Sanırım bu başlığı pek çok kişi yadırgayacaktır. Yıllar öncesi çoğumuz Amerika’yı seviyor ve oraya kapağı atabilmek için can atıyorduk.
Kazın ayağı öyle mi değil mi bilemem; seven de sevmeyen de otursun düşünsün.
Benim Amerika ile tanışmam çocukluk yıllarındaki Hollywood’un kovboy filmleri ve çizgi romanlarla başlamıştı!..
Amerika kendini tanıtmak, sevdirmek ve doğrucası hayran bırakmak için böyle bir yolu seçmişlerdi. I.Dünya Savaşına kadar tarih sahnesinde ağırlığı pek hissedilmemişse de savaş sonrası yapılan platformlarda ve anlaşmalarda hep yer almışlardı. Bazılarının iddiasına göre de İzmir’in Yunanlılar tarafından işgalinde hükümet konağına asılan büyük ölçüdeki Yunan bayrağının arkasında ABD bayrağı varmış… Gerçekten bazı eski fotoğraflarda bu bayrak ucundan kenarından görülmektedir.
Çocukluk yıllarımın çizgi roman kahramanlarından Maskeli Süvari vahşi Kızılderililerle (!) haydutlarla mücadele ediyor ve hep kazanıyordu. Çoğu kez de genç bir kızı Kızılderililerin, haydutların ellerinden kurtarıyordu. Çocuk aklımızla soyu tüketilen Kızılderililerin vatanlarını emperyalistlere karşı korumaya çalıştıklarını düşünemezdik. O yaşlarda nereden bilirdik ki; Amerika’ya kadar emperyalizmin uzandığını… Sonraki yıllarda Amerika’nın emperyalist olarak suçlanacağını!..
Maskeli süvari, kızıl maskenin ardından Pekos Bill, Tom Miks, Teksas gibi İtalyan kökenli dergilerin yardımıyla kötülere karşı mücadele eden iyi Amerikalıları (!) tanıdık. Tom Miks Avrupa’dan yeni kıtaya göçte Nevada da düzeni sağlayan bir kahramandı (!). Teksas çizgi romanının kahramanı Çelik Bilek ise Amerika’yı ele geçirmek isteyen İngilizlere karşı bağımsızlık mücadelesi veren bir başka kahramandı (!).
Çocukluk yıllarımızda çizgi romanlar beynimizi yıkarken, II. Dünya Savaşı patlak vermişti. Nazi Almanyası, Avrupa’nın büyük bir bölümünü ele geçirdikten sonra İngiltere’yi istila etmeye yönelmişti. O sırada 1920’lerin ekonomik krizinden kurtulmuş Amerika devreye girmişti. İngiltere’ye askeri yardıma başlamış, savaşın kaderini değiştiriyordu. Alman U-2 denizaltılarından sıyrılabilen askeri ve ekonomik gemi konvoyları İngiltere’yi adamakıllı rahatlatmış, büyük olasılıkla adanın istilasını önlemişti. Sonunda ABD’nin büyük desteği ile 6 Haziran 1944’de Normandiya çıkarması yapılmış ve İngiltere’nin yanında ABD savaşa girmişti. Bütün dünya ülkeleri artık ABD’yi kurtarıcı olarak görüyordu.
Bu arada Hollywood çevirdiği savaş filmleri ile ABD’nin ne kadar güçlü ve ne kadar kahraman askerleri (!) olduğunu pompalıyordu. Avrupa’da savaş sona ermişti ama Uzakdoğu’da Pasifik’de Japonya direniyor, ABD’ye büyük kayıplar verdiriyordu. ABD sonunda çareyi 6-9 Ağustos 1945 günlerinde Hiroşima ve Nagazaki yerleşim alanlarına yeni silahları iki atom bombası atmakta buldu. Uzakdoğu Savaşı sona ermiş ve Japonya teslim olmuştu. Barışa kavuştuğunu sanan dünya ülkelerinin çoğu sevinç içerisindeydi. Pearl Harbour baskını sonrasında, Normandiya çıkarması ile Hiroşima ve Nagaziki’ye atılan atom bombalarının ileride başlarına neler açacağının farkında bile değillerdi. İleriki yıllarda dünyaya hâkim olacak bir güç bu iki olayla ortaya çıkıyordu. Zafer sarhoşluğu içerinde Hiroşima ve Nagazaki’de yüz binlerce kişinin öldüğünü, bir o kadar insanın deva bulmaz biçimde yaralandığının farkında bile değildiler. Çoğu insan gibi Japonya’da insanlar ölürken, galiplerin eğlencelerine gıpta ediyorduk!..
Çocuk yaşlardaki bizler, daha da acısı ileriyi göremeyen büyüklerimizde Amerika hayranlığı başlamıştı. O yıllarda İstanbul’a gelen ABD zırhlısı Missouri’yi görmek için öğretmenimiz bizi Kuzguncuk sahillerine götürmüş ve dev savaş gemisini hayranlıkla izlemiştik!..
Dünyanın pek çok ülkesinde olduğu gibi Türkiye’yi de Amerikan hayranlığı sarmıştı. Türkiye’de demokrasinin adımları atılmış, seçim yapılmış ve Demokrat Parti iktidara gelmişti. Onun gelmesiyle birlikte ABD’nin Marshall yardımından yararlanılmış, memlekette büyük bir bolluk başlamıştı. Savaşta zarar gören diğer ülkelere yapılan Marshall yardımının başımıza neler getireceğinin henüz bilincinde değildik!.. Türkiye’de deniz ve demir yollarlı unutulmuş, kara yolu nakliyatına önem verilmiş, çiftçiye krediyle traktörler satılmış, kara saban tarihe karışmıştı. Yıllar sonra çiftçi aldığı kredi ve traktörlerin yedek parçalarının kredisini ödeyebilmek için büyük dara düşmüştü. Türkiye yabancı sermayeye borçlanıyordu…
Türkiye artık Amerika emperyalizminin emrine giriyordu. Ne gariptir ki, bunun ileride başımıza ne dertler açacağının yeni yetme siyasiler bile farkında değildi. Bizler ise Amerika’yı seviyorduk!..
Türkiye’nin büyük şehirlerinde Amerikan arabaları kol gezmeye başlamıştı; Chevrolet Belair, Ford Thunderbord, Nash, Dodge, De Sota , Mercury, Buick…
Kısacası Amerikan sermayesi araç, gereç ve askeri yardımla Türkiye’ye bir daha çıkmamacasına girmişti.
Diğer taraftan Hollywod’un 20. Century Fox, Metre Goldnyn Mayer, Universal stüdyolarında alabildiğine propaganda filmleri çekiliyordu. Sinemalarımızda Amerikan yapımı filmler kapalı gişe oynuyordu. Asi Gençlikte asi çocuk James Dean’ı, Kim Novak’ı, Marilyn Monrea’yı, Dean Martin, Jerry Lewis’i, Tony Curtis’i , Elizabeth Taylor’u, Alain Delon’u izlemeye başlamıştık. Bu arada Elvis Presley ve Billy Haley ve kometlerini izliyordu… Nat king Cole, Frank Sinatra, Baby Dylon’u hayranlıkla dinliyorduk…
O insanların yaşadığı ülke nasıl sevilmezdi?
Amerika’yı seviyorduk…
II. Dünya Savaşı’nın bitiminden beş yıl sonra Kore Savaşı başlamıştı. Türkiye’de, NATO’ya girmek için dünya jandarmalığına soyunan ABD’nin yanında Kore’ye bir tugay göndermişti. Türk basını II. Dünya Savaşı galibi ABD’nin yanında savaşa girmekten mutluydu. Bazı gazetelerimiz “Kore’de Türk Süngüsü Parladı” gibisinden milleti gaza getiren manşetler atıyordu! Ne var ki, karşılarına beklemedikleri çetin bir ceviz çıkmıştı; Güney Kore’nin arkasında Kızıl Çin…
II.Dünya Savaşında “Uzakdoğu Fatihi” olarak ün yapan Amerikalı general Mc Arthur büyük bir hezimete uğramış, denize dökülmekten Türk tugayı sayesinde kurtulmuştu. Kore savaşında Türkiye 721 şehit, 2147 yaralı ve 175 kayıp vermişti. Askerlerimiz orada savaşırken bizim okullarda ABD patentli süt tozları, portakal renginde peynirleri yiyor, askerlerimizin tabldotlarında bizon etleri yer alıyordu… Sonraki yıllarda Yedek Subay Okulunda da aynı yiyecekleri yiyerek ben de mutlu olmuştum (!)
Ne cömert ülkeydi şu Amerika; nasıl da sevilmezdi?
Ne gariptir ki, 27 Mayıs darbesinden sonra kurulan Yassıada Mahkemesinde Türkiye’nin meclis kararı olmadan Kore’ye neden asker gönderdiği Demokrat Parti yöneticilerinden sorulmamıştı. Büyük olasılıkla dostumuz müttefikimiz ABD gücenmesin, bize yardımını sürdürsün diye olmalı!
II. Dünya Savaşında Avrupa’daki müttefik güçlerin başkomutanı olan General Eisenhower ABD Başkanı seçilmiş ve 7 Aralık 1959’da Ankara’yı ziyaret etmişti. Türkiye’yi ilk ziyaret eden ABD Başkanı Eisenhower’i Türkiye Cumhurbaşkanı Celal Bayar Esenboğa havaalanında karşılamış, Ankara’da geçeceği yolların iki yanında yüz binlerce Ankaralı sıralanmıştı(!) Ayrıca Ankara’da geçeceği yola, üzerinde “We Like Ike” yazılı büyük bir tak yapılmıştı.
Türkiye’nin büyük bir kesimi gibi biz de seviyorduk IKE ve Amerika’yı (!) IKE’den sonra başkan olan J.Kenndy’i de sevmiştik…
J.Kenndy’in Berlin’i ziyaretinde, “Ich bin ein Berliner” (Bende Berlinliyim) dediğinde Berlinliler de Başkanı ve Amerika’yı sevmişlerdi. Anlaşılıyor ki, köprülerin altından çok sular akmış, II. Dünya savaşının acıları unutulmuştu.(!)
J.Kenndy kendi memleketinin bir grubu tarafından, belki de ABD’nin menfaatleri uğruna suikast sonucu öldürüldüğünde onlar kadar bizler de üzülmüştük. Sınıflarımızdaki öğrencilerimizden bazılarının bu ölüm üzerine ağladıklarını anımsarım…
Amerika’yı seviyorduk, büyüklerimiz (!) bu sevgi uğruna İncirlik’de onlara üs bile vermişti. Ne var ki, ABD casus uçağı U-2’nin Sovyetler Birliği topraklarında düşürülmesi ve uçağın pilotu Francis Gary Powers’in esir olması iki süper güç arasında bir krize neden olmuştu. Sovyetler Birliği Başkanı Nikita Kruscev, ABD’ye verilen üslerden ötürü Türkiye’yi tehdit etmeye başlamıştı. Bu arada ülkemizdeki NATO üslerine nükleer füzeler yerleştirilmiş olduğunu Sovyetler iddia ediyorlardı (!)
Amerika sevgimizin başımıza büyük işler açacağı ayan beyan ortaya çıkmıştı. Bu olayın ardından Amerika ve Sovyetler arasında Küba krizi patlak vermişti…
Türkiye’deki füze üslerine karşılık Sovyetler de Amerika’yı tehdit eden füzeleri Küba’ya yerleştirmişti. Böyle olunca da ABD Küba’yı abluka altına almış, Sovyet Savaş gemileri de Küba’ya doğru yol almaya başlamıştı… Dünya yeni bir savaşın içerisine itilirken siyasiler devreye girmişler, ABD’nin Türkiye’deki nükleer füzeleri sökmeleri karşılığında Sovyetler de Küba’da aynı işlemi yapmışlardı.
Böylece dünya iki süper güç arasındaki anlaşmazlığının çözülmesinden ötürü rahat bir nefes almıştı…
Düşünebiliyor musunuz; Maazallah iki süper güç anlaşamasaydı Amerika sevgimiz başımıza ne işler açacaktı?
Devam edecek
erdemyucel2002@hotmail.com
Sayın Erdem Yücel; Bu sunumunuza bir eklenti yapmaya hiçbir kimsenin haddi olmamalıdır. Yaşadığımız bugünler - ne yazık ki - yakın tarihimize hesap vermek ve geçmişdeki kişilerle bugünlerdekini mukayese etmek zorunluluğunu ortaya çıkarmıştır. Ulu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk'ün, Millî Mücadele yıllarında ileriyi görmekten yoksun bazı aydınların (!) "Amerikan mandasını' * kabullenmek için gösterdikleri çabalara da - ileri görüşleriyle - neden karşı çıktığı konusunda gençlerimizi aydınlatıcı sunumunuzu da bekleriz !
* mandacılık: güdümcülük, bir ülkenin tutum ve yapımını gütmek
Ellerine saglik Hocam"Amma zaman gecmis ABD si degil.O zamaninda seyrettigimiz sinama filimleri,okudugumuz cocuk romanlari hepsi ABD nin gecmis zamanlarini anlatirdi.Oysa simdi dünya Jandarmaligini yapan ABD elinde,ki silahlarla dünyayi tir tir titretiyor.Dünyayi haraca baglamis bir ülke durumundadir.Dünya ülkelerinden istedigini vermiyen olursa hemen onun basina cöküp yok ediyor.
Örneklerini söylemeye gerek görmüyorum,cünkü tüm dünya tarafindan biliniyor.ABD dünyanin her yerinde,ne var ne yok onu takip edip ya aliyor yada zor kullanip yok ediyor.Asil gündem Türkiye olmasi gerekir,di diye düsünüyorum.Beni baska ülkeler ilgilendirmiyor,Ögle görülüyorki Türkiye icinde,bir Türkiye daha var.Örnek Hükümetimizin aclik grevini bitirmek icin cok ugrasti,fakat muvaffak olamadi.
Binlerce insanin ölümüne ve sakat kalmasina sebep olan imralida mahkum olan,ve yandaslari tarafindan heykeli dikilmek istenen o mahlukun bir deyisiyle,aclik grevi sona erdi.Oysa daha önce Basbakanimiz cift basli iktidar olmaz diyordu.Buda nerden cikti demeyin,adam bir demecle hem milletvekilleri hemde hapishanedeki mahkumlari aclik grevine son verdi.
Türkiye icinde bir baska Türkiye istemiyorum,Fakat kim yönetiyor onuda bilmiyorum.Emperyalizm böyle birsey midir,onuda bilmiyorum,daha dogrusu neyin dogru neyin yanlis oldugunu artik kestiremiyorum,onuda bilmiyorum.Artik gümyiyi bile unutma noktasina geldik,her gün Sehit haberleri yarali haberleri,yani hep ölüm ölüm,hüzün hüzün.Ve ne zaman gülecegimizi merak ediyorum saygilarimla.
amerikayi neden seviyoruz sevdirmesini bildigi icin yazdiklarinizdanda bellidir marschal yardimina gelince almanyada bu yardimlari cok iyi degerlendirmis ama bizimkiler yav zaten avantadan bu yardim demis isin icine etmis kredi sistemindede borc yiyen kesesinden yer demisiz yiye yiye kese de bosalmis kendisi de modada yok olmus varmi simdi kese diye bir sey yok.... enflasyon eflasyon ola ola torbayla para tasir olduk keseyi bir kenara mecburen attik neyseki akillinin biri sifirlari attida 1 milyar oldu bilmem kac tl. yav nasil bir miletiz 1 tl ye neden hala milyar deriz bunuda anlamis degilim ne bu inat ne bu disiplinsizlik askeriye yönünden coniler irakta ölüyor bilmem nerde ölüyor eeeh bundada bir hak tabiki doguyor ve hakkinida aliyor alacakta
yorumum amerikanci vari oldu özür ama düsmanlik islemektense böyle yorum iyi gibime geliyor igneyi baskasina cuvaldizi kendimize batirirsak cok cok seyler degisecek gibimede geliyor
sarki sözü: seni sevmeyen ölsün hicaz makaminda bir sarki onu simdi dinliyorum......
Ellerin dert görmesin Mehmet Ersindigil,bundan daha iyisi izah edilemezdi