Başkanlık sistemi geçtiğimiz yıl ortaya atılmış ve toplumun nabzı yoklandıktan sonra, AKP sözcülerince uluorta söylenmeye başlanmıştı. Anlaşılan hazırlıkları süren yeni Anayasa’da yer alacak. Anayasa değişikliği belki de bunun için yapılıyor. Büyük olasılıkla 2014’te cumhurbaşkanı yerine beş yıllığına başkan seçilecek…
Başkanlık sistemini içeren yeni anayasa meclisten geçer mi derseniz; bal gibi geçer!.. CHP ve BDP’nin sayısal üstünlükleri yeterli olmadığından karşı koymalarının faydası olmaz. MHP’de ise Bahçeli ve ekibinin her zaman olduğu gibi iktidarın yanında yer alacağını söylemek için kâhin olmaya gerek yok.
Başkanlık sistemi ilk defa ortaya atıldığında bunun dünyadaki örneklerini, sakıncalarını ve bize uymayacağını Kenthaber’de daha önceki bir yazımda ((30 Nisan 2010) belirtmeye çalışmıştım.
Türkiye’ye başkanlık sistemi gelirse ne olur?
Başkanlık ve Meclisin seçimi aynı dönemde ayrı ayrı yapılacak.
Milletvekili sayısı eskisi gibi kalacak.
Meclisin görev sırası beş yılla sınırlanacak.
Başkan, Meclis dışından bakanları seçecek. Milletvekilleri bakan olamayacak.
Başkan, Milletvekillerinin vereceği gensoru önergesiyle başkanlıktan düşürülemeyecek.
Başkanın meclisi fesih yetkisi olacak. Ancak beğenmediği yasa teklifine karşı veto yetkisi olacak…
Şimdi sorarım sizlere; Başkanlık sistemi Türkiye’nin yapısına uyar mı?
İleri, katılımcı demokrasiye geçişi sağlar mı? Yoksa bu yetkiler Osmanlı padişah yetkilerine eşdeğer mi?
Başkanlık sistemini dünyada en iyi uygulayan tek devlet ABD’dir. Ancak ABD ile Türkiye’nin siyasal yapısı arasında dünyalar kadar fark vardır. ABD eyaletlerden oluşmuştur. Türkiye’nin eyalet sistemine dönüştürülmesi bir bakıma bölünmeye yol açmayı kolaylaştırır. Bunun en tipik örneği günümüzdeki Güneydoğu olayları ve BDP’nin tutumudur. Batının her zaman istediği, ancak açıklamadığı güçsüz ve bölünmüş bir Türkiye’dir. ABD eyalet sisteminde her eyaletin kendine özgü meclisi ve yasaları vardır.
Türkiye’nin bugünkü konumu Türkiye’ye özgü biçimde değiştirilecek olursa kimseye diyecek söz kalmaz (!) Biz bize benzeriz sözü bir kez daha yinelenir. Siyaset bilimi ve hukuk yönünden ilkel bir sistemin ortaya çıkması da olasıdır. Bu sistemi elinde tutan başkanın sultanlığa veya diktatörlüğe dönüşmeyeceğini kim garanti edebilir?
ABD’de başkanın yetkileri Anayasa Mahkemesi tarafından denetlenir. O mahkeme başkana karşı sorumlu değildir. Başkan, atacağı her adımın yanı sıra devlet harcamalarında da senatoya hesap vermek zorundadır. Bu sistem bizde kurulabilir mi?
Yargı reformu adı altında yapılan düzenlemeler HSYK başta olmak üzere bir bakıma iktidarın emri altına almıştır. Bunun aksini söyleyen var mı? Böyle olunca da Anayasa mahkemesi kendisini atayanlara karşı bir tavır sergileyebilir mi?
Bunun bir de başka cinliği vardır; AKP’nin tüzüğü üç dönem peş peşe seçilenlere bir daha seçilme hakkını tanımamaktadır. Bugün meclis aritmetiğine baktığımızda, tüzük değişmezse üç dönem seçilen partinin ağır topları dışarıda kalacaktır. Bu durumda şimdiye kadar liderin her dediğini yapmış olanları başkan siyaset dışına itecek değil ya! Ahde vefa diye bir söz vardır (!).
Büyük olasılıkla lider, hepsini bakan yapacak… Oysa model alınan ABD’de bakanların her biri konusunun uzmanıdır.
O halde değişen ne olacak?
Günümüzde de liderin dediği olmuyor mu? İktidar veya muhalefetteki milletvekillerinden hangisi liderlerinin sözünden çıkabiliyor. Göstermelik olarak milletvekillerini halk seçiyorsa da aslında seçen liderin kendisi…
Başkanlık seçimine girip de kazanamazsa Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün konumunun ne olacağı da belirsizdir. Ankara’daki son olaylarda Başbakan “Herkes kendi işine baksın” sözünü neden kullanmıştır?
Cumhurbaşkanı ile Başbakan, kökeninde başkanlık sistemi yatan değişiklikten ötürü birbirlerine ters mi düşüyorlar?
Başbakan başkanlık sisteminden yana olmasına karşılık Cumhurbaşkanının bugünkü sistemden ve Avrupa Birliğinden yana olduğu sanılıyor. Nitekim Cumhurbaşkanı Financial Times gazetesindeki röportajında ikinci kez cumhurbaşkanlığına aday olacağının sinyallerini vermiştir.
Kısacası isim değişikliği ile kendi kendimizi aldatacağız. Sanırım Türkiye’yi gerçekten çok zor günler bekliyor…
erdemyucel2002@hotmail.com
Hocam ellerine saglik"Yazina aynen katilyorum,Türkiye,de simdiden kral belli.Kral sayin Basbakanimiz Recep Tayyip Erdogan,dir,Cünkü görülen köy klavuz istemez demislerdi Atalarimiz.Basbakan su anda tek basina Türkiyeyi yönetiyor.Basbakan ne derse o oluyor,Kanaatimce Basbakan Partisi basinda kaldigi müddetce ve emrinde olan bütün milletvekillerine sözünü geciren tek kraldir.
2004 te yasayla kaldirdigi idami son günlerde tekrar idam geri gelsin diye söyleyisleri vardir.Herhalde idami kaldirdigi icin pismanlik duymus olacak,ki tekrar geri getirmesinden söz konusu oluyor.Örnek olarak Amerika, Rusya,ve Cin,i gösteriyor.Kral,in arkasinda MHP de var istedikleri zaman ve Basbakanimiz yeter,ki istesin idami geri getirir.Daha önceki yazilarimda,da yazmistim,MHP sinin gelecek secimde %10 barajina takilmamasi icin simdilikten AK Partiye katilmasi icin zemin hazirlasa daha iyi olur.
MHP muhalefet degil %99 iktidar partisini destekledigi ortadadir.Bunu kimse inkar edemez,Basbakanimizin otoriter bir yapisi var,cift baslik olmaz diyor.Burda her corbaya maydonoz olanlarin carpsizligi yüzünden komik durumlara düsüyorlar.Bos konusmakta Türklerin eline su dökecek baska bir devlet yoktur.Bu son zamanlarda yazacak o kadar konu var,ki Türkiyede,ki yazarlar icin bitmek tükenmiyen bir hazinedir.Onun icin simdilik yazacaklarim bu kadar saygilarimla.
Ali; "- muhterem bir düşünür ve yazarımız 'başbakan isterse olur' demiş, buna ne dersin !" , Veli; "- valla, hangi cinsten olursa-olsun, bizim milletimizin erkekçe davranacağından eminim derim !"