29
Ocak
2026
Perşembe
ANASAYFA

Fransız Olmak Üzerine!..

Başbakan, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nde (AKPM), Davos’daki “One Minute” olayından sonra bir kez daha esip gürledi!.. Bu kez seçim konuşmalarına yurt dışından başladı ve önemli noktalara değindi. Konuşmasının soru-cevap bölümünde kendisine soru yöneltenlere kaba tabirle fırçasını attı!..

Helal olsun…

Başbakan, konuşmasının ana başlıklarında önemli noktalara yer veriyordu!..

İktidar hırsı için Türkiye’nin üyeliğini tartışma konusu yapanlar, bize değil Avrupa değerlerine ve kendi halklarına haksızlık ederler diyerek Sarkozy’e adeta gönderme yaptı…

Basılmamış “İmamın Ordusu” kitabına bomba benzetmesi yaptı… Kitabı, ben değil yargı toplattı dedi…

Fransa’da peçe yasağından ötürü kişisel özgürlüklere saygı yok…

Seçim barajını sizlere soracak değilim...

Türkiye’yi bilmiyorsunuz gelip yakından görün…

ABD’nin Ankara Büyükelçisine de gönderme yaparak; Kendileri önce demokrasiyi kavrasın. Gelinime fotoğrafı düzgün değil olmadığı gerekçesiyle vize vermediler diye sitayişte bulundu...

Başbakanı en çok kızdıran da Fransız Halk Hareketi Birliği milletvekili Muriel Marland-Militello oldu. Ailesinin Kadıköy’den göç eden ve Ermeni olduğu öğrenilen milletvekili, Fransız parlamentosunun renkli simalarından. Milletvekili olmadan önce kültürel alandaki çalışmalarıyla tanınmış, doğu dilleri üzerinde eğitim almış, hayvan hakları konusunda yasa teklifleri vermiş, Ermenistan’ın Karabağ’ı işgal etmesinde Ermenilerden yana tutum izlemiş…

Başbakan, kendisine azınlık haklarıyla ilgili soru yönelten bu milletvekiline “Hem Fransızsınız, hem de Türkiye’ye Fransızsınız” diye çıkışınca Avrupa’nın gündemine bir anda “Fransız olmak” sözü düştü… Tercümanlar şimdiye kadar hiç duymadıkları bu sözü çevirmekte güçlük çekmişler… Avrupa basını da bu sözün anlamını merak etmeye başlamış… Oysa bizler bu deyimi çok sık kullanırız; acaba ne anlama geldiğini biliyor muyuz?

İngilizce “Out of step” olarak tercüme etmişler. Uyum içinde olamamak, ayak uyduramamak anlamında tercüme etmişlerse de, bence doğru bir çeviri değil…

Türkçede bu sözcük, konuşulan konuya yabancı kalmak anlamında kullanılır. Bilinmesi gereken konularda bilgisizliği de içeren bir tabirdir… Ancak bazılarının aklına takılabilir; neden Alman kalmak, Rus kalmak değil de Fransız kalmak gibi…

Avrupa’nın bazı ülkelerindeki insanlar, özellikle Fransızlar kendi dil ve kültürleri yönünden son derece tutucudurlar. Diğer yabancı dilleri bilseler bile mecbur kalmadıkça Fransızca dışında konuşmaktan kaçınırlar, sessiz kalırlar. Bu yüzden de Fransız kaldı tabiri kullanılmıştır…

XIX. yüzyılın sonlarıyla XX. Yüzyılın başlarında Osmanlıların saraya yakın, ileri düzeydeki varlıklı ailelerinde Fransızca konuşmak, o kültürü benimsemek ayrıcalıktı… Frenk olarak tabir edilen bu insanlar, Türkçe konuşurken bile cümle aralarına Fransızca sözcükler katarlardı. Bugün bile kendini kültürlü göstermeye çalışanlar, Türkçenin arasına yer yer İngilizce sözcükler katmıyorlar mı?

Fransız kaldığı söylenen insanlar acaba çelişkiler ülkesinde mi yaşıyorlar? Bu insanlar bir yandan azınlık haklarını korurlar, diğer yandan onlardan nefret ederler. Bu insanlara ünlü düşünür Jean Paul Sartre’nin izinden gidenler denir…

Bazen de Fransız kalmak sözcüğü Türk düşmanlığı ile özdeşleşmiştir. Bu konuda cuk(!) oturan bir de fıkra vardı.

Fransa’da yaşayan bir Türk ailesinin çocuğu orada büyümüş, o kültürden nasiplenmiş ve Fransız vatandaşlığına geçmek istemiş. Uzun uğraşlardan sonra isteğine ulaşmış ve Fransız vatandaşlığına kabul edilmiş. Babasına haber vermek için sevinçle eve koşmuş;

—Baba! Bak ben artık Fransız vatandaşı oldum…

Milliyetçi baba bu haberden hiç hoşlanmamış;

—Ulan! soysuz, hangi yüzle gider Fransız vatandaşı olursun?

Ardından da oğlunun suratına okkalı bir tokat aşketmiş…

Oğlan şaşırmış;

—Şu hale bak… Fransız vatandaşı olalı daha bir saat geçmedi Türklerle başım belaya girdi…

Fransız olmak sözcüğünü dilimin döndüğünce anlatmaya çalıştıktan sonra dönelim Başbakan’ın Strasbourg’daki sözlerine…

Yerli ve yabancı basın, konunun üzerinde enine boyuna durdu. Çoğunluk yapılan konuşmayı yerinde bulmadı… Avrupa Parlamentosuna iç siyasetin yansıtılarak mesaj göndermenin yerinde olup olmadığı da tartışıldı… Ne garip ki, iktidardan yana basın bile söylenenleri eleştirdi. Avrupa Birliğine girmemizi engelleyen ülkelerin eline 2009’da Davos’ta yaşananlardan sonra, belki de yeni bir koz verildi. Türkiye’de bu konuşma, belki oya çevrilebilir ama Avrupa’nın bize yönelik bakışının daha da olumsuzlaşacağı düşünülmeliydi. Büyük olasılıkla da 51 yıldır kapılarında beklediğimiz Avrupa Birliğine girmemiz artık hayalden de öte…

Diplomaside hırçın ve öfkeli konuşmalara yer yoktur. Başbakanın konuşmasını ülke içinde “Aferin”,”Tokat gibi sözler” , “Avrupa’ya posta koydu”, “Bir bindirdi ki”, “İkinci Davos” diye alkışlayanlar olabilir ama vereceği zarar çok daha fazladır. En azından monşerler (!) diye küçümsenen emekli veya görevdeki büyükelçilerimizin deneyimlerinden yararlanılmış olsaydı, daha iyi olmaz mıydı?

Dış politika yönünden batıya ve İsrail’e daha yakın olmamız gerekirken, bize hiçbir faydası olmayan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni tanımaktan kaçınan Müslüman ülkelere yakınlaşmanın ne âlemi var?

Böyle olunca da dış dünyaya ve içerideki sorunlara daha da Fransız olmuyor muyuz?


erdemyucel2002@hotmail.com
 

Yayın Tarihi : 18 Nisan 2011 Pazartesi 11:48:06


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?
Yorumlarınız
Teoman Törün IP: 85.97.238.xxx Tarih : 18.04.2011 16:51:56

Ben, Sayın Başbakanımızın, courtoisie ınternatonale (uluslarası nezaket) kuralları dışında celâllenmelerini uluorta Kasımpaşalıvarî tavırla gaf yapma dışında görüyorum. Adamcağız, ABD.'ye, AB.ye, Israil'e ekonomik ödünler verme iddialarına karşı bu efelenmeyi zırh olarak kuıllanıyor. Hele hele seçimler kapıya dayanınca dış partnerlerinin de anlayışına sığınarak Seçim öncesi bir orta oyunu oynanıyor. Hani, Pişekâr "dişi " tâbir edilen bir söz söyleyerek çanak açınca Kavuklu da nükteyi patlatır; seyircilerin keyfi yerine gelir ya. Bu kabadayılık oyununu , nerede ise ana dili gibi Türkçe konuştuğuna göre Türkleri çok iyi tanıdığı belli olan ABD Büyükelçisi Ricciardone ile çok güzel oynuyorlar. Bir zamanlar ABD'nin şakası yoktu; rahmetli Mendres istediği krediyi alamayınca Sovyetler Birliği kozunu oynayınca gürültüye gitmişti. ama artık, ABD işini şakalarla yürütmeyi daha kârlı buluyor. Seçimden sonra Türkiyeden yabancıların gayrımenkûl mal, esham, tahvilat alımlarına bakarsak sonucu daha iyi görürüz.   


yasar ertas IP: 94.101.46.xxx Tarih : 20.04.2011 12:49:41

Bazende bazenler vardir yeri geldimi yeri gelir yerine yerlestirilir kücücük bir hikayede al benden Avrupada avrupaliyi biri bir sirtinda kirk yil tasimiz yorulmus bir soluk alayim demis vay senmisin duran soluk alan avrupali acmis agzini yummus gözünü  eee simdi 50 yil kapida bekliyoruz tamam kardes tamam kardes dedikte dedik ele bizde sizin yaptiginizi  bir arada bir soluk alip size yapalim bakalim zorunuza gidiyormu gitmiyormu kim ne derse desin bazen bazenlerin zararida olsa bile bas bakalim agirligini sustuk sustuk turnayi gözünden vurduk o eskidendi sustuk sustuk gelinde tepemize edin demedik öyleya !!!!!