Milli Eğitim Bakanlığı’nın geçtiğimiz günlerde düzenlemiş olduğu 17.Eğitim Şûrası beklendiği gibi olumlu bir sonuç vermeden sona erdi. Türkiye’deki eğitim sorunlarının yıllardır belirli bir anlayış dışına çıkamayışı, her gelen iktidarın kendi görüşleri doğrultusunda eğitimi çıkmaza soktuğu, aklı başında eğitimcilerin bildiği gerçeklerdendir. Bu bakımdan bu yıl yapılanın diğerlerinden pek farklı olamayacağı açıktı. Nitekim de öyle oldu...
Bunları yazarken öncelikle belirtmek isterim ki, yedi yıl iki ayrı üniversitede ders vermiş olmama rağmen kendimi hiçbir zaman eğitimci olarak görmemişimdir. Benim verdiğim dersler akademikti ve konumuz olan eğitimin dışında kalıyordu. Üniversiteye yeni başlayan öğrencilerimden gözlemlediğim alt yapılarının son derece zayıf, genel kültür yönünden son derece yetersiz olduklarıydı. Benim ders verdiğim bölümlere gelen öğrencilerin sosyal bilgilerin çok zayıf olduğu, içlerinde doğru dürüst Türkiye haritasını bile çizemeyenler, dil bilgisi kurallarından haberi olmayanlar ve çok kötü yazı yazanlar bulunuyordu. Kuşkusuz, bunda suçlu aranılacaksa, bunun nedeni orta öğretim öğretmenlerinden çok çarpık bir eğitim politikasıdır. Bugün orta öğretimde öğretmenler çaresizdir. İktidardaki hükümetlerin milli eğitim politikalarına, siyasal ideolojilere yatkın olarak almış oldukları kararlar ortaya eğitim karmaşası çıkarmıştır. Öğrenciden yana, daha doğrusu herkesi sınıf geçirmeye yönelik tutumlar, olumlu bilgiden yoksun bir gençlik ortaya çıkarmıştır. Kuşkusuz, ticari amaca yönelik dershaneler de bu karmaşayı desteklemektedir. Üniversiteye giriş sınavlarının klasik liselerde verilen eğitim dikkate alınmadan, yalnızca dershane programlarına göre düzenlenmiş oluşu da orta öğretime vurulmuş bir başka darbedir. Milli Eğitim politikasında meslek liseleri de ayrı bir sorundur. Gerçekte mesleki bilgilere ağırlık verilmesi gereken bu kurumlarda asıl sorun İmam Hatip Liselerinden kaynaklanmaktadır. İmam hatip olayı daima meslek liselerin arkasına gizlenerek ortaya atılmak istenmektedir.
Bu karmaşa içerisinde 17. Milli Eğitim Şûrası’nın sorunlara çözüm getireceği beklenmiyordu. Hükümetin asıl sorunu yine imam hatiplerdi. İmam Hatip Okulları konusunda iktidara gelişinden bu yana bir ileri iki geri adım atan hükümetin yine de istediğini elde ettiğini söyleyemeyiz. Şûrada klasik liselerle imam hatipleri yine eş düzeye getiremedi. Daha doğrusu ilerideki yıllarda imam hatipli devlet memurların yolunu açamadı. Oysa imam hatipler aydın din adamları yetişmesi ve halkın dini inançlarını hurafelerden, cahil hocalardan kurtarma amacıyla kurulmuştu. Bu okullar başlangıçta imam hatipli vali, kaymakam, doktor, mühendis veya eğitimci olmaları için kurulmamıştı.
17 Milli Eğitim Şûrası’nın üzerinde durulan ve en çok tartışılan konusu da üniversiteye girişte katsayı uygulaması ile ilgili komisyon kararının genel kurulda değiştirilmesi olmuştur. Milli Eğitim Bakanlığı sıfır katsayı önerisinden vazgeçmek zorunda kaldı. Şûrada kabul edilen karara göre imam hatip liselerinin, klasik lisenin sözel, Anadolu imam hatiplerin de eşit ağırlıklı alana dönüştürülmesi benimsendi. Böyle olunca da üniversitelerin sözel puanla öğrenci alan bölümleri imam hatiplilere açılacaktır. Anadolu imam hatip mezunları ise eşit ağırlık alan uluslar arası ilişkiler bölümlerine girebileceklerdir. Daha doğrusu 1999 öncesinde imam kökenli yöneticiler dönemine bir kez daha dönülecektir. Ancak bu önerinin YÖK tarafından benimsenip benimsenmeyeceği de henüz bilinmemektedir. Kuşkusuz, YÖK önümüzdeki günlerde bu konuda akıl ve bilimin doğrultusunda kararını verecektir.
Şûrada yine imam hatipliler üzerinde duruldu. Oysa okullardaki şiddetin önlenmesi veya bunu doğuran nedenlerin üzerine eğilinmedi. Önümüzdeki yıl yapılacak seçimlerde hükümetin kendilerini desteklediğini sandığı kitlelere karşı elde kalan tek kozu imam hatiplilerdir. İkinci koz çözüme kavuşturulamayan türban olayıdır. Türkiye’de eğitimin tek sorununun imam hatiplerin üniversiteye girebilmesindeki kolaylığın sağlanması olduğu şûrada bir kez daha anlaşıldı.
Varsa yoksa imamlar...
Bu arada eğitim sorunlarının yıllardır sağ muhafazakâr anlayışlar nedeniyle çözümlenemediğini söyleyen Eğitim Sen Genel Başkanı konunun katsayı üzerine kilitlendiğini belirten konuşmasında, eğitim sorunlarını çözülemeyeceğini belirtti. Onun konuşması bazılarının alkışlarına bazılarının da tepkisine yol açtı. CHP Genel Başkanı Deniz Baykal da “Şimdiye kadar yapılmış en az itibar gören, en başarısız şûradır. Parti kongresi gibi bir şûra” sözleriyle toplantıyı eleştirdi. Kendisine yöneltilen soruları da “Eğitim şûrası AKP’nin siyasi angajmanlarına hizmet ediyor. Eğitimde köklü reformların mecburiyeti varken, öğretmen eksikliğinden dolayı okullarda eğitim aksıyorken AKP kendi dünya görüşüne yönelik bir eğitim sistemi inşa etmeye çalışıyor. Milli Eğitim Bakanının kafasının arkasındaki eylemler yaşam geçirilmeye çalışılıyor” diye yanıtları.
Şûraya katılan Milli Eğitim Bakanlığında görevli yönetici ve öğretmenler Bakanlarının getirdiği önerilere karşı çıkabilirler miydi? Çıkamazlardı, öncelikle 657 sayılı Devlet memurları yasasına, sonra Bakanın emrinde memurlardı. Bu nedenle de imam hatip lehine kararlara oy vermek zorunda kaldılar. Bu nedenle içlerinden bir kaçı dışında kalanlar sonradan başlarına neler gelebileceğini bilecek kadar bilinçliydiler. Sağ duyu sahipleri ve biraz da cesaretli olanlar ise olup bitenlere dayanamayıp salonu terk ettiler.
Kısacası 17.Eğitim Şûrası beklendiği gibi sonuçlandı ve dağ doğura doğura yine fare doğurdu...
erdem@ kenthaber.com.
Yayın Tarihi :
19 Kasım 2006 Pazar 09:49:01
Yorumlarınız
Burak ULAŞ IP: 88.232.144.xxx Tarih : 23.11.2006 00:36:25
Sayın Üstad; günümüzde uygulanan eğitimin ne kadar yetersiz bazı noktalarda gereksiz olduğunu hepimiz biliyoruz. Ancak, eğitim sisteminin üzerinde bu güne kadar yapılan tüm değişiklikler sadece ve sadece siyasi iktidarın kendi düşünceleri doğrultusunda gerçekleşmiş hatta eğitim sistemi deney labratuvarına dönmüştür. Çocuklarımızın bile artık her türlü bilgiye rahatlıkla ulaşabildiği internet sayesinde edindikleri bilgiler, gördükleri eğitimin yetersiz olduğunu zaten anlatıyor.Çocuklarımız aldıkları eğitimin gereksiz ve yetersiz olduğunu biliyor. Siyasetçiler de, eğitimciler de bu sistemin bir parçası olduğu için kimse sesini çıkartmıyor. Geçtiğimiz günlerde gerçekleşen 17. Milli Eğitim Şurasında da gördüğümüz gibi; siyaset ve iktidarın amaçlarını açıkça gösteren konular tartışıldı. Sonuç ortada yine sistemde köklü ve gerçekten eğitim sistemimizi en üst seviyeye taşıyacak kararlar yerine, eğitim sistemini geriletecek yada aynı durumda kalmasını sağlayacak kararlar alınmaya çalışılmış. Aslında yapılmak istenen düzeltmek değil, siyasi iktidarın amaçlarını gerçekleştirme istekleri yada kaos yaratmak için kullanılan araçlardan biri. Türkiye' de, siyasi araç olarak kullanılmayan hiç bir şey kalmadı. Toplum olarak en çok ihtiyacımız olan Eğitimde de siyaset var. Kaleminiz Kırılmasın !.. Saygılarımla,