29
Ocak
2026
Perşembe
ANASAYFA

Avrupa’ya da posta koyduk, helal bize!..

İstanbul Gezi Parkında üniversite gençliğinin başlattığı demokratik eylem bütün yurda yayılınca dünyanın gözü kulağı bize çevrildi. Batının basını bizimkilere benzemez; doğruyu doğru, yanlışı yanlış diye yazarlar. Yanlı, tepeden inme emirlerle yazı yazmaz, yorum yapmazlar… Önceki yazdıklarıyla sonrakiler arasında uçurumlar olursa, daha doğrusu yazar inanılırlığını kaybederse ne yazacak yer, ne de okuyucu bulur...

Bizim yazar çizer, yorumcu kardeşlerimiz (!) bu yönde oldukça şanslıdır!.. Çoğu rüzgar gülü örneği fırıldak gibi dönerler. Dönmeyenlerin çoğu da kendilerini kapı önünde bulurlar. Demokrasiyi içerisine sindiremeyen toplumların ortak kaderidir.

Taksim Gezi Parkında başlatılan gençlik eylemi kaba güçle dağıtılınca onun yerini duran adamlar, tencere tavalı protestolar aldı. Ardından da misilleme olarak iktidarın “milli iradeye saygı mitingleri” başladı. Yerel ve genel seçimlere daha zaman var; bu mitingler de neyin nesi diyenler, belki biraz şaşırdılarsa da sonunda asıl amacın ne olduğunu öğrendiler. “Ne yaptık da halkı hiç yoktan sokağa döktük” diyeceklerine “biz daha çok insan toplarız” havasına girerek gövde gösterilerinden medet umdular. Miting alanlarında toplanan insanlar demokrasi ve kardeşlik isteyecekleri yerde “azınlık şaşırma sabrımızı taşırma “ dediler. Oysa barışçıl tepkiler dinlenip, kaygılar giderileceği yerde “yol ver gidelim, Taksim’i ezelim” denmesinin kime ne faydası var?

Kısacası demokrasi ile cici demokrasi birbirlerinden farklı kavramlardır.

Batının tepkisi çok daha farklı oldu ve Avrupa Birliği yolundaki Türkiye büyük yara aldı, AB’ye girmek, belki de hayalden öte oldu. Bunun yanı sıra gençlikten umudunu yitirip, bunlarla bir şey olmaz diyenler yanıldılar. Türkiye gençliğinin ne kadar batılı, çağdaş, demokrasiye bağlı ve aydın olduğu bir kez daha ortaya çıktı. Batı da olanları gördü, belki de Arap gençliği ile Türk gençliği arasındaki farkı anladılar.

Batılıların siyaset ve demokrasi anlayışı bizlerden farklıdır. Kaba kuvvetin orada yeri yoktur, ayrıca dayatmalara, posta koymalara hiç aldırmazlar. Daha doğrusu onların siyasetinde bu tür davranışların yeri olmaz.

Türkiye’nin Avrupa Birliğine katılım müzakerelerinde yeni fasıl açılmasını başta Almanya, Hollanda ve Avusturya veto edince, Alman Şanşölyesi Angela Merkel, Türkiye’ye imtiyazlı ortaklık değil stratejik ortaklık önerileceğini söyleyince Avrupa Birliği Bakanı Egemen Bağış bu ülkeleri sert bir dille tenkit etti. Onları bizim iç politikadaki liderler sanarak adeta hodri meydan dedi!.. Ardından ya Türkiye çekilecek ya da yine oybirliğiyle Türkiye’nin AB sürecini karşı taraf bitirecek gibisinden bazı sözleri de demecine ekledi! Avrupa’daki bazı siyasetçilere sesleniyorum, hodri meydan bulun 27’yi sonra gelin konuşalım!. Ardından da Merkel’e Sarkozy’i örnek göstererek Türkiye karşıtı politikası yönünden devrildiğini ima ederek, bak şimdi balık tutuyor, aynı akıbete uğrayacağı tehdidinde (!) bulunuyor.

İnsan elinde olmadan merak ediyor; bunları söyleyen kişinin dış siyasette ne gibi deneyimi var diye!

Siyaset Bilimi dersleri veren fakültelerde mi, yoksa Mülkiye’nin hariciye bölümünde mi okumuştur?

Bu konuda yazılı kitapları, makaleleri veya uluslararası düzeydeki sempozyumlarda tebliğleri var mıdır?

Bir bilen çıkıp beni aydınlatırsa gerçekten mutlu olurum.

CNN, BBC, New York Times gibi kuruluşları karşımıza almakla ne kazanırız?

AB üyeleri bu tepkiye, efelenmelere, dayılanmalara pabuç bırakır mı?

Siyaset dili başkadır, mahalle kahvelerindeki dil ile konuşmak başkadır.

ABD ve AB üyeleri ilişkileri askıya aldığını resmen açıkladı. Bununla da kalmayarak Birleşmiş Milletler Teşkilatı da bir bildiri yayınlayıp Türkiye’deki orantısız gücü kınadı.

Anlaşılan AB’ye katılım müzakereleri donmuş gibi görünüyor. Bunun nedeni olarak da hepimizin bildiği gibi Gezi Parkında başlayan demokrasi mücadelesi ve güvenlik güçlerinin şiddeti gösteriliyor. Amerikan Büyükelçisinin son derece özenle seçilmiş sözcüklerle “İfade özgürlüğünü ve barışçıl toplanma özgürlüğünü biz de önemsiyoruz” deyişinin de üzerinde durulmalıdır.

Türkiye’nin AB üyeliğine girmesine AKP’de samimi olarak inanan bir çoğunluk var mı? Nitekim Egemen Bağış’ın “Türkiye’nin AB’ye değil, AB’nin Türkiye’ye ihtiyacı var. O ülkelere bak oğlum git demesini iyi biliriz” demesi diplomasiye, hele hele bu işlerden sorumlu Avrupa Birliği Bakanına yakışır mı?

Dünya bizim basına benzemiyor. Biz onlara bağırıp çağırıp posta koyarken dolar zirveye çıktı, borsa düştü. Batının desteğiyle ayakta duran ekonomimiz ne olur? Ortaya ekonomik bir enkaz çıkarsa bunun altında kim kalır?

Türkiye ne üretti? Ve nasıl büyüdü? Fabrikalarda dünya piyasasını alt üst edecek markalar mı ortaya koydu? Ekonomimiz taş gibi sağlam, krizler teğet geçiyor Türkiye artık borç alan değil borç veren ülke oldu gibi sözlerin, övünmelerin altındaki gerçeği objektif ekonomistler gerçekten araştırdı mı?

Maliye Bakanı da elde birkaç liman var, elimizde mal kalmadı, özelleştirme bitti gibisinden sözler söyleyerek durumu biraz daha açıklığa kavuşturdu!

Dünya borsalarının gerilemesinin yanında Türkiye ne kadar geriledi?

Dünya’daki para kaçışı ne kadar Türkiye’de ne kadar?

Dünya’da faiz ne kadar arttı Türkiye’de ne kadar arttı?

Bütün bunların resmi ağızlardan gerçekçi olarak açıklanması gerekmektedir.

Anlaşılan Türkiye yine borçla yaşıyor. Cumhuriyetin oluşturduğu yeraltı ve yerüstü kaynaklar özelleştirme adında satışa rağmen yine borçla yaşıyorsa durum gerçekten vahimdir. Ekonomistler bilirler, üretmeden paradan para kazanmak da bir yerde gemiyi karaya oturtur.

Bu arada ortalarda bir de faiz lobisi sözü dolaşıyor. O zaman faiz lobisi nedir bundan kimler nemalanıyor, bunu da yetkililer açıklamalıdır.

Dünyada doların oynamasının yanı sıra Merkez Bankasının müdahalesine rağmen Türkiye’de doların fırlaması hiç de iyiye işaret değildir. Bütün bunları Gezi eylemine bağlamak da doğru değildir.

Türkiye’de başlayıp Avrupa’da yaşayan Türklere ve New York, Brezilya’ya kadar uzanan tepkiler küçük çaplı hareketler değildir. Kendi ülkesinde halkın sokaklara dökülmesine Brezilya Devlet Başkanı Dilma Rous on binlerce insanın sokaklara çıkmasından gurur duyduğunu söylüyor. Yürüyüşlerin büyüklüğü demokrasimizin gücünün göstergesidir diyor.

Posta koymadan önce iki kere düşünmelidir.

erdemyucel2002@hotmail.com
 

Yayın Tarihi : 27 Haziran 2013 Perşembe 23:42:48


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?
Yorumlarınız
Dr. S. A. IP: 95.15.201.xxx Tarih : 28.06.2013 18:41:27

Dün "akil" adamlar üzerlerine düşen görevlerini tamamladılar (!), bugün Lice'de olduğu gibi melunlar yeniden kendilerini göstermeye başladılar !  Eğer malumumuz yeniden bir "akil adamlar teşkilâtı" (!) kurmak düşüncesinde olursa, bu sefer bunların tümünün "köşe yazarlarından" (!) olmasını arzu ederim (!)..