29
Ocak
2026
Perşembe
ANASAYFA

Büyükelçi!..

Büyükelçi, eskilerin deyişiyle sefir-i kebir, Fransızca “mon cher”, günümüzde bazılarının “Monşer”(!) diyerek küçümsediği, uluslararası düzeyde devletlerin önemli bir görevini üstlenmiş kişilerdir.

Büyükelçi olmak öyle kolay bir iş değildir; siyasal eğitimini almanın yarı sıra engin bir kültürü, bir veya birkaç dil bilmesi gerekir. Bütün bunların yanı sıra dünya tarihini, siyaseti, ekonomiyi ve kültürel etkinleri de bilmek zorundadır. Hadi şunu büyükelçi atayalım demek de bu kadar basit olmamalıdır. Büyükelçi bir devletin başka bir devletteki en üt düzeydeki temsilcisidir. Büyükelçinin görev yaptığı Büyükelçilik binası ise o devletin toprakları sayılır.

Büyükelçilik saygın bir görevdir. Hiçbir zaman hafife alınmamalıdır.

Büyükelçiler temsil ettikleri ülkenin devlet başkanının imzasını taşıyan bir nevi güven mektubu olan itimatnameyi görev yapacakları ülkenin devlet başkanına özel bir törenle takdim ettikten sonra görevlerine başlarlar. Bundan sonra da görev yapacağı ülkelerin hükümetlerinden “agreman” denilen onayı alırlar.

Büyükelçilerin görevleri yalnızca devletini temsil değildir; bulunduğu ülke ile kendi devleti arasında siyasi, askeri, ekonomi, toplumsal kültür ve sanat gibi ilişkileri sürdürmek ve geliştirmektir. Görev süresi sona erdiğinde yerine gelen büyükelçi, kendi devlet başkanının imzasını taşıyan itimatnameyi sunarken, önceki büyükelçinin geri çağrıldığını belirten mektubu da iletir.

Türkiye’nin son derece önemli işler yapmış büyükelçileri olmuştur. Bunlardan birisi de II. Dünya Savaşı yıllarında Türkiye’nin Paris Büyükelçisi olan Behiç Erkin’dir. Fransa’da hem Nazilere hem de onlarla işbirliği yapan kukla Vichy hükümetine karşı çıkarak, oradaki TC vatandaşı 20.000 Yahudi’yi kamplara gönderilmekten kurtarmıştır. Bugün kendisini kaç kişi hatırlar bilemem ama Emir Kıvırcık onunla ilgili “Büyükelçi” isimli bir kitap yazmıştı. Bugün Kudüs’teki “Yad Vaşem Soykırım Müzesi”nde Behiç Erkin’e ait ayrı bir bölüm vardır.

Onun gibi nice değerli büyükelçilerimiz Türkiye’yi yurt dışında temsil etmişlerdir. Yıllar öncesi Almanya’nın Dışişleri Bakanlığınca birkaç müze müdürü arkadaşımla Almanya’ya resmi olarak davet edilmiştik. O günlerde Yunanistan ile aramız kıta sahanlığından ötürü açıktı. Bonn Büyükelçimiz Oktay İşçen, bize bir öğle yemeği vermiş, Yunanlılardan yana iki alman milletvekilini de davet ederek onları Türkiye’nin haklı olduğu konusunda ikna etmişti. Bir kaç yıl sonra İstanbul’da Alman Başkonsolosluğunun bir davetinde kendisiyle karşılaşmıştım, emekli olmuştu. Emekli olduktan sonra kendisinden yararlanılıp, yararlanılmadığını sorduğumda hayır yanıtını vermişti, ama kırgın olduğu belliydi.

O günlerdeki görevim nedeniyle İstanbul’daki yabancı devletlerin protokol listesinde olduğumdan onların davetlerine katılmış ve başkonsolosların bazıları ile yakınlık kurmuştum. Hiç unutamadıklarımdan birisi de Sovyetler Birliği’nin İstanbul Başkonsolosu Yuri (soyadını hatırlayamıyorum) idi… Mükemmel Türkçesinin yanı sıra Türkiye’nin tarihinden, siyasetinden, kültüründen, ekonomisinden öylesine çok şey biliyordu ki, şaşmamak elde değildi. Bir gün kendisine bu kadar güzel Türkçeyi ve bizim memleketimiz hakkında bu kadar bilgiyi nasıl edindiniz diye sorduğumda; cevabı “Biz üniversitelerimizde siyasal bölümü okumaya başladığımız andan itibaren hangi ülkede görev yapacağımız belirlenir ve ona göre eğitiliriz.”

Onun bu sözleri üzerine, onlar öyle yetişiyor ama bizimkiler nasıl yetişiyor diye düşünmüştüm!..

Büyükelçi diye söze başladığıma göre; son günlerde ABD’nin Ankara Büyükelçisinden bahsetmemek olmaz.

ABD Büyükelçisi Francis Ricciardone sözleriyle bir anda gündeme geldi, hükümetin şimşeklerini üzerine çekti. Büyükelçi F.Ricciadone Ankara’da gazetelerin temsilcilerine ne demişti; “Uzun süre hapiste olan milletvekilleri var. Suçları bile belli değil. Askeri yetkililer aynı şekilde. Onlara bu ülkeyi koruma görevi verilmiş, ama terörist diye hapse koyuldular. Profesörler, eski YÖT Başkanı demir parmaklıklar arkasında. Tam anlaşılamayan suçlamalar. 16 yıl önceki çalışmalarla ilgili belirsiz suçlamalar var. Hüküm öncesi uzun süren mahkemeler, şeffaflık, eksikliği gibi hatalar… Halkın mahkemelere güveni tam olmalı.”

F.Ricciadone’nin bilmediği bir şey vardı; bizde “Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar” diye bir Atasözünün olduğudur!..

Büyükelçi’nin iktidarı kızdıran bu sözleri üzerine hükümetten, yandaş basından ağır sözlerle eleştiriler anında geldi. “Haddini bilsin”, “acemi elçi” diyenlerin yanı sıra ismini “akordiyone” diye yazarak alaya alınların yanı sıra, “müstemleke valisi” çağrışımları bile yapıldı. Ne garip ki, büyükelçinin bu konuşmasında “Türkiye’nin yeni bir anayasa yaptığını, biz de elimizden gelen desteği vereceğiz” demesi geri palanda kalmıştı!

AKP Sözcüsü H.Çelik “ABD Büyükelçisi haddini bilmeli. Nasıl bir ülkenin yargı sistemiyle ilgili ahkâm kesersiniz? Bu hakkı size kim veriyor? Biz Sayın Ricciardone’yi kendi sınırları içinde kalmaya davet ediyoruz. Sözlerini hoş karşılamıyoruz, ayıplıyoruz, kınıyorum” diyerek anlaşılan hükümet adına tepkisini dile getirmiş…

H.Çelik tepkisini dile getirirken, daha önce de Cumhurbaşkanı’nın, Meclis Başkanı’nın ve Başbakan’ın da buna yakın sözleri vardı. Söylenenler yanlışsa onları düzeltme yoluna neden gitmedi? Gidemeyeceğini herkes biliyor. Oysa aynı Büyükelçi 2012’de Türk hükümetine övgüler düzmüştü:

ABD’nin İran ve bölge ülkelerindeki politikalarında, AKP hükümetinin yürüttüğü diplomasi önemli rol oynuyor. Bölge halkı Türkiye’den ilham alıyor.”

F.Ricciardone bu sözleri söylediğinde Türkiye’nin iç işlerine karışmış sayılmıyor, eleştirince mi iç içişlerimize karışıyor?

Demokrasi böyle bir şey, öven de, eleştiren de çıkar. Demokrasi tarihini, terminoloji, metotlu düşünmeyi bilmek ve tarih bilincine sahip olmak ayrı bir konudur. Siyasilerimizin bunları bilmeleri gerekir. Zamanla toplumsal barış, karşıdakinin fikirlerini, ne demek istediğini anlayacak ve öğreneceğiz.

Hiç unutmam yıllar öncesi İstanbul’da Bulgaristan’ın bir başkonsolosu vardı; Kendisi edebiyatçıydı. Bir gün diplomatlık nasıl bir şey dediğimde “Sizde Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun “Zoraki Diplomat” diye bir roman var, ben de zoraki diplomatım” demişti…

Ecdadımız diye övündüğümüz Osmanlı’nın güçlü dönemlerinde padişahlar onları birkaç ay sonra kabul eder, o zamana kadar bir zamanlar Çemberlitaş’taki Elçi Hanı’nda kalırlardı. Osmanlı’nın son zamanlarında ise yabancı elçilerin emirleri doğrultusunda hareket ederler, Galata’daki yabancı bankerlerden kredi almak zorunda kalmışlardır.

Kısacası diplomasi, demokrasi güzel şeyler ama öğrenene kadar epey zorlukları vardır.

erdemyucel2002@hotmail.com

Yayın Tarihi : 13 Şubat 2013 Çarşamba 11:18:50


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?
Yorumlarınız
Teoman Törün IP: 88.243.228.xxx Tarih : 15.02.2013 11:42:27

Yazarı kutlarım. Diplomatik temsilcilik  ve ülkemizdeki uygulamaları konusunda son derece isabetli tesbitler yapmış. Elbette, Osmanlının  ihtişamlı devirlerindeki, çağdaş uluslararası ilişkilerdeki "courtoisie internationale" ilkesine uymayan aşırılıklar yanında, çöküntü döneminde, Hariciye Nazırı Fuat Paşayı kapıdan çeviren Rus elçisi Ignatief olayından  başlayan zilletlerin yaşandığı diplomasi tarihimizi bir yana bırakırsak ulusal gururumuzu ihya eden Atatürk devrrim ve reformlarını izleyen II. Dünya Savaşı, Birleşmiş Milletler Örgütünün kurulması olguları ve ABD'nin Dünya egemenliğini pekiştiren yeni dengelerde daha da farklı bir diplomatik süreç ortaya çıktı. Bunu, sanıyorum; başımızdaki hükûmet, bazı yazarlarımızın tesbit ettiği üzere esip gürleyip fakat yağmamak şeklinde şeklinde bir politika ile idare ediyor. Şimon Perez'e zılgıt verdikden sonra İsrael'in Büyük Elçimize karşı ayıbı ve Mavi Marmara katliamına karşı gene esip gürlemeler, Suriyeli Esed'e karşı keza korkunç çıkışlar ama uçak düşürülmesi ve sınır tacizlerine karşı gene esip gürlemelerle vaziyeti idare etmeler... Eeee artık, gerçekten ülkemiz yargısına, haklı da olsa karışması pek şık olmayan ABD elçisine de tavır böyle... İdare et ağbi tavrı. 


Mehmet Ersindigil IP: 84.62.48.xxx Tarih : 13.02.2013 18:39:02

Hocam ellerine saglik"evet senin buyurdugun gibi,ABD büyükelcisi Francis Ricciardone,nin beyani iktidar,deki Hükümetimiz tarafindan elestirilerek kinandi.Kanimca büyük elcinin demek istedigi,biz vurun dedik,amma siz öldürdünüz demek istedi.Bunu demek istemesi,Türk siyasetini biz belirleriz siz yönetirsiniz anlamina gelir.Sanirim simdiye kadar bu hep böyle olmustur.Ve ABD Türkiye,de kim iktidar olmasi gerekir diye hep kendisi belirlemistir.

Büyükelci,nin söylesisini okuyarak,ve görsel basindan ögrendigim kadari ile kizim sana söyliyorum gelinim sen duy anlamina gelir.Yani biz ABD yiz istedigimiz ülkenin siyasetini,de belirledigimiz gibi,istedigimiz gibi,de o ülkenin anayasasini,da kücümseriz.Siz siyasetciler ayaginizi denk alin.Ha dogru,mu elbette dogru degil.Fakat ABD bu dünya devletlerinin bir cogu onun emrinde.Belirtileri ortada,Irak olsun Libya olsun Afganistan olsun Vs.Vs. simdide Suriye sirada var.

Uzun lafin kissasi ABD siz Türkiye,de oldugu gibi,Dünyanin bir cok ülkesinde siyaset yapilanamaz.Demokrasiden hep söz ederiz,demokrasi nedir ve kimler icin diye hic düsünen yok.Demokrasi bir kac egemen ülke liderlerine aittir.En büyük egemen,de ABD dir.Halbuki ABD de bilmeli ondan büyük ALLAH vardir.Tabi,ki Allaha inanci varsa,veya taniyorsa.Gördügüm kadari ile ABD büyük elcisi.nin beyani bir birikimdir.Ve Türkiyede,ki siyasetcilere hatirlatmak istemistir saygilarimla.


Yılmaz Ergüvenç IP: 88.251.72.xxx Tarih : 15.02.2013 19:03:05

Elçiler, ülkelerini temsilen gittikleri ülkelerin tarihini, coğrafyasını, sosyolojisini ve tabii ki câri politikasını çok iyi tanımak ve bilmek durumundadırlar. Evrensel dil haline gelmiş İngilizce ve Fransızcadan başka, gittikleri ülkelerin de dilini bilmeleri ve konuşmaları ile politik diyaloglarında başarı kazanır, halk indinde sempati toplarlar. Rusların mahalli dillere verdiği öneme ben de tanık olmuşumdur. Başka hiçbir Batı ülkeleri elçilerinden işitmediğimiz dilimizi, Sovyet Moskova'nın Ankara Büyükelçisi Çernişev'in Türkçeye olan hâkimiyeti ve aksansız konuşmasını biraz hayret, daha çok gıpta ile dinlemişliğim ve sohbet etmişliğim vardır. Müsteşarı Kadirov zaten Taşkentli bir Türktü ve aksanlı Türkçe konuşurdu. Bu vesile ile kendilerine gıyâbî saygılarımı iletiyorum.  


yasar ertas IP: 94.135.249.xxx Tarih : 17.02.2013 11:32:01

laf tabiri büyükelci kücükelci basarili elci basarisiz elci makamlar mevkiler ayni bu isi yapanlarda ayni yani insan ama kimileri öyle kimileri böyle bes parmak vardir beside birbirine  benzemez sözümüzde vardir  bu varsa her seyde normallik te aramak vardir arkasindan basarili lara  mükafat basarisizlara bir sürü yol vardir

bizdede basarimi basarisizmi önce onu bulamiyoruz iyi konusuyor ödülendirmeyi bilemiyoruz kötü konusuyor hangi yolu bilemiyoruz en sonunda zaman geciyor bir baska gündem geliyor otamatikman konu tirsliyor cok sükürrr söze lafa gelince yabancini biri memleketimize geliyor ilk dikatini ceken herkez konusuyor basbakanimiz suriyeye ver yansin israile ver yansin diger partililer o ona bu buna ver yansin sinir yok sadece ben senin bilmem neyini ne yaparim noksan oda mahaldede kahvede tamlam milletce var öyle alismisikki yapmadan duramioruz ben bile basiyorum bazen kalayi  huy iste alismislik iste ama biride bana veya birileride baslarimiza vs. bir söz deyince hic kaldirmiyoruz hemen olmazzzz böylede diyoruz yani biz söylerken iyi ama birileri söylerken battimi cicimi hatirliyoruz ver yansin görün halimizi

gelen misafirlerde uyum sagliyor oda bazen öyle bazen böyle konusuyor yada susa susa adam adamliktan cikiyor tv.de ki bir sarkicimiz bende konusacagim diyor ben saksimiyim diyor alin sizereyting diyor hakikaten uyuyanlar bili uyaniyor misali bu sayin elcinin son sözlerindede var bir haskikatlik gibime geliyor barinin barisi eski siyah beyaz filimlerde en sonda polis gelir sucluyu alir götürür neden öyle gec gelindi diye kizardim adam suc islesin diye beklenirdi  burada neden beklenmedi suc islenecekti ama islenmedi  ama isliecekti atin iceri zurnanin zirt denen son deligi galiba bu zurnada sadece bize has bir calgi aleti


özdemirin yorumu IP: 95.15.205.xxx Tarih : 14.02.2013 18:54:47

bu elçi, sadece 'bizi, bizlerden daha iyi bilen biri olarak değil', ayrıca malumlarımızın bize yutturmaya çalıştıkları siyasetlerinde (!) güttükleri amaçlarını açığa çıkartan  ve gerçekleri söyleyen bir kişi olarak da dünya siyasetine damga vurarak  tarihe geçecektir. (güneşi balçıkla sıvamaya çabalayanlara atfendir)