CHP iktidar olmak istiyor mu, istemiyor mu?
CHP sürekli seçim kaybediyor ve iktidar olamıyor. Kurultay ve yönetim kavgalarıyla, iç çekişmelerle, gündemi işgal ediyor. Yanılmıyorsam 1980 sonrası sürekli kurultaylar yapılmış, partinin önemli isimleri dışlanmış, o günden bu yana hiçbir sorun da çözülememiştir.
Siyaset tarihinde, içeride ve dışarıda hiçbir iktidarın üç dönem ve sonrasında iktidarda kaldığı görülmemiştir. Türkiye bu tanımlamanın dışında kalan bir ülkedir. AKP 2002’den bu yana iktidardadır ve önümüzdeki seçimi de kazanacağı açıktır. Nitekim son yapılan anketlerden birisinde, AKP’nin %49,9’luk rekorunu %54’lere taşıdığını, MHP ve CHP’nin oylarında azalma olduğunu göstermiştir. Bunun pek çok nedeni var ancak en büyük etken muhalefetin son derece zayıf ve iktidar olmayı istememesidir. Seçmenlerin çoğunun belirli bir eğitim düzeyine ulaşamadığını söyleyenler olsa da bence bu yanlış bir tanımlamadır. Halkın içerisine inebilmek, onlarla bütünleşmek ve doğruları anlatabilmek... Sanırım meselenin özü de burada yatıyor.
CHP, Baykal döneminde olsun, Kılıçdaroğlu döneminde olsun bunları yapabildi mi?
Siyaset tarihinde, daha doğrusu demokrasilerde, seçimlerde karizmatik liderlerin partilerinin öne çıkmasında, seçim kazanmasında büyük payları olduğu açıktır. Geçtiğimiz yüzyılda dünyayı sarsan liderleri seçen toplumların eğitimsiz veya cehaletinden söz edilebilir mi? Ülkelerinde istikrarın gelmesini, refah düzeyinin artmasını bekleyen toplumlar, olası tehlikeleri göremeyerek kayıtsız şartsız liderlerin karizmatik görünümlerinden ve hitabet yeteneğini çok iyi kullanmasından etkilenerek onları yönetime getirmişlerdi.
Ülkemizin siyaset arenası, Salı günleri mecliste yapılan ve bazılarımızın televizyonlardan izlediği grup toplantılarında şekilleniyor. Bu grup toplantılarının topluma ne gibi faydalar sağladığını da bir türlü çözmüş değilim. Siyası partilerin liderleri, birinin söylediğine anında yanıt vermeyi siyaset yapmak sanıyorlar. Bir kavga, bir söz düellosu sürüp gidiyor... İzleyenler de benim liderim seninkinden iyi, bak ne güzel konuşuyor demekle yetiniyorlar. Çocukluk günlerimizde, çok sık kullandığımız; benim babam senin babanı döver sözüyle eşdeğer!.. Sandık başına gittiklerinde de ona göre oylarını kullanıyorlar.
Kısacası alan razı satan razı!..
Türkiye’nin yer aldığı Ortadoğu, Kuzey Afrika ve İran gibi ülkelerde önümüzdeki günlerde birçok olayın patlak vereceği açıkça görülüyor. Türkiye de bu karmaşanın ortasına sıkışmış durumdadır. II. Dünya Savaşını yeterince incelemiş olanlar bileceklerdir; artık İsmet İnönü gibi bir siyasetçimiz de yok… Bu nedenle olası bir badireden yara almadan sıyrılabilmemiz çok zor…
Saddam öncesinde Turgut Özal’ın bir koyup beş alalım politikası da unutulmamalıdır(!). Sonunda Saddam devrilmiş, Irak işgal edilmiş, Türkiye’nin ise havasını alması bir yana, PKK sorunu ile baş başa bırakılmıştı.
Türkiye’yi önümüzdeki günlerde içeride ve dışarı da zor günlerin beklediği son derece açık… Bazılarına göre umutların CHP ve MHP muhalefetine bağlı olduğu düşünülüyorsa da ben buna pek değil, hiç inanmıyorum.
Genel Başkan değişimiyle CHP’nin bu günkü tutumu, partinin daha güçlü olacağını ve iktidara yürüyeceğini sananları üzüyor. Son seçimde öncekilerden biraz daha fazla oy almasına rağmen iç çekişmeleri bir türlü sona erdirilemedi. Oysa 12 Haziran seçimlerinde CHP’nin ve tek başına mitinglere katılan Kılıçdaroğlu’nun başarısız olduğunu söylemek yanlıştır. Kısacası yeni Genel Başkan, partisinden yeterli desteği alamamasına karşı yine de elinden geleni yaptı.
Partisine hâkim olamayanlar, demokrasiyi gerçekleştiremeyenler iktidar olabilir mi?
Önümüzde yerel, ondan bir süre sonra da genel seçimler var. Mecliste yeni anayasa tartışmaları, Cumhurbaşkanlığı seçimi ve bir de ufukta bir başkanlık sistemi görülüyor.
CHP bütün bunlara karşı hazırlıklı mı?
Kılıçdaroğlu bununla ilgili politik stratejisini belirledi mi?
İlkeleri nedir?
CHP’yi ağır, hantal yapısından kurtarıp, halkın karşısına karizmatik bir lider olarak çıkabilecek mi?
CHP’nin şimdi bunları düşünecek zamanı da yok. Salı günleri yapılan grup toplantılarındaki kavgalar dışında, her şeyi bir yana iterek, önümüzdeki günlerde yapılacak tüzük kurultayı ile meşgul.
Tüzük kurultayı beklenmedik anda olağanüstü genel kurultaya dönüşebilir mi?
Muhaliflerin tüzük değişikliği yapıldıktan sonra genel kurultay isteyip istemeyeceklerini şu anda kestirmek biraz zor. Parti içerisindeki muhalefet yönetime destek olacağına sürekli köstek oluyor. Böyle olunca da iktidara gelmeyi istemiyor, partinin kemikleşmiş oyları bize yeter düşüncesiyle çekişmelerle günlerini gün ediyorlar…
Baykal ekibi ağırlığını koyarak partinin başına geçebilir mi? Yeni bir lider ortaya çıkar mı?
Merak edilen CHP sosyalist bir parti mi yoksa sosyalizm maskesi altında liberal veya kapitalist düzen yanlısı mı?
CHP tüzüğünde anti demokratik maddelerin olduğunu Kılıçdaroğlu’nun kendisi de kabul etmişti. Kurultay öncesinde delegelerin tutumunun ne olacağı da netlik kazanmış değil.
Kılıçdaroğlu’na haksızlık edilmemelidir. Genel Başkan oluşundan bu yana parti içerisinde, alttan alta sürekli bir muhalefetle karşı karşıya kalmıştır. Önceki yöneticilerin uzantıları her fırsatta Kılıçdaroğlu ekibinin önünü kesmeye çalışmışlardır. O da buna karşılık güçlü bir kadro kuramamış, öne çıkanları saf dışı bırakmıştır. Son seçim öncesinin bazı ağır topları harcanmamalıydı. Süheyl Batum’dan, Mustafa Sarıgül’den, Fikri Sağlar’dan, Ercan Karakaş’tan, daha doğrusu en deneyimli eski CHP’lilerden yararlanılmalıydı. Bunu söylerken fosilleşmiş olanları, masa başında işi yürütmeye çalışanları kastetmiyorum.
Kılıçdaroğlu parti yönetimindeki bazı kişilerin etkisinde mi değil mi o da tam netlik kazanmış değil…
Tüzük kurultayı öncesinde, şimdilik genel başkan adayı yok deniyorsa da sürpriz isimlerin ortaya çıkması da olasıdır.
Meşhur sözdür burası Türkiye, her şey olabilir.
Baykal’ı çekilmeye mecbur eden kaset skandalında dış güçlerin ne derece payı olduğu elbet bir gün ortaya çıkacaktır. Partiyi yıllar yılı iktidara taşıyamayan, halka yeterince inemeyen Baykal ekibini tasfiye etmek yerine onlardan yararlanmanın yolları aranmalıydı. CHP’nin tüzük kurultayı partinin iktidar yolundaki son şansı olduğu görülmeli, delegeler de ona göre davranmalıdır. Sürekli seçim kaybederek muhalefette kalan bir parti gelişim gösteremezse gün gelir bugünkü yerini de terk etmek zorunda kalır. Matematiksel olmasa bile siyasetin kuralı bunu gösterir.
CHP bütün bunları göz önüne alarak, öncelikle parti içerisinde kavganın neden bitip tükenmediğini araştırmalı ve ona göre seçime yönelik projeler üretmelidir. Her şeyden önce kendisine bel bağlayanlara güven verecek yolda yürümelidir.
erdemyucel2002@hotmail.com