Güncel olması gereken bazı yazıları elimde olmayan nedenlerle zaman zaman geride bırakmak zorunda kalmanın üzüntüsünü her zaman yaşarım. Çalışma ortamımın dışında kalmaktan doğan bu gibi zorunlu gecikmeler oluyor. Bu nedenle de Ulusal bayramlarımızın en önemlilerinden biri, Atatürk’ün bizlere emaneti olan 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı’nı konu alan yazım da böyle bir gecikmeye uğradı. Yine de boynumuzun borcu olan 19 Mayıs yazısını yazmak için bir yıl sonrasını beklemeye gönlüm razı gelmedi.
Ne gariptir ki, 23 Nisan 1920 Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı gibi bazı ulusal bayramlarımız gibi! 19 Mayıs da tarikat aydınlarını (!), yeni Osmanlı düzeni kurmak isteyenleri rahatsız ediyor. Oysa Türk ulusunun özgürlüğe attığı adımın ve ümmetçilikten millete geçişin başlangıcı olan 19 Mayıs 1919’dan bu yana tam 94 yıl geçmiş, bazıları hala onun anlamını kavrayamayarak akıllarınca kavgasını yapmaya çalışıyorlar.
Hepimizin bildiği gibi Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu Büyük Atatürk, 19 Mayıs 1919’da Kurtuluş Savaşını başlatabilmek için İstanbul’dan 1878 yılında kızağa konulan, bir kez batan ve yüzdürülen eski Bandırma gemisi (Torocaderto- Kymi) ile yola çıkarak Samsun’a ayak basmıştı. Ülkeyi işgalden kurtarmak ve egemenliğin milletin olması düşüncesi ile yola çıkmıştı. Birçok badireler atlatarak düzenlediği ordusuyla 30 Ağustos 1922’de Anadolu’nun bir bölümünü arkasına aldığı emperyalistlerin desteği ile istila eden Yunanlıları yurdumuzdan çıkarmıştı. Bunun ardından da 29 Ekim 1923 günü Cumhuriyet ilan edilmişti.
I.Dünya Savaşına hiç gereksiz giren Osmanlı ordusu büyük bir hezimete uğramış, topraklarının büyük bir bölümünü yitirmiş, İstanbul işgal edilmiş, son padişah Vahdettin emperyalistlerin emir kulu olmuştu. Bu çaresizlik içerisinde Çanakkale’de destan yazan Mustafa Kemal Paşa’ya Anadolu’da yeni kurulacak olan 9.Ordu Komutanı unvanını vererek Anadolu’ya yollamıştı. Oysa 9. Ordunun ne örgütü ve ne de askeri vardı.
Mustafa Kemal Paşa Samsun’a ayak basar basmaz kurtuluşun hazırlıklarına, dağılmış orduyu örgütlemeyle başlamıştı. Ancak onun bu tutumu başta İstanbul’u istila eden emperyalistler ile padişahı rahatsız etmeye başlamıştı. Devrin Dâhiliye Nazırı Ali Kemal Anadolu’daki valiliklere gönderdiği bir emirname ile Mustafa Kemal Paşa’nın azledildiğini duyurmuştu;
“Mustafa Kemal Paşa azledildiğinden, kendisiyle hiçbir resmi resmi işleme girişilmemesi ve hükümet işlerine ilişkin hiçbir isteğinin yerine getirilmemesi kesinlikle talep olunur.”
Dâhiliye Nazırı Ali Kemal bu göreve getirilmeden önce gazetecidir ve Anadolu’da emperyalistlere karşı çıkanların aleyhinde hakarete varan yazılar yazmıştır. Belki de Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarına karşı tutumundan ötürü bu göreve getirilmiştir. Büyük zaferin kazanılmasından sonra mahkemeye verilmek üzere Ankara’ya götürülürken İzmit’te linç edilmiştir.
Mustafa Kemal Paşa azledilmesine rağmen çalışmalarını sürdürmüş, Sivas Kongresi başlamak üzereyken padişah emriyle hükümetten Sivas valiliğine yazılan bir yazıyla Paşa’nın tutuklanarak gönderilmesi istenmiştir. Mustafa Kemal Paşa buna anında yanıt vermiştir;
“Milletin naçiz bir ferdi gibi çalışmak üzere, her şeyden kutsal bildiğim askerlik mesleğinden istifa ediyorum.”
Beklemediği bu yanıt karşısında İstanbul hükümeti Harp Divanı kurarak, Paşayı gıyabında yargılamışlar 20 Nisan 1920’de alınan kararı, emperyalistlerce tahtını kaybetmeyeceğine inandırılan Padişah Vahdettin onaylamıştır:
“Askerlik mesleğinden çıkarılan Selanikli Mustafa Kemal Efendinin (!) idama mahkûm edilmesi hakkında alınan karar padişahımızın onayına sunulmuştur.”
Selanikli Mustafa Kemal Efendi diye akıllarınca aşağılamak istedikleri Mustafa Kemal Paşa, Sivas ve Erzurum kongrelerini, halkın ve askerin desteğini arkasına alarak ordular düzenledi, Türkiye Büyük Millet Meclisini kurdu ve başta Yunanlılar olmak üzere emperyalist güçleri İstanbul ve Anadolu’dan sürmeyi başardı. Bu arada kendisine karşı düzenlenen, şeriatçıların başını çektiği Düzce, Gerede, Konya, Yozgat ayaklanmalarını bastırmaktan da geri kalmadı.
Böylece 19 Mayıs 1919’da Samsun’da başlayan hareket, ulus devlet olarak 29 Ekim 1923’de Cumhuriyetin ilanıyla sonuçlandı.
19 Mayıs yoklukla, yoksullukla ve her türlü olanaksızlıklarla başlayan onurlu bir kurtuluş mücadelesinin başlangıcıdır. Tarih bilincinden yoksun olanların bu büyük mücadeleyi anlamaları olanaksızdır…
erdemyucel2002@hotmail.com