaya başlamıştır.Bir yandan ulusalcı kavram üzerine kurulmuş dünya siyasi konjoktürü yeni "bloklaşma" süreci ile taciz edilmekte ( AB örneği,Hristiyan,Müslüman cepheleşmesi, Rusya,Çin,Kuzey Kore ittifakları ve Amerika'ya karşı tepkili ülkeler yakınlaşması; G.Amerika,Kore,;İran ve benzeri) Düne kadar dünya ekonomik ve siyasi imparatorluğu ABD ise 3.dünya ülkelerine kaçan sanayicileri yüzünden ciddi gelir kayıplarına uğramış,opec ülkeleri nezninde prestij kaybetmiş hali ile çöküş sürecine girmiştir.Vaziyeti korkutma ve saldırganlıkla kurtarmaya çalışmakta olduğu aşikardır ama çöküş süreci devam edecektir.Böyle bir tabloya bakınca yazarın uyarısını ciddiye almamak imkansız görünüyor.Walla,ben kendi adıma korkuyorum ve durumu hiç iç açıcı görmüyorum.