Hepimizin gözü aydın!..
Bundan böyle bir Kazıklı Voyvodamız var!..
Boşuna tarih tekerrürdür dememişler…
Tarihteki Kazıklı için iyi şeyler söylenmiyor; inşallah bizim ki, ondan daha iyidir.
Kar, kış kıyamet; insanlar geçim derdinde derken Kazıklı Voyvoda da nereden çıktı diyeceksiniz.
Bir süre önce Cumhurbaşkanının yanılgısıyla Atatürk Kültür Dil ve Tarih Kurumu Yönetim Kurulu’na atanan akademisyen (!) ve aynı zamanda Zaman gazetesi köşe yazarı Mümtazer Türköne seçilir seçilmez söylediği ipe sapa gelmez beyanatlarıyla bir anda tepkiyi çekmişti;
“Atatürkçülük tam bir bağnazlık, yobazlık ve çağdaşlığa kapalılık şeklinde yayılıyor. Mevcut Anayasa’nın ikinci maddesinde yer alan ‘Atatürk Milliyetçiliği’ ifadesi, yeni yapılacak Anayasa’dan çıkarılmadır. Çünkü bunun ne olduğunu bilen bir Allah’ın kulu yok…”
Atatürk Kültür Dil ve Tarih Kurumu’nda daha işe başlayamadan söylediği bu sözlerinden sonra istifa etmek zorunda kalmıştı. Kendi özgün iradesiyle mi, yoksa istifaya mı zorlandı bilemeyiz…
Bu adam AKP’den milletvekili olmak için başvurmuş, bereket milletvekili listesine alınmamıştı.
Kimileri şöhret sever ancak, ünlü olabilmek adına toplumun bazı kesimlerini kızdırarak alınan ünden ne hayır gelir? İpe sapa gelmez sözleriyle gündemde kalmaya, belki de birilerine yaranmaya çalışıyordur.
Ama her şeyin bir raconu vardır. Bunu bir akademisyen bilemiyorsa, vah ki ne vah; yetiştirdiği öğrencilere…
Hocamızın(!) Atatürk ve devrimler karşıtı sözlerini, yazılarını kanıksamıştık; bu kez de darbecileri hedef tahtasına oturtmuş. Kumluca Belediyesinin düzenlediği bir panele katılmış; tutmuş Türkiye’deki askeri darbeleri anlatmaya başlamış. Basından öğrendiğimiz kadarıyla darbelerin bir silahlı gasp eylemi olduğunu söyledikten sonra bombayı patlatmış; “Darbeciler için idam cezasının getirilmesini istiyorum. Darbeciler yağlı kazıklara oturtarak cezalandıralım ki, bir daha başkası darbe yapmaya yeltenmesin…”
Kuşkusuz, bunları söyleyerek gündeme kalacağının bilincinde ve birilerinden aferin alacağını sanıyor olmalı.
Kendince darbeciler için, yağlı kazığa oturtma cezasını seçmiş.
Osmanlı Tarihini şöyle üstünkörü karıştırdım; yağlı kazığa oturma gibi bir cezalandırma şekli varsa da pek uygulandığı görülmemiş. Siyasi mahkûmlar yağlı kementle boğdurulur, yeniçeri veya diğer asker ocaklarındaki diğer suçluların boyunları cellât satırıyla vurulurmuş. Hırsızlar, caniler, serseriler kalabalık yerlerde suç yerinde asılarak idam edilirlermiş. Onların yanı sıra çok daha ağır suçlular için çengele asılma cezası varmış…
Akademisyen-köşe yazarı hocamızın(!) sözünü ettiği yağlı kazığa oturtma vahşeti XV. yüzyılda Eflak’ta yaşanmış…
Eflak’da Kazıklı Voyvoda isimli görülmemiş derecede zalim, acımasız, sadist, kana doymaz bir Bey varmış. Kazığa oturttuğu insanlar kan içerisinde kıvranırken karşılarına geçip şarabını içer, onların çırpınarak can vermelerini seyretmekten zevk alırmış. Bazen de can vermekte olan insanlara şarap ikram etmeye kalkarmış!.. Şarabı reddedenlerin ise iki cellat omuzlarından bastırarak kazığın gırtlağa kadar dayanmasını sağlarlar, Voyvoda da bunu zevkle seyredermiş!..
Kazıklı Voyvoda, Eflak’ın altını üstüne getirip caniliklerine yenilerini eklerken Fatih Sultan Mehmet de Karadeniz seferindeymiş. Kazıklının yaptıklarını Sinop’ta, Eflak’tan kaçarak İsfendiyaroğullarına sığınmış bir Hıristiyan’dan öğrenir, üzülür, hiddetlenir ve yanındakilere şöyle der; “Baka kafire. Allah verdiği canın kulun alması ne demektir. Bu işin gereği odur ki, Trabzon fethinden sonra bir baş Eflak’a varam, ilin vilayetini ateşe verem, ol Kazıklı Voyvoda denilen lâinin canına od düşürem, başına toprak saçam. Eflak ilinden zulmü ref’edem.”
Fatih Sultan Mehmet, Ordu müftüsünün tavsiyesi üzerine Eflak Beyine önce nasihatçiler göndermeye karar verir: “Doğru dersin molla; Biz kan dökmek istemeziz. Muradımız yolsuza yol göstermektir. Önce danışmalarımızdan bir elçi salalım. Sonra ardınca biz varırız.”
Eflak’a seksen kişilik bir elçi heyeti gider, Fatih’in askerleri de Eflak yolunu tutar. Eflak topraklarına girildiğinde perişan halde dört atlı görünür: “Bizi saadetli padişahın yanına iletin, arzımız var.”
Gelenler Kazıklı Voyvoda olarak tanınan Dragola’ya nasihatçı olarak gönderilen seksen kişiden arta kalanlardır.
Padişahın huzurunda; “El’aman padişahım, el’aman. O Drago dedikleri kafir beyi bize etmediğini komadı. Nice arkadaşımızı kazığa vurdu, nice bilginlerimizin sarığını başlarına çiviledi. Medet padişahım.”
Fatih’in askerleri Eflak topraklarına ilerlerken yollarda kazığa vurulmuş Sultanın gönderdiği elçilik heyetinin cesetlerini görürler. Fatih 1462’de Eflak’ı baştan sona kadar ele geçirdiyse de Dragola’yı bulamaz. Dragola Macar topraklarına kaçmıştır. Macar kralı kendisine bir şato ve kontluk payesi vermiş, zamanı gelince, güçlenecek ve Eflak’a yürüyerek yitirdiği toprakları geri alacakmış!.. Eflak’ın Kazıklı Voyvodası Macaristan’da “Kont Dragola” olmuş…
Yazgıya bakın ki, bir zamanlar anası ve babası Dragola tarafından kazığa vurula bir Romen genci kalbine sapladığı bir bıçak ile onu öldürerek hem ailesini hem de yurttaşlarının intikamını almıştı.
Kont Dragola sonraki yıllarda Kont Drakula olarak çeşitli filmlere, romanlara konu olmuştur. Kazıklı Voyvoda’nın öyküsünü, yıllar önce aynı tarih dergisinde birlikte yazdığım Ziya Hanhan’dan öğrenmiştim.
Ruhu şad olsun…
Eflak prensi Dragola’dan bu yana altı yüzyıl geçti. Garabete bakın ki, bir akademisyen-köşe yazarı (!) ortaya çıkıyor ve darbecileri yağlı kazığa oturtmaktan söz ediyor!..
Kısacası Kazıklı Voyvoda’yı hortlatıyor…
erdemyucel2002@hotmail.com