29
Ocak
2026
Perşembe
ANASAYFA

Berlin Olayı Skandal mı?


Türkiye’de zaman zaman akıl almaz olayların iç ve dış siyasette yaşandığını diğer yazarlar gibi biz de sürekli olarak sütunumuzda dile getiriyoruz. Ancak bu tür olayların boyutları Türkiye sınırlarını da aştı. Başbakanın 2.Türk-Alman Ekonomi Kongresine katılmak üzere gittiği Almanya gezisinde Berlin’de yaşayan Türklerle bir toplantı yapmak ve onların sorunlarını dinlemek istedi. Bir başbakan için son derece doğal, orada yaşayan Türkler için de bir fırsattı. Ne var ki, toplantıya katılanların gündeme getirdiği iki soru birden bir skandala dönüşüverdi.

Berlin’de yaşayan türbanlı bir kadının “Aynı zamanda Alman vatandaşıyım. Kıyafetimle Hıristiyan ülkeden kimlik belgesi alabiliyorum, pasaport için kendi ülkemin konsolosluğuna gittiğimde saçlarımı babaannemlerinki gibi bağlamamı, saçlarımın biraz görünmesini istiyorlar” sözü birden oralığı karıştırdı. Bu soru haklı olarak! Başbakanı sinirlendirdi. Türban konusunu çözememiş! Kendi eşi de diplomatik teamüllere rağmen tesettürlü idi. Yanındaki Almanya Büyükelçimiz Mehmet Ali İremçelik’e dönerek, bilmiyormuş gibi “Böyle bir uygulama mı var?” diye sorunca salondaki Türkler kendi büyükelçilerini, Türkiye Cumhuriyeti’ni Almanya’da temsil eden İremçelik’i yuhalamaya başladılar. Cumhuriyet tarihimizde ilk kez böyle bir olay yaşanıyordu. Başbakan, Büyükelçinin vatandaşları tarafından yuhalanmasına neden oluyordu. Büyükelçi İremçelik “Aldığımız talimatları uyguluyoruz” yanıtı Başbakanı daha da sinirlendirdi. Talimat yazılı mı sorusuna, yazılı cevabı aldı. Bunun üzerine basından öğrendiğimiz kadarıyla Başbakan topluluğa dönerek “Türkiye Cumhuriyeti’nin Büyükelçiliğine benim vatandaşlarım bu kıyafetiyle girer, bir genelge olduğunu hiç zannetmiyorum. O genelgeyi göreceğim.”

Başbakan ve Büyükelçi arasında soğuk bir hava esmişti. Büyük olasılıkla da ortada bir yanlış anlama vardı. Belki de Başbakan bazı tesettürlülerin Büyükelçiliğe alınmadığını sanmıştı.
Büyükelçi genelge burada ve uygulamak zorundayız dedi. Sorun yaratan genelge 3 Eylül 1984’te yayınlanan “Pasaport Verilirken Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar” başlığını taşıyordu. Genelgenin kadınlara yönelik hükmünde; yüz çehrelerinin tam olarak görünmesine mani olmayacak şekilde başın saç diplerinden bir örtü ile bağlanmış olduğu fotoğraflar kabul edilebilir. Sahibine benzemeyen, eski, renkleri karışmış, çarşaflı, peçeli ve yüz hatları tanınmayacak şekildeki fotoğraflar kabul edilemez” deniliyordu.

Başbakanın toplum önündeki çıkışı, Berlin Büyükelçisini vatandaşları önünde azarlarcasına konuşması, ardından gazetecilerin genelgeyi gördünüz mü şeklindeki sorusuna “Gördüm, mani bir hal yok” şeklinde yanıtlamasının ardından başbakanlık sözcüsünün “durumun dün şikâyet edildiği gibi olmadığı anlaşılmıştır” demesi gerçekten hiç yüzünden yaratılan bir skandaldır. Diğer taraftan sorduğu soru ile ortalığı karıştıran Berlin’de yaşayan hanım ise “Ben uçlarda yaşayan bir insan hiçbir zaman olmadım. Sayın Başbakan benim söylediklerimi yanlış anladı. Büyükelçi de konuyu anlatmak isterken salondakiler Büyükelçimizi bilinçsiz bir şekilde yuhaladılar. Üzücü bir olay” demekle yetindi.

Bu olayla Berlin’de bir skandal yaratılmış ve Büyükelçimiz hem kendi vatandaşları hem de diplomatik misyonda, Alman makamları nezdinde küçük düşürülmüştür. Başbakan “konuyu inceleyeceğim” diyerek olayın skandala dönüşmesini, gerilim yaratmasını önleyebilirdi. Türkiye’de bazıları istemese bile yürürlükte olan kılık kıyafet yasası vardır. Bu yasaya rağmen sokaklarda çağ dışı giysiler içerisinde insanları görüyoruz. Ne yazık ki, yurt dışında yaşayanlar da bu kıyafetlerle Türkiye’nin çağdaş imajını zedelemektedirler. Yaşanan üzücü bir olaydır. Bu ortamda Büyükelçinin görevini sürdürmesi de bu olaydan sonra çok zordur. Büyükelçiler diplomaside hem devleti, hem de Cumhurbaşkanını temsil etmektedir. Bu nedenle de saygınlıkları, otoriteleri her zaman korunmak zorundadır.

Bunun ardından Almanya’daki bazı Türkler holdinglerin topladığı paralarının batmasını dile getirince, Başbakan daha da sertleşerek “Bana mı sordunuz. Siz buraya provokasyona mı geldiniz? Diyerek bu kez de sorunu gündeme getirenlere çıkıştı. Oysa İslamcı holdingler çeşitli nedenlerle yurtdışında yaşayan dini inançlarına saygılı insanlardan çeşitli paralar toplamışlardı. Bu paraların ne olduğu bilinmiyor. Toplantıda söz alarak kendilerinin bir bakıma dolandırıldıklarını, zararlarının karşılanmasını istemişlerdi. Almanya’daki holdingzedelerin kurduğu “Avrupalı Türklerle Dayanışma Derneği” Başkanının “Çok yıprandık sesimizi duyuramadık. Türkiye’ye geldik hükümetiniz randevu vermedi” sözü Başbakanı bir kez daha sinirlendirdi. “Yüzde 35-40’a kadar nema adı altında faiz, alanların hoşuna gidiyordu. Dünyada hiçbir yerde faiz oranı yüzde 6-7’nin üzerinde değil. Onlara para yatırırken bana mı sordunuz” yanıtını aldılar. Bu konuda Başbakan haklıydı, anlaşılacağı gibi yüksek faiz uğruna eldeki paralarından da olanlar vardı.

Berlin’deki toplantıda sorunlar çözüleceği yerde, gündem İslami holdinglerin topladığı paralarla Büyükelçiliğe 1984 yılında gönderilen genelge arasında sıkışıp kalmıştır.

Bizim de bu olayın üzerinde durulacak, göz ardı edilmeyecek bazı sorularımız olacaktır.

Öncelikle türban olayı bu toplantıda delinmeye mi çalışıldı?

İslamcı holdinglerin, tarikatların ve cami kapılarında yıllardır Avrupa’da yaşayan vatandaşlardan topladığı paralar nerelere gitti?

Ve hepsinden öte vatandaşları tarafından yuhalanan Büyükelçi aynı görevde kalacak mı? Kalacaksa aynı saygınlığını koruyabilecek mi?

Bütün bunların yanı sıra Başbakan’ın yorgun olduğu ve bunun da sinir sistemini etkilediği görülüyor. Bu konuda inşallah birçok köşe yazarı gibi bizlerde yanılmış oluruz...



erdemyucel2002@hotmail.com
Yayın Tarihi : 30 Mayıs 2006 Salı 21:45:10


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?