Rahmetli Erbakan’ın kızları, oğlu ve damadının babalarının mirası yüzünden birbirlerine düşmeleri günlerdir basınımızı işgal ediyor. İnsanın aklına çeşit çeşit sorular geliyor; rahmetli babaları çocuklarını ve damadını birbirine düşürecek kadar yüklü bu parayı nereden buldu?
Yoksa ne olduğu meçhul trilyonlar ortaya mı çıktı?
Bizim atasözlerimizde böylesi durumlar için söylenmiş deyişler vardır; işini bilerek, malı götürenlere “iş bilenin kılıç kuşananın” derler... Bir de “hamuduyla götürmek” diye bir terim kullanılır. Bilenler bilir ama ben yine tekrarlayayım; hamut devenin koşum takımlarına verilen isimdir. Aç gözlülük, oburluk anlamına da gelir. Hamuduyla götürmekteki amaç devenin yalnızca etini değil, üzerindeki hamudunu da yiyenler için kullanılır.
Hoca’nın mirası da miras hani…
İstanbul’da değeri 12.000.000 $ olduğu söylenen yalı, Ankara Yenimahalle’de bir bina, Giresun’da Milda Kâğıt A.Ş, Konya Un Sanayi ve bankada kızının deyişiyle mülkü kadar hatırı sayılır bir meblağ…
Rahmetli hayatta olsaydı, basında çıkan bu haberlere acaba ne derdi?
Hadi ordan, hadi ordan mı, yoksa glu glu dansı yapıyorlar, ya da ıncıklamayın cıncıklamayın mı derdi? Bilemeyiz…
Erbakan Hocanın yaşamına baktığımızda, Sinoplu bir kadı vekilinin oğlu olduğunu görürüz. Yani aile servet sahibi değil, vasat bir memur. İstanbul Teknik Üniversitesini birincilikle bitirdikten sonra, Motorlar Kürsüsüne asistan olmuş, ancak başarılı bir öğrenci olduğundan üniversite tarafından doktora yapması için Almanya Aachen Teknik Üniversitesine gönderilmiş. Doçent unvanını aldıktan sonra Almanya’nın Deutz fabrikalarına Leopard tanklarının gelişimi için gönderilmiş. Öğrendikleriyle Gümüş Motor’u kurmuş, profesör olduktan sonra Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Genel Sekreterliğine getirilmiş, ardından başkan olmuş ama Adalet Partisinin seçimi iptal etmesiyle başkanlıktan biraz da polis marifetiyle ayrılmak zorunda kalmış. O yıllarda benim yazdığım gazeteye sık sık gelir, patronumuz Mehmet Emin Alpkan’dan kendisiyle ilgili yazılar çıkması için ricada bulunurdu. O zamanlar diğer gazetelerde kendisiyle ilgili haberler pek çıkmazdı…
Sonunda çıkar yolu buldu, Milli Görüşü ortaya attı. Önce Konya’dan bağımsız milletvekili oldu ardından Nizam Partisiyle başlayan parti serüvenine girişti. Dini bütün (!) veya bu yönde kandırılmış insanları arkasında aldı... Tanrı kendisine “yürü ya kulum” dedi ve siyasette kendisinden söz ettirdi. Koalisyonlar döneminde Başbakan Yardımcısı ardından kısa süreli de olsa Başbakan koltuğuna oturdu.
Hocanın siyasi kariyerini, inişlerini, çıkışlarını bir yana bırakıp yeniden kayıp trilyondan kaynaklanan kardeşler kavgasına dönelim.
Milli Görüş veya Cihat adına toplanan paralar Saadet Partisini de adam akıllı sarsmışa benziyor. Partinin ak saçlı ağır topları şimdi kardeşleri uzlaştırmaya çalışıyor. Sakın onlara da ne oluyor, kardeş kavgasına neden karışıyorlar demeyin. Belli mi olur; bakarsınız kardeş kavgası partinin de başına iş açar!..
Bu konuda en çarpıcı açıklamayı partinin önde gelen isimlerinden, hocanın sağlığında yanından ayrılmayan, bir dediğini iki etmeyen Oğuzhan Asiltürk yapmış; “Erbakan Bey zeki bir kişiydi, borçlarının evlatlarına kalacağını bildiği için davaya ait bütün taşınmazları oğlunun ve damadının üzerine kaydetti. Ben de vefatından sonra damadını çağırıp bu borçları ödemelerini söyledim. Çünkü istihbarattan gelen bilgilere dayanarak, hangi bankada ne kadar hesapları olduğunu belirttim. Biz daha çok şeyler biliyoruz, ama bunları şimdilik saklıyoruz.”
Erbakan Hoca kayıp Trilyon Davası’nda yargılanmış ve kayıp trilyonun hesabına verememişti. Bu yüzden de “özel evrakta sahtecilik” suçundan 2 yıl 4 ay hapse mahkûm olmuş, Yargıtay tarafından karar onaylanınca Saadet Partisi Genel Başkanlığı ve parti üyeliğinden ayrılmak zorunda kalmıştı. Sağlık raporu doğrultusunda infazı ertelenmiş, ardından Türk Ceza Kanundaki bir madde onun için değiştirilerek verilen hapis cezası ev hapsine çevrilmişti. Cumhurbaşkanının, o yaşta Başbakanlık yapmış bir kişinin cezalı olmasına gönlü razı gelmemiş olacak ki, yetkisini kullanarak affetmişti. Ancak devlete olan borcu baki kalmıştı. Devlete ödeyeceği borçtan, payına düşenin dokuz milyon lirayı bulduğu söyleniyor. Ölümünden önce yapılan bir açıklamada bu paranın beş milyonunu ödediği kalanını da taksitlendirdiği açıklanmıştı.
Partinin ak saçlı ağır topları belki biliyordur ama bu paranın ne olduğunu merak edenler de bu ülkede yaşıyor. Hocanın çocuklarından biri payına düşeni kardeşlerinden ve eniştesinden alamayanca kayıp trilyonun ne olduğu ortaya çıktı...
Ama paranın yüzü tatlıdır şimdi de birbirlerine düştüler. Şimdi çocuklardan birisi iki kardeşi ve eniştesi hakkında miras davası açmış, savcıya 3,5 saat ifade vermiş ve babasının gizli servetini kalem kalem ortaya dökmüş!.. Babam mal varlığını güvendiği kişilere emanet etmişti demiş. Basından öğrendiğimiz kadarıyla da savcılık Hocanın çocuklarına bıraktığı mal varlığının peşine düşmüş…
Türkiye’yi Deniz Feneri'nden sonra sarsacak ikinci bir dava.
Ortada olan gerçek, kardeşler anlaşabilselerdi cihat (!) kandırmacasıyla, gerçek müminlerin sırtından kazanılan trilyonlar gitti giderdi…
Bakalım şimdi ne olacak?
Hocanın sağlığındaki deyişiyle saf dindarlardan toplanan paralar “Beytülmal” mış!..
Kuşkusuz, dini bütün bazı saflar, “Milli Görüş” adına verdikleri paraları Hoca’nın çocukları paylaşsın diye vermediler.
Çocuklarına ancak beş liralık odun alabilen, yemek alacak parası olmayan ve yoksulluktan canına kıyan ana da bu ülkede yaşıyor.
Ne garip çelişki…
Yazıma atasözü ile başlamıştım, yine öyle sonlandırayım; “Talihsiz hacıyı deve üstünde yılan sokarmış”…
erdemyucel2002@hotmail.com
Hocam ellerine saglik"ne güzel baslik,deveyi hamuduyla götürmek.Rahmetli Erbakan üniversite okumus docent olmus,bu yukarda bahsettigin serveti ne,ki devede kulak.Sag olsaydi bu kadar servetin var desen,külliyen yalan yahu derdi.Trilyon davasini nasil sur mahset kayboldu,Devlet yetkilileri bu parayi bulamadi hayret dogrusu.Rahmetli Erbakan akilli biriydi,haram olan parayi helal,e nasil cevirecegini bilirdi.
Milli görüs döneminde, nizam partisini kurmak icin paraya ihtiyac vardi.Belki bunlari kurmak icin borc para,da almis olur.Eh Halkin refahi icin ugras veren biri buda hoca olursa paralari ceybinden,mi ödiyecek.Olmaz böyle birsey,Allah yürü ya kulum dedi,Rahmetli sagken bayagi ve güzel yürüdü.Bunlardan biri trilyon davasindan mahkum olup,cezasi hapishanede bir müddet kaldiktan sonra saglik sorunlari bahanesiyle cezaevinden muaf,ev hapsine dönüstürmek kolay birsey degildir.
Paranin yüzü tatli kim cok görürse yaninda yatip bayilir.Acaba hoca fakir biri olsaydi cezaevinden hoca gibi muaf olurmuydu.Deniz feneri davasi yillardir duyup dururuz,ona ne oldu,da simdi hakkin rahmetine kavusan sayin Erbakandan neyin parasini isteyecekler,ki.yarin bir gün,zaman asimina ugrar hepsi baraat eder.Bundan sonra cocuklarini rahatsiz edecek dedikodular yapilip durulur.
Bir bektasi fikrasi aklima geldi anlatayim.Arkadaslari,Rica minnet bektasiyi camiye götürürler,Hoca baslamis anlatmaya.Bir yer var,ki orada,zengin fakir ayirimi yoktur.Dertli giren,neseli olur.Oraya giren herkesin gönlü ferahtir.Bilin bakalim burasi neresi der.Bektasi yanit vermis,neresi olacak orasi meyhane diye yanitlamis.Anlayan anlamistir ne demek söyledigimi saygilarimla.
selam mehmet ersindigil yazinizi beyendim bektasi fikrasida cok guzeldi tabi benim anladigim kadariyla soyle demek istemisiniz bektasiler eylenecek yeride ibadet edecek yeride ayirt ediyorlar oysa biz suniler kurani bir yanimiza parayi diyer yanimiza koyarak ibadet ediyoruz onlar allaha peygamberlere tapiyor bizler paraya tapiyoruz ne yapila bilinirki siz parayi cok seviyorsunuz biz insanlari uzulmeyin yinede biz sizi cok seviyoruz sonucta o paranin ustundede sevgiliATATURK un resmi var
El alemin mali parasi zügürdün cenesini yorarmis. bende bu isten biraz yorulmak istedim buradaki veya buna benzer kisiler zeki kisiler dememek elde degil herkezde bunu beceremez Her insan ciplak dogar ölümüne kadar giyinmek icin mücadele verir bu para olur bu meslekte olur bu okumakta olur rütbede olur vs.de olur bazilari asiriyi bulur bazilari nah bulur bazili ortayi bulur en sonunda ecel gelir bu esitlik herkeze gelir insan lar mamayi bulur geri kalanlar bu narkata devam eder ömür biter bu nakarat bitmez
zengin adami severim derim nerden bulduyu merak ederim ama asalak zenginleri hic mi hic sevmem nerden buldu bu mali mülkü SENER SEN "NIN ule sen ne pussst ne Nam ...sözü benimde aklima gelmez desem yalan derim
ama bir yerden bulmus bunu yatirima cevirmis yaninda isci calistirmis ekmek vermis egerki ekmek yerine köfte vermis sosyal haklalarini ssk. sini vergisini vermis veriyor bir sorumluluk tasiyorsa paylasim ve mücadelesini yapiyorsa bu zenginleri sevmem demem severim derim nerden buldunda hic demem
Maalesef bizde toplum olarak asalak yasamak icin zenginlik yüzdelik olarak cok cok fazlayiz bu fazlalik her kösede görülmektedir zügürt olarak bunu görenler tek varliklari olan cenesini calistirir ve benim gibi kendisini yorar ben simdi bu isten yoruldum malin varmi derdin var bu hocanin cocuklarinin derdi var bu dert onlara göre tatli dertmi aci dertmi bilemekteyim