2
Şubat
2026
Pazertesi
ANASAYFA

Bizim de Kazıklı Voyvodamız var!

Hepimizin gözü aydın!..

Bundan böyle bir Kazıklı Voyvodamız var!..

Boşuna tarih tekerrürdür dememişler…

Tarihteki Kazıklı için iyi şeyler söylenmiyor; inşallah bizim ki, ondan daha iyidir.

Kar, kış kıyamet; insanlar geçim derdinde derken Kazıklı Voyvoda da nereden çıktı diyeceksiniz.

Bir süre önce Cumhurbaşkanının yanılgısıyla Atatürk Kültür Dil ve Tarih Kurumu Yönetim Kurulu’na atanan akademisyen (!) ve aynı zamanda Zaman gazetesi köşe yazarı Mümtazer Türköne seçilir seçilmez söylediği ipe sapa gelmez beyanatlarıyla bir anda tepkiyi çekmişti;

Atatürkçülük tam bir bağnazlık, yobazlık ve çağdaşlığa kapalılık şeklinde yayılıyor. Mevcut Anayasa’nın ikinci maddesinde yer alan ‘Atatürk Milliyetçiliği’ ifadesi, yeni yapılacak Anayasa’dan çıkarılmadır. Çünkü bunun ne olduğunu bilen bir Allah’ın kulu yok…”

Atatürk Kültür Dil ve Tarih Kurumu’nda daha işe başlayamadan söylediği bu sözlerinden sonra istifa etmek zorunda kalmıştı. Kendi özgün iradesiyle mi, yoksa istifaya mı zorlandı bilemeyiz…

Bu adam AKP’den milletvekili olmak için başvurmuş, bereket milletvekili listesine alınmamıştı.

Kimileri şöhret sever ancak, ünlü olabilmek adına toplumun bazı kesimlerini kızdırarak alınan ünden ne hayır gelir? İpe sapa gelmez sözleriyle gündemde kalmaya, belki de birilerine yaranmaya çalışıyordur.

Ama her şeyin bir raconu vardır. Bunu bir akademisyen bilemiyorsa, vah ki ne vah; yetiştirdiği öğrencilere…

Hocamızın(!) Atatürk ve devrimler karşıtı sözlerini, yazılarını kanıksamıştık; bu kez de darbecileri hedef tahtasına oturtmuş. Kumluca Belediyesinin düzenlediği bir panele katılmış; tutmuş Türkiye’deki askeri darbeleri anlatmaya başlamış. Basından öğrendiğimiz kadarıyla darbelerin bir silahlı gasp eylemi olduğunu söyledikten sonra bombayı patlatmış; “Darbeciler için idam cezasının getirilmesini istiyorum. Darbeciler yağlı kazıklara oturtarak cezalandıralım ki, bir daha başkası darbe yapmaya yeltenmesin…”

Kuşkusuz, bunları söyleyerek gündeme kalacağının bilincinde ve birilerinden aferin alacağını sanıyor olmalı.

Kendince darbeciler için, yağlı kazığa oturtma cezasını seçmiş.

Osmanlı Tarihini şöyle üstünkörü karıştırdım; yağlı kazığa oturma gibi bir cezalandırma şekli varsa da pek uygulandığı görülmemiş. Siyasi mahkûmlar yağlı kementle boğdurulur, yeniçeri veya diğer asker ocaklarındaki diğer suçluların boyunları cellât satırıyla vurulurmuş. Hırsızlar, caniler, serseriler kalabalık yerlerde suç yerinde asılarak idam edilirlermiş. Onların yanı sıra çok daha ağır suçlular için çengele asılma cezası varmış…

Akademisyen-köşe yazarı hocamızın(!) sözünü ettiği yağlı kazığa oturtma vahşeti XV. yüzyılda Eflak’ta yaşanmış…

Eflak’da Kazıklı Voyvoda isimli görülmemiş derecede zalim, acımasız, sadist, kana doymaz bir Bey varmış. Kazığa oturttuğu insanlar kan içerisinde kıvranırken karşılarına geçip şarabını içer, onların çırpınarak can vermelerini seyretmekten zevk alırmış. Bazen de can vermekte olan insanlara şarap ikram etmeye kalkarmış!.. Şarabı reddedenlerin ise iki cellat omuzlarından bastırarak kazığın gırtlağa kadar dayanmasını sağlarlar, Voyvoda da bunu zevkle seyredermiş!..

Kazıklı Voyvoda, Eflak’ın altını üstüne getirip caniliklerine yenilerini eklerken Fatih Sultan Mehmet de Karadeniz seferindeymiş. Kazıklının yaptıklarını Sinop’ta, Eflak’tan kaçarak İsfendiyaroğullarına sığınmış bir Hıristiyan’dan öğrenir, üzülür, hiddetlenir ve yanındakilere şöyle der; “Baka kafire. Allah verdiği canın kulun alması ne demektir. Bu işin gereği odur ki, Trabzon fethinden sonra bir baş Eflak’a varam, ilin vilayetini ateşe verem, ol Kazıklı Voyvoda denilen lâinin canına od düşürem, başına toprak saçam. Eflak ilinden zulmü ref’edem.”

Fatih Sultan Mehmet, Ordu müftüsünün tavsiyesi üzerine Eflak Beyine önce nasihatçiler göndermeye karar verir: “Doğru dersin molla; Biz kan dökmek istemeziz. Muradımız yolsuza yol göstermektir. Önce danışmalarımızdan bir elçi salalım. Sonra ardınca biz varırız.”

Eflak’a seksen kişilik bir elçi heyeti gider, Fatih’in askerleri de Eflak yolunu tutar. Eflak topraklarına girildiğinde perişan halde dört atlı görünür: “Bizi saadetli padişahın yanına iletin, arzımız var.”

Gelenler Kazıklı Voyvoda olarak tanınan Dragola’ya nasihatçı olarak gönderilen seksen kişiden arta kalanlardır.

Padişahın huzurunda; “El’aman padişahım, el’aman. O Drago dedikleri kafir beyi bize etmediğini komadı. Nice arkadaşımızı kazığa vurdu, nice bilginlerimizin sarığını başlarına çiviledi. Medet padişahım.”

Fatih’in askerleri Eflak topraklarına ilerlerken yollarda kazığa vurulmuş Sultanın gönderdiği elçilik heyetinin cesetlerini görürler. Fatih 1462’de Eflak’ı baştan sona kadar ele geçirdiyse de Dragola’yı bulamaz. Dragola Macar topraklarına kaçmıştır. Macar kralı kendisine bir şato ve kontluk payesi vermiş, zamanı gelince, güçlenecek ve Eflak’a yürüyerek yitirdiği toprakları geri alacakmış!.. Eflak’ın Kazıklı Voyvodası Macaristan’da “Kont Dragola” olmuş…

Yazgıya bakın ki, bir zamanlar anası ve babası Dragola tarafından kazığa vurula bir Romen genci kalbine sapladığı bir bıçak ile onu öldürerek hem ailesini hem de yurttaşlarının intikamını almıştı.

Kont Dragola sonraki yıllarda Kont Drakula olarak çeşitli filmlere, romanlara konu olmuştur. Kazıklı Voyvoda’nın öyküsünü, yıllar önce aynı tarih dergisinde birlikte yazdığım Ziya Hanhan’dan öğrenmiştim.

Ruhu şad olsun…

Eflak prensi Dragola’dan bu yana altı yüzyıl geçti. Garabete bakın ki, bir akademisyen-köşe yazarı (!) ortaya çıkıyor ve darbecileri yağlı kazığa oturtmaktan söz ediyor!..

Kısacası Kazıklı Voyvoda’yı hortlatıyor…


erdemyucel2002@hotmail.com

 

Yayın Tarihi : 2 Şubat 2012 Perşembe 11:11:09


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?
Yorumlarınız
Mehmet Ersindigil IP: 84.62.2.xxx Tarih : 2.02.2012 13:52:19

Deyerli Hocam Ellerine saglik"Bu yazinda gerceklerle efsanelerin birbirine iyice karistigi karanlik bir cagda,Tarih sayfalarindan tanidigimiz ve ögrendigimiz iki ünlü kan kardesliginle baslayip ölümcül bir düsmanlikla noktalanan siradisi bir öykü.Biri cihan Fatihi,namli Sultan Mehmet,digeri cephesinde kazikli Voyvoda namli Romen prensi Vlad Tebesin.Sahsen esrarengiz ve cani bir adami cagristiran Kazikci Voyvodeniz,diger nami Drakula filmlerinin hemen hemen hepsini izlemisim.

Anlamadigim tüm zamanlarin en canisi olan Eflak,e Voyvoda nasil oluyorda Osmanli sarayinda yetisiyor.Esir aldigi Osmanli Askerlerini kaziklara cakarak iskenceyle öldürmüstür.Hatta kaziga oturtan kisi bunu iyi yapmadiginda onuda kaziga oturtmustur.Kanimca tüm zamanlarin en cani insani olan cin mahluka insan demeye dilim varmiyor.Ölümüyle ilgili degisik kaynaklar var,Kimi biri tarafindan öldürülmüs deniliyor,Kimi kaynaklar Osmanli Askerleriyle savasirken öldürülüp,kellesi koparilip bursa,ya götürülüp Halka teshir ettirilip Halki nefes almaya saglamislardir.

Muntazer Türköne,Öne sürdügü ve ifade ettigi,Türkiyenin can damari olan Askerimize o laflari söyledigine inanyorum.Bu tür düsencesiyle ona nasil oluyorda Atatürk Kültür,Tarih,ve Dil Kurumu olan bir cevheri emanet ederler anlamak güc olmasa gerek.Kendi özgür iradeyle istifa ettigine kanaat etmiyorum,Halk tarafindan yapilan baskinlar tarafindan yetkililer vakit kaybetmeden zarar görmemek ve göz boyamak icin tetbirini alip istifa ettirdiler,veya aldilar diyelim.Tipki perde arkasindaki oynanan roller gibidir.Masa olarak Muntazer Türköne,yi sürmüslerdir.Temennim soy ismini degistirip kamu oyuna aciklar.Cünkü o soyismi kendisine yakismiyor saygilarimla.


K. Mükremin BARUT IP: 88.224.44.xxx Tarih : 3.02.2012 04:12:30

Askeri darbelin zındanlarında yapılanları; Erbil Tuşalp'in "BİN TANIK" adlı kıtabından okuyunuz. O döenemde cezaevlerinde kalan Solcuların ve Ülkücülerin neden bu kadar darbe karşıtı olduğunu anlamanız daha kolay olur.

Allah aşkına bu darbeler başka ülkelerde mi oldu. Yoksa biz bir rüya mı gördük.

Ben yazarların ve yorumcuların ezber üzerinden konuşmalarını ya da yazmalarını anlayabilirim. Hepimiz, yıllardır resmi edeolojinin çizdiği çerçeveden dünyaya bakmaya alıştık. Ezberimiz bozmak zor, ama hangi demokrat, hangi aydın ve hangi sivil, askeri darbeler lehinde olabilir. Bu nasıl bir öz güven eksikliği.

Hatırlayınız, sivil siyasete atıldığı günlerde, gazeteciler Turgut Sunalp'e;  "İşkencelerde tutuklulara copla taciz de bulunulmuş"  diye sorduklarında; bunu inkar etmek yerine, destekler mahiyette; "Taş gibi çocuklar vardı. Niye copla yapalım ki" demişti. Bu cümle; darbecilerin manıtığını ifade etmek için yeteri kadar açık değil mi?

Tekrar rica ediyorum. Lütfen Erbil Tuşalp'in "BİN TANIK" adlı kıtabını okuyunuz. Sayın Türköne'nin ne dediğini anlarsınız.  Hiç kimsenin, Türköne'nin Türklüğünden ve milliyetçiliğinden ve yurtseverliğinden şüphesi olabilir mi? Olaylara bizim baktığımız noktadan bakmak zorunda mı? O söylüyorsa bir bildiği vardır.  K. Mükremin BARUT