Ümit Yaşar Oğuzcan’ın herkesin bildiği bestelenmiş meşhur bir şiiri vardır; Bir Gece Ansızın Gelebilirim.
"Bir gece ansızın gelebilirim
Bu kadar yürekten çağırma beni
Bir gece ansızın gelebilirim
Beni bekliyorsan , uyumamışsan
Sevinçten kapında ölebilirim. "
Nitekim de öyle oldu; bir gece sabaha karşı geldiler, Türk basınının duayeni İlhan Selçuk’u, İstanbul Üniversitesi eski Rektörü Kemal Alemdaroğlu’nu, İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’i ve birkaç kişiyi göz altına aldılar.
Türkiye’de isminden sıkça söz ettiren, Cumhuriyete Atatürk’e olan bağlılıkları, içten sevgileri bilinen, yazıları ile, sözleriyle bunu her zaman dile getiren bu insanların sabaha karşı evlerine polis baskını düzenleyerek, apar topar alınmaları ve evlerinde arama yapılmasını gerektiren büyük suçları olmalıydı !..
Yoksa devlet belirli yaşa erişmiş bu insanlara böylesine acımasız davranmazdı.
Merak edilen de buydu...
Acaba ne yapmışlardı?
Vatana hıyanet mi etmişlerdi?
Vatan hainliği ile vatan kahramanı olmak keskin bir bıçağın sırtı gibi iki yönlüdür. Bu konuda kesin bir karara varabilmek çok zordur. Her iki kavram da günün siyasi koşullarına, ortamına göre değişir. Tarihe baktığımızda bunun pek çok örneği ile karşılaşmamız mümkündür. Kahraman denilen bir anda hain, hain denilen de kahraman oluverir...
Bilemiyoruz. Mutlak bir şeyler yapmış olmalıydılar ki, böylesine göz altına alınmışlardı.
Türkiye’nin ortamı biraz karışıktır. Gündem her gün değişmekte, çok önemli bir olayı bir sonra gelen olay hemen değiştirmektedir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının açmış olduğu AKP’yi kapatma davası bir önceki gündem maddesini oluşturan, savcılık iddianamesi daha hazırlanamadığı söylenen, Ergenekon örgütlenmesini ikinci plana itivermişti...
Başbakan, parti kapatmalarına karşı Güneydoğu illerinde yaptığı konuşmalarda esip gürlüyor, kızım sana söylüyorum, sen anla kabilinden sözler söyleyerek Deniz Baykal’a çatıyordu. Deniz Baykal ile kimden yana olduğu bir türlü anlaşılamayan Deniz Bahçeli de ona yanıt vermeye çalışıyorlardı. Öte yanda bizi kabul edip edemeyecekleri meçhul AB ülkeleri ile ABD de bizde olup bitenlere bir anlam veremeden izliyor, yabancı basın anlayabildikleri kadarıyla yorum yapıyorlardı.
İşte bu ortamda bir gece sabaha karşı ansızın geldiler ve toplumumuzun önde gelen üç kişisi göz altına alındılar. Suçları çok büyük olmalıydı ki (!) göz altına alınmalarının ilk yirmi dört saatinde İlhan Selçuk ve diğerlerinin avukatlarıyla görüşmelerine izin verilmedi.
Bu tür her olayda olduğu gibi fısıltı gazetesi yayına başladı, herkes birbirine sordu; gözaltılar Ergenekon ile mi yoksa AKP kapatma davası ile mi ilgiliydi?
Sonunda anlaşıldı, gözaltılar Ergenekon soruşturması kapsamındaymış....
Bu tür göz altıları, evlere sabaha karşı yapılan baskınları, etrafı dökerek yapılan ev araştırmalarını içeren filmleri biz daha önceleri de görmüştük. Bunlar askeri darbelerde, muhtıralardan sonra yapılan olaylardı. Ortada böyle bir durum yoktu ama Türk basınına 56 yıl hizmet etmiş, Cumhuriyet Gazetesi’nin imtiyaz sahibi, başyazarı bir gece sabaha karşı ansızın göz altına alınmıştı. Basına sızan haberlerden öğrendiğimize göre yirmi dört saat sandalye üzerinde sorgulanmayı beklemiş... Bazılarına göre manevi işkence, bazılarına göre işleyen soruşturmanın prosedürü...
Oysa İlhan Selçuk seksen üç yaşında ve kâlp hastası...
İlhan Selçuk’un şahsında basına gözdağı mı verilmek istendi?
İlhan Selçuk’un gözaltında bulunduğu sürede sütunu boş olarak yayınlandı. Pazartesi günü de bu köşede Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Yıldız’ın “Cumhuriyetin Gücü” başlıklı yazısı yer aldı.
Böyle bir davranış daha çok darbe ve hukuk kurallarını yok sayan diktatörlüklerde, totalitarizmde, otokraside yaşanır, demokrasilerde olamayacak diye düşünüyoruz.
Bilemiyoruz; böyle bir şeye de inanmak istemiyoruz.
İlhan Selçuk’un sabaha karşı gözaltına alınması olayında, bizleri yönetenlerin haberi olup olmadıkları düşüncesi de kafamıza takılıyor. Sonunda yöneticiler haberleri olmadığını söylediler. Ardından savcı da polise çıkışıp “Ben size gece mi gözaltına alın mı dedim” gibisinden sözler söylemiş...
İlhan Selçuk, 12 Mart muhtırasının ardından gözaltına alınıp tutuklanan aydınlardan biri olmuş, sonra da bunu “Ziverbey Köşkü” kitabında ayrıntısına kadar dile getirmişti.Yazdığı gazete de 12 Eylül döneminde baskı altına alınmıştı.
İlhan Selçuk, yaklaşık kırk saat gözaltında tutulup, dokuz saat polis, dört buçuk saat de savcı tarafından sorgulandıktan sonra sağlık nedeniyle dosyası ayrılıp serbest bırakıldı. Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu hakkında yirmi dört saat ek gözaltı süresi istenmiş, Doğu Perinçek de tutuklanmıştır.
Türkiye’de yürürlükte olan yasalara göre ilk tahkikatlar gizlidir ve açıklanması da yasaktır. Bu bakımdan basında yer alan bilgiler yorumdan öteye gidememektedir. Bu kişilerin Ergenekon olayı ile bağlantılarının olup olmadığı da kesinlik kazanamadığı gibi soruşturmaların altında başka bir şeyler olup olmadığı da bilinmemektedir. Ancak İlhan Selçuk’un göz altına alınmasının bazı çevrelerde tepki ile karşılandığı da bilinmelidir.
Türkiye’de bize özgü demokrasi mi, yoksa Avrupa normlarına uygun bir demokrasi mi var diye düşünmekten kendimi alamıyorum.
Ünlü düşünür, Montesquieu’nun demokrasi konusunda söylediklerini de buraya almadan edemiyorum;
Yunan düşünürlerine, “En mükemmel hükümet ve yasalar nedir ? “ diye sorduklarında, “Yasalar kendiliğinden işlesin, malda eşitlik sağlansın, dürüst ve bilgili insanlar iş başında olsun, yasalar herkes için aynı şekilde uygulansın” demişler...
MERHABA ERDEM ABİ..KÖŞENİZİ TAM BİR BEKTAŞİ FIKRASI GİBİ OLMUŞ.BENDE HEMEN BEKTAŞİ FIKRALARINI ARAŞTIRDIM.OKUDUĞUM BEKKTAŞİ FIKRASINIDA YAZMAK İSTİYORUM.........BUYURUN CENEZA NAMAZINA.. İçkinin şiddetle yasaklanmış olduğu bir zamanda, gizli meyhanelerden birinde demlenen Bektaşi, salına salına giderken, birdenbire tanıdık bir çehre ile karşılaşmış. Hemen samimi bir tavırla elini o çehre sahibinin omzuna koyarak, sormaya başlamış: - İmanım! Seni iyice gözüm ısırıyor. Acaba nerede gördüm? Fener deki Çardaklı meyhanede mi? - Hayır. - Öyleyse, Tavukpazarındaki Küplüde. - Hayır. - Eh, o halde mutlaka Uzunodalarda. - Hayır. - Allah, Allah... bari söyle de meraktan kurtulayım. - Her halde sen beni selamlık ettiğim zaman görmüş olacaksın. Bektaşi, karşısındaki adamın Padişah olduğunu anlamış. Artık söyleyecek söz bulamamış. Hemen oraya sırt üstü yatarak: - Ey ahali... ben kalıbı değiştiriyorum. Buyurun cenaze namazına,diye bağırmış.EY AHALİ....BEN YORUMUMU YAPTIM.BİR GECE ANSIZIN SİZEDE PADİŞAH GÖRÜNE BİLİR..BENİM YAPTIĞIM YORUM BEKTAŞİ FIKRASI..BEN YAZDIKLARIMIN BEKTAŞİ FIKRASI OLDUĞUNU AÇIKLAYA BİLİRİM "AMA"YAPTIKLARINI VE YAZDIKLARINI İNKAR EDENLER HANGİ KALIBA GİRECEKLER ERDEM ABİ..saygılarımla.erdal geyikçi(köçek)...!
Sayın Yücel,demokrasi Aristo ya göre Politea nın bozulmuş şeklidir.Yani demokrasi bozuk bir sistemdir ve oligarşiye çok yakındır.Ben demiyorum Aristo diyor ben onun yalancısıyım ama son olaylar haklı olduğunu gösterir tarzda gelişiyor.Çok sesliliği yalnızca kendi sesini hakim kılana kadar kabul edenler bugünkü olaylara sebebiyet verirler.Saygılar...
Sayin Erdem Dünyayi az ve cok anliyorum veya anlamaya calisyorum,Ama velakin Türkiye olan Vatanimi anlamakta zorluk cekiyorum.Gün gecmiyor birseyler oluyor,bunun neden oldugunu bir türlü cözmüs degilim.Acaba kabahat Yasalarda,mi yoksa Siyasitcilerde,mi.Ergenekon davasina gelince,Okuyup ögrendigim seyler sac bas yoldurur cinsten,Kimi AK Parti intikami diyor kimi Amerikada yasayan feytullah gülenin isi diyor kimi yaptiklari casusluk diyor kimi ceteler diyor,Dogrusu bir Vatandas olarak kime inanacagimi sasirdim. Üzülerek söyliyorum insallah yanilirim gördügüm ve izledigim kadari ile Türkiye elden gidiyor galiba.Belki yas itibari ile bizler göremiyeceyiz ama gelecek nesillerin görmesinden endise duymaktayim.Demokrasi diyoruz hürriyet diyoruz özgürlük diyoruz iyi ama bu yaz boz anlamina gelmez,Demek her türlü rahat bize fazla geliyor galiba saygilarimla.