2
Şubat
2026
Pazertesi
ANASAYFA

Dindar Olmak!..

Politikacılar bazen öyle sözler söylüyorlar ki; şaşmamak elden gelmiyor. Bu sözlerle ima edilen bir şeyler mi var, yoksa düşünmeden mi söyleniyor?!.. Doğru veya yanlış söylendikten sonra, aradan uzun yıllar geçse bile tartışmaları sürüp gidiyor. Bazıları çıkarlarına, göbek bağlarına (!) göre yorumlar yapıyor. Söylenenlere kimileri beğeniyle, kimileri eleştirel olarak tepki gösteriyor ve bu tepkisini de kamuoyu ile paylaşıyor.

Hangisi doğru, hangisi yanlış? Bunu kestirebilmek gerçekten çok güç…

Yıllar öncesi 1980 darbesinden sonra tutuklamalar, mahkemeler sürüp giderken Kenan Evren, “Asmayalım da besleyelim mi” diye talihsiz bir söz söylemişti. Yıllar geçse de bazılarının eline yeri geldiğinde kullanacağı siyasi bir kozu farkında olmadan vermişti. Tartışması hâlâ sürüyor.

Başbakan da geçtiğimize günlerde, bilerek veya bilmeyerek, hiç gereksiz dindar gençlik tartışmasını başlatmıştı; “Dindar bir nesil yetiştireceğiz… Dindar değil de tinerci mi olsunlar?” sözü günlerdir gündemi işgal ediyor.

Toplum dindarlar ve dindar olmayanlar diye ikiye mi bölünmek isteniyor, diyenler ortaya çıktılar. Kuşkusuz, onlara din kitaplarına pek itibar etmeyen ateistleri, dinine inanmış, bunu reklam aracı yapmayanları da eklemek lazım. Ancak bu konu öylesine karmaşık ki, içinden en bilgili din âlimlerinin bile çıkabilmeleri çok güç.

Öncelikle dindarlık nedir ve kime dindar denir diye düşünmekte yarar var. Din kitapları üzerine onlarca yazılmış sayısız kitaplar, makaleler var; kimi gerçekten dinleri araştırmış, irdelemiş, kimileri de halkı kandırabilmek için bir takım hurafelerden yola çıkmış…

İnsanlar, yaratılışlarından itibaren bir takım doğaüstü güçlere, bazı kutsal varlıklara inanmışlar. Yaradana inanmayı ve ona ibadet etmeyi sistemleştirerek, dini bir inanç kurumu olarak ortaya koymuşlar. Peygamberler de Tanrıdan aldıkları buyrukları kurallar, semboller içerisinde bir düzene sokmuşlar. Buna da din ismini yakıştırmışlar. Bunun sonucu olarak din adamlığı meslek olarak ortaya çıkmış, din ilkelerinin özüne inmeye çalışan din felsefesi de bilimsel yönleriyle ortaya konulmuş. Kısacası insanoğlu tarih boyunca kendini zayıf görmüş ve var olduğuna inandığı bir takım güçlere sığınmak istemiş…

Tarihten bu yana gelen ve bizlerin de günlük yaşamımızda yeri geldikçe kullandığımız bir takım sözler söylenmiş. Örneğin, “Din iman hak getire”, “Dinden imandan çıkmak”, “Dinim uğruna”, “ Dini gibi bilmek”, “ Dini imanı para”, “Dinim hakkı için”, “ Dinime küfreden bari Müslüman olsa”, “ Dinine yandığım”…

Müslümanlar ve Hıristiyanlar kendi aralarında veya birbirleriyle din uğruna sayısız savaşlar yapmışlar. Nice insanlar yok yere yaşamını yitirmiş. Müslümanlığın ilk yıllarında Arap çöllerindeki kabile savaşları, Avrupa’da Katoliklerle Protestanlar arasındaki savaşlar, Saint-Barthemy katliamı ilk akla gelenlerdir. Ortaçağ’da Katoliklerin katı din inançlarına karşı gelenleri cezalandırmak için kurulan Engizisyon Mahkemeleri, yakılarak öldürülen insanlar…

Osmanlı döneminde “din elden gidiyor” sözünün arkasına sığınarak çıkarları zedelenenler sadrazamların, vezirlerin kellelerini istememişler miydi? Yenilikçi padişahlar bu yüzden tahtını kaybetmiş, canlarından olmuşlardı. Bazen de saltanatını sürdürebilmek için asilere boyun eğip, onların istediği başları vermemişler miydi? Osmanlı tarihi bunların sayısız örnekleriyle doludur.

Kısacası kimin dindar, kimin dindar olmadığını ayırabilmek çok güçtür. İşin en kötüsü de çıkar ve mevki uğruna dini siyasete alet etmektir. Kurtuluş Savaşını gerçekleştirenler, Cumhuriyet’in ilk yarım yüzyılında devleti yönetenlerin hepsi Müslüman’dı. O insanlar hiçbir zaman Müslümanlıklarını ön plana çıkarmamışlar, ibadetlerini yerine getirirken bunu bir reklam aracı yapmaya hiçbir zaman yönelmemişlerdi.

İnsanların inançları üzerine oynamak tehlikeli bir oyundur. Dindar bir nesil yetiştireceğiz sözüne, çocuğuma dokunma tepkileri anında geldi. Tinerci bir gençlik mi istiyorsunuz sözü de enikonu saptırıldı. İnsanların kafaları karıştı, bazıları düşündü; acaba dindar olmayanlar tinerci mi oluyor diye!.. Yeri gelmişken tinercileri düştükleri bataktan kurtarmak, topluma kazandırmak için devlet ne yapıyor diye sormaktan kendimi alamıyorum. Ardından soruları sorular izliyor; tinerci çocukların aileleri ve tinerci dediğimiz çocuklar Müslüman değiller mi?

Cumhuriyetin ilk yarısında Atatürk sevgisi, laik anlayış ve dindarlık beraber gitmişti… İsteyen aileler çocuklarına dini bilgileri kendileri verir, isteyenler bilgili bir hocanın aracılığı ile Kur’anı öğrenmelerini sağlardı. Bunları yaparken de ne Atatürk’ü ne de devrimleri kötülerlerdi…

Yaşamını dine göre ayarlayan nesiller yetiştirmek yerine, özgür düşünceye sahip, akılcı ve bilimden yana çocuklar yetiştirmek ülke için daha hayırlı olmaz mı?

Benim merak ettiğim konuların başında bugün dini savunanların nasıl bir ortamda yetişmiş oldukları gelmektedir. Onlar yetişirken memleketimize dinsizler mi hakimdi?

Müslümanlığın kul ile yaradan arasında olduğunu, bu ilişkide araya girenlere ihtiyaç olmadığını bir türlü öğrenemedik. Gösterişli törenlerle Cuma namazına gitmenin, bunu kullanmanın ve sokaklarda tozun toprağın içinde namaz kılmanın ne kadar doğru olup, olmadığını da öğrenemedik. Açıkçası kimsenin kimseye dinini öğretmeye kalkması doğru değildir. Laik anlayışın çıkarlara ters düşünce dinsizlik olarak ortaya atılması, ardından düşünemeyen insanların beyinlerine pompalanmaya kalkışılması da çok çirkindir. Laiklik her şeyden önce en basit tanımıyla dine saygının garantisidir.

Dindardı, değildi tartışması yapılırken Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez’in, Twitter’de konuya açıklık getirmeye çalışması çok yerinde olmuştur;

Dindarlık, yaratıcıya saygılı, yaratıklara şefkatli ve merhametli olmaktır. Dindarlık; tevazudur, muhabbettir; husumet ve kibir değildir…”

“Dindarlık, herkese iman, hikmet ve hakikat denizinden avuçlayıp içebildiğidir. Ummanın kendisi değildir. Dinin bizatihi kendisi hiç değildir. Dindarlık; yaratıcıya, kendimize, bütün insanlara ve bütün evrene karşı dürüst, adil, ahlaklı ve samimi olmaktır… Dindarlık, başkasını aşağı, hor, hakir görmek değildir. Dindarlık, dini darlık, bağnazlık, ötekini tanımamak hiç değildir...

Dindarlığın en temel ilkesi, içtenlik ve samimiyettir. Sanal, görsel ve gösterişçi dindarlık, gerçek dindarlık değildir. Dindarlık, yaratıcıya saygılı, yaratıklara şefkatli ve merhametli olmaktadır. Dindarlık; tevazudur, muhabbettir; husumet ve kibir değildir.”

Diyanet İşleri Başkanının bu sözleri acaba “kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla” anlamında mıdır?


erdemyucel2002@hotmail.com
 

Yayın Tarihi : 14 Şubat 2012 Salı 00:05:55
Güncelleme :14 Şubat 2012 Salı 00:14:08


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?
Yorumlarınız
yasar ertas IP: 94.135.148.xxx Tarih : 14.02.2012 13:28:57

Menfaat+kullanma-kollanma=insan   Insan oglu yaradilisinda menfaat yatar yasarken bu insan oglunda varken ölünce bile cennete gitmek yatar. Insan oglu yaradilisinda bir birlerini kullanma  vardir bu kullanmalar  dünya yasaminda adil güzel iyi kullanmalara yardimci olmak icin yasalar cikarmislardir bundan önce zamanlarda adil güzel  iyi kullanmalara din  allah tarafindan insanlara gelmistir yasalar ve din ve insan oglu beyni ücü bir arada  kötü kullanmalardan kollanma ve buna ceza vardir iyi kullanmalarda ödül vardir Simdi  insan oglunun bir tanesi cikar  ben bunlari uygulayayim der  ama insan oglu sasar beser ligide vardir hic kise bunu uygulayamaz zaten uygulansa  cennet cehenneminde anlami kalmaz dünyadaki yasam cennet gibi olur bu yorumum da kendi kafamin yorumu yorumdan öte hic bir tutanagi gecerliligi yoktur  Nokta cümle: bir insan ogluna bir cuval para versek ve onu bir issiz adada  bu paralarla beraber tek biraksak bu paralari ne yapar ne eder her kisi kendi kafasina göre düsünsün


Nazmi Öner IP: 58.172.237.xxx Tarih : 15.02.2012 02:54:31


Din tartışılmaz, çünkü din dogmadır. Ama ne var ki tarih boyunca en fazla tartışma konusu olan kurum din kurumu olmuştur. Neden derseniz, dinlerin kaynağında yönetenin yönetileni iteat altına almak için dayattığı kuralların en etkilisi dindir. Örneğin ilk Sümer kralları topluma hükmetmek için önce güç kullanmış ama gücün bittiği noktada her şey eski haline dönmüş. Yasalar koymuş bunun uygulanması da güce bağlı olduğundan sürekli olamamış. Yani insanları gözle görülen bir güçten sürekli korkutmak mümkün olmadığından, krallar kendilerine gözle görülüp elle tutulamayan tanrısal vasıflar yüklemek zorunda kalmışlardır. İlkçağ krallarının hepsi de birer tanrı veya onun vekili, rahibi vs’dir.
 

Tek tanrılı dinler ise köleci topluma eşitlik vaat etmesi ve genelde yoksullara hitap etmesiyle kısa sürede yaygınlaşmışsa da, din hemen yönetici kesimler tarafından varsıllara hitap eden bir yapıya sokulmuştur. Bunlar olurken dindarlar bu neden böyle oluyor? Kölelikten serfliğin ne farkı var diye değil, bu dünyadaki varlığını dincilere bağışlayarak, öteki dünyadan yer almayı veya cinlerin cinsiyeti gibi muhayyel konuları tartışmayı yeğlemiştir. Yani tarih boyunca dindarlar boş din tartışmalarıyla zaman öldürmeyi, yönetenler ise din yoluyla isteklerini insanlara dayatmayı tercih etmişlerdir. Bir başka deyişle dindar toplum türban tartışmasıdır veya onun değişik versiyonları demektir.
 

Dindar toplum isteyen yönetici de, akıl ve bilime dayalı düşünce mekanizmaları yıkılmış, dogmalara tartışmasız evet diyecek ve sürekli türban tartışmalarıyla uğraşacak bir toplum istiyor demektir. Ve işin ilginci, son elli yılda Laik TC’nin dine müdahalesi kadar, Şerri Osmanlıda müdahale olmamıştır diye de düşünüyorum. Orada müdahale daha çok dinden devlete idi. Daha doğrusu tarih boyunca dinler hiçbir zaman için Sayın Mehmet Görmez’in belirttiği gerçek anlamıyla din olmamış, Üst kesimlerin isteklerini tanrısal bir buyruğa dönüştürerek halka dayatma, halk için ise sonsuz ve boş bir tartışma alanı olmuştur.
Her ne kadar boş tartışma alanları aşılmış da olsa, batılı toplumlarda da hala toplum, bir bakıma dinle avutulmaktadır diye düşünüyorum. Üç aydır yaşadığım Sydney’de görebildiğim kadarıyla iyi diye tercih edilen okulların çoğu kiliselerin okulları. Halka açık okullar fazla tercih edilmiyor sanki. İran’lıların kolejindeki sekiz yaşındaki kız öğrenciler İran’daki gibi çarşaflı. Bunlar da göstermektedir ki yönetenin din ve dindarlık anlayışının, gerçek anlamda din ve dindarlıkla bir ilgisi yoktur. Bence din ve dindarlığın en güzel tanımı, yazınızda Sayın Mehmet Görmezden aldığınız alıntıda dile getirilmiştir.
“Dindarlık, yaratıcıya saygılı, yaratıklara şefkatli ve merhametli olmaktır. Dindarlık; tevazudur, muhabbettir; husumet ve kibir değildir…”
“Dindarlık, herkese iman, hikmet ve hakikat denizinden avuçlayıp içebildiğidir. Ummanın kendisi değildir. Dinin bizatihi kendisi hiç değildir. Dindarlık; yaratıcıya, kendimize, bütün insanlara ve bütün evrene karşı dürüst, adil, ahlaklı ve samimi olmaktır… Dindarlık, başkasını aşağı, hor, hakir görmek değildir. Dindarlık, dini darlık, bağnazlık, ötekini tanımamak hiç değildir...
Dindarlığın en temel ilkesi, içtenlik ve samimiyettir. Sanal, görsel ve gösterişçi dindarlık, gerçek dindarlık değildir.”
Sayın Görmez’in yukarıdaki görüşleri için “İşte din budur” demeyecek insan olacağını düşünmüyorum. Gerçekten de din işte budur. Hatta insan budur. Vicdan budur. Ahlak budur. Demokrasi ve insan hakları budur. Çağdaşlık budur. Atatürk’ün laiklik anlayışı budur. Ama ne yazık ki ülkemizde dindar toplum isteyenlerin de, buna karşı çıkanların da büyük çoğunluğu için bu kavramlar fazla bir anlam ifade etmemekte, olay kin ve nefrete dayalı bir restleşme alanı olarak algılanmaktadır.
 


Mehmet Ersindigil IP: 84.62.12.xxx Tarih : 14.02.2012 13:04:41

Hocam ellerine saglik, gene aydinlatici bir yazi olmus.Fakat konu din olunca ben sahsen yorum yazmak istemiyorum.Cünkü bildigim tek bir sey vardir o da herkesin dini kendisinedir.Kimse kimsenin dinini zorla değistiremiyecegini ve kimseyi zorla dindar yapamiyacaginin bilincindeyim.Ayriyeten her seyi güzel yazinda assagi yukari bilirtmissin Onun icin affini diler saygilarimi sunarim.


özdemirin özdeyişi. IP: 95.15.176.xxx Tarih : 14.02.2012 18:51:10

Din' ler tartışılmaz, ancak bütün dinlere ve bunlara inananlara saygı gösterilir !