Eski günlerde suya sabuna dokunmak istemeyen gayrimüslimler karşılaştıkları garip olaylara şaşkınlıklarını belirtmek için “bir yaşıma daha girdim” derlerdi. Eski günlerin bu deyimini yeri geldiğinde birkaç kez sütunumda ben de kullanmıştım. Son günlerde öylesine garip olaylarla karşılaşıyoruz ki; gerçekten bir yaşımıza daha giriyoruz.
Hangi birinden söz etmeli!..
Mecliste Kamer Genç’e ağır küfürler etmekten utanmayan, torba yasa nedeniyle gece geç saatlere kadar çalışan (!) bahçede kestiren milletvekilinin fotoğrafını çeken gazeteci hanımlara “ben sizin bacak aranızı çekip gazeteye bastırsam yayınlasam” demesinden mi, fakirlik bursuyla okuduğu söylenen bakanın oğlundan mı, bazılarının konutlarına devletin ödediği yüksek kiralardan mı? Sonra da “Bu konut benim şahsi konutum değil. Bir damla suyun parası devlet kasasından çıkmaz. Bu boğazdan haram geçeceğine, Allah bu boğazı, bu canı alsın” diyenden mi?
Basında bütün bunları okudukça bir yaşımıza daha girmiyor muyuz?
Bütün bunları bir kenara bırakıp Gezi Parkı eylemleriyle başlayan ve kısa sürede yurda yayılan iktidara yönelik tepkilere, protestolara karşı çıkan yeni insan (!) tipleri de insanı bir yaşına daha sokuyor. Güvenlik güçlerinin arasına sızan, onlardan destek aldığı söylenen, barbarlığa yakışan eli sopalı, satırlı, döner bıçaklı adamlar… Silahsız insanları genç, kadın, yaşlı demeden dövüyorlar, sövüyorlar, sakatlıyorlar. Sonra da dayakçılar (!) iyi stres attık diyorlarmış! Eskişehir’de dayakçıların öldürdüğü genci kaydeden olay yeri kamera kayıtları ya boş, ya da bozuk çıkmış…
İnsan bir yaşına daha giriyor; teknolojide bile geri kalmışız (!) da haberimiz yok… Baksanıza en önemli, delil olabilecek kayıtlara dahi başvurulamıyor…
Gencecik insanları öldüren, komaya sokan, sakatlayan bu saldırganlar kimler? Onlara kimler destek oluyor, kimlerden nemalanıyorlar? Acaba bu yaratıklar günlük yaşamlarında kaç kelime ile konuşuyorlar? Yandaşlarına güvenen bu yaratıklar yalnız kaldıklarında birer hiç olduklarını, kendilerini sattıklarını biliyorlar mı? Barbarları konu alan filmlerde benzerleri görülen bu yaratıkları ortaya kimler sürüyor? Yoksa Halide Edip Adıvar’ın “Vurun Kahpesi” mi yineleniyor?
Gezi Parkı olaylarında gözaltında alınanların özgürlük hakları dikkate alınmazken eli sopalı, satırlı adamlardan (adam diyoruz da sözün gelişi) yalnızca havaya birkaç el silah atan tutuklanırken diğerleri çıkarıldıkları mahkeme tarafından salıverilmişler. CHP Palalı adamı meclis kürsüsüne taşıyınca bir anda CHP ve AKP’liler tekme tokat birbirlerine girmişler!
Gezi Parkı protestocularına pala ile saldıran, bir kadının beline tekmeyi indiren yaratık, biri polis iki kişiyi yaralamış, sonra da esnaf olduğunu, eylemlerden zarar gördüğünü söyleyerek kendisini savunmuş!.. Büyük olasılıkla bu yaratığın terör mağduru sayılması olası…
Ancak hukuk eğitimi almadığımdan merak edip araştırdım; ateşli silahlar ve bıçakla gezinme en az bir yıl, saldırırsa en az üç yıl hapis cezası olduğunu, 6136 sayılı yasada bir hüküm olduğunu öğrendim.
Taksim’deki olayda palasıyla halka saldıran ve yaralayan adamın serbest bırakılmasına savcı itiraz etmiş. Başbakan Yardımcısı, hukukçu Bülent Arınç, “Palayla, satırla herkese sataşanların görüntüsü korkunçtu, serbest kalmalarını ben de çok garip karşıladım, neden bırakıldıklarını hâkime sormak lazım” diyor. CHP ile MHP de “Türkiye’ye yakışmadı, vicdanları yaraladı” demekle yetiniyor!..
Gerçekten çok garip; Türk Milleti adına hüküm veren hâkime kim hesap soracak?
Palalı sopalı saldırgan serbest, karanfille yürüyen, polise çiçek verenler basınçlı, ilaçlı sularla ıslatılıyor!..
Mustafa Mutlu haklı olarak diyor ki; karanfil tutuklandı, pala, öfke, kin, küfür, hakaret, tekme, tokat serbest…
Zarara uğradığını, müşterilerinin kaçtığını öne süren esnaf, Allah Allah diyerek palayla saldırabilir, önüne çıkanın orasını burasını kesebilir, kadın da olsa beline tekme atabilir, ana avrat küfredebilir. Neymiş; gösterilerden zarar görmüş esnaf…
Eli palalı saldırganların karşısına bu kararı verenin yakınlarından biri çıkmış olsaydı, karar yine aynı mı olurdu?
Yine serbest kalabilir miydi?
Yarın fırıncı bıçağı, dönerci döner bıçağıyla ortaya çıksa, birilerini yaralasa sonra da o kesiciler adamın ekmek parasıydı diye mahkeme salıverilirse ne olur?
Hangi hukuka sığar?
Psikologlara sormak gerekir; silahsız protestoculara saldıran eli palalı insanlar hak ettikleri cezalar verilmezse bu durum toplumda ruhsal bir bunalım yaratır mı? Yaratmaz mı?
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 2006 yılında İzmir’de 1 Mayıs gösterilerinde polisin şiddet ve biber gazı kullanmasını karara bağlamış. Her şikâyetçiye 15.000 Euro ödenmesine karar vermiş. Kuşkusuz, tepkilerini dile getiren insanlardan sakatlananlar, dövülenler, sövülenler AİHM’ye giderlerse yine verilecek cezayı halkın sırtından devlet ödeyecek. Buna hakkımız var mı?
Ecdadımız diye övündüğümüz Osmanlıda her Cuma selamlığında padişaha söylenen “Mağrur olma padişahım senden büyük Allah var” sözündeki hikmeti bir bilebilsek…
Kur’andaki “Bir kişiyi öldüren, bütün insanlığı öldürmüş olur” ayetini bir hatırlayabilsek…
İnsan bir yaşına daha giriyor; bu nasıl dindarlık, nasıl Allah korkusu ve nasıl inanç?
erdemyucel2002@hotmail.com
Abdülhamid II. dönemini hatırlayalım; Bu zamanda da garip olaylar, palalı ve sopalı jurnalciler ve de kışkırtıcılar yok muydu ki.. O günlerin, bu günkü benzerleğini vurgulayalım. Yorumumu kısa kesip sonuca ulaşayım; Bu ....ler, yapıp ederler, kurtuluşu yurt dışına kaçmakta bulurlar !