29
Ocak
2026
Perşembe
ANASAYFA

İlerleyelim, geriye doğru yürüyelim!.

Aslan isimli bir okuyucum 1960’lı yıllarda Ankara EGO otobüsündeki bir anısını yorum olarak yazmış;

Bilet kontrolünü yapan görevli şöyle bağırıyormuş;

İlerleyelim beyler ilerleyelim, geriye doğru ilerleyelim.”

Otobüsün görevlisi farkında olmadan yıllar sonrası olacakları düşünmeden söylemiş… Kim bilir belki de kendisi bile farkında olmadan bazı gerçekleri dile getirmiş…

Yıllar öncesi Sakallı Celal de ona tıpa tıp uyan bir söz söylemişti; “Doğuya giden bir gemide batıya doğru koşuyoruz.”

Osmanlının köhnemiş ve çökmüş zihniyetinden yepyeni bir cumhuriyet kurulmuştu. Siyaset, ekonomi ve askeri yönden kendisini sürekli geliştiren batı karşısında Osmanlı yerinde saymış, hurafeler din adına topluma yutturulmuş, düşünen değil biat eden, eğitimsiz kitleler 600 yıllık imparatorluğu çökertmişti. Bunu gören Atatürk de zamana karşı yarışarak batıya dönük bir politika izlerken peş peşe devrimleri gerçekleştirmişti. Muasır medeniyetlere ulaşmak sözüyle de bunu belirtmiştir.

İnsan elinde olmadan düşünüyor. Devrimler ve yasalar ne derece benimsendi?

Toplumun bazı kesimlerinde benimsenmediyse bunun suçlusu kimler?

Kuşkusuz, 1950’lerden sonra iktidara gelenler devrimleri, yasaları daha da geliştirmek yerine oy uğruna toplumun bazı kesimlerinin cehalet ve eğitimsizliğinden yararlandılar. Örülen duvara yeni taşlar eklemek yerine onun taşlarını sökmeye başladılar. Belki de batı emperyalizmi aydın bir Türkiye’den çok, biat kültürünün önde geldiği bir yönetimin olmasını istediler.

Kısacası her şey çıkar uğruna gelişti, çağdaş devrimler tırpanlanmaya başladı, eğitim içler acısı duruma getirildi, imamlar öğretmenlerin önüne geçti ve bugünlere gelindi. Politikacılar çözüm üretmekten çok birbirleriyle kavga etmeyi siyaset sandılar. Aydınların çoğu köşelerine sindiler, gençler ortaya çıktılarsa da güçleri oldukça sınırlı…

Siyasetimizin en önemli konusu olarak türban veya sıkma baş ortaya atıldı. Yıllar yılı bunun tartışması yapıldı. Siyasi partiler ana konu olarak türbanı ele aldı. Bazıları savundu bazıları tersini söyledi ve çıkarılan son demokratikleşme paketi ve genelgelerle türban başta olmak üzere kılık kıyafet konusu çözüldü (!)

Bundan böyle asker, polis ve yargı dışında türban serbest… Daha neler olacak diye düşünmemize fırsat kalmadan olaylar peş peşe birbirini izlemeye başladı.

Kılık kıyafet serbest olunca bunun özlemini çeken ne kadar çok kadın varmış ki, bir anda türbanlı, kara çarşaflı ve benzer giysiler içerisinde okulların açıldığı ilk günde öğretmeler ortaya çıktı. Öğrenciler de kıyafet serbestîsine uydular. Birçok okulda tek düze formalar kalktı. Balıkesir Gülser-Mehmit Bolluk Anadolu lisesinde bir grup kız öğrencinin etek giydikleri için disipline verilecekleri haberi basında yer aldı. Bu kez veliler Balıkesir’de Türkçe öğretmeninin derslere kara çarşafa benzer kılıkla girdiğini şikâyet ettiler. Öğretmenin kara çarşaflı resmi de bir gazetede yayınlandı. Okul yönetimi ise biz karar verdik kızlar kumaş pantolonla derse girecek diye kendilerini savundular.

Ne garip değil mi, etek giyen kız öğrenciler disipline, kara çarşafa benzer giysili öğretmen, hem de Türkçe öğretmeni derse…

Bu olay eğitim camiasında ayyuka çıkarınca Balıkesir Milletvekili Haluk Ahmed Gümüş olayı meclise taşıyarak Milli Eğitim Bakanına soru önergesi vermiş;

“Okulun bu uygulamasını doğru buluyor musunuz? Bu serbest kıyafet aykırı değil mi?”

Bakalım Bakan Nabi Avcı ne yapacak!

Bu arada İmam Hatip Okulları’nın sayısının 450’den 2074’e yükseltildiği de yine basında yer alan haberler arasında.

Okullarda bu ve buna benzer kargaşa sürerken, bazılarının acaba erkekler ne yapacak, ne giyecek diye düşünmelerine ramak kala onun da ne olacağı THY da ortaya çıktı. Demokratikleşme paketinde yer alan kamu kurum ve kuruluşlarında düzenleme yapılmaya kalmadan THY Teknik A.Ş’ de cübbeli, sarıklı, takkeli, sakallı teknisyenler ortaya çıkarak işlerine bu kıyafetlerle gelmeye başlamışlar. Ancak işe böyle geliyorlarmış da çalışırken tulum giyiyorlarmış!..

Devletin en önde gelen kurumlarına cemaatten gelenleri doldurur ve bir de kıyafet serbest dersen olacağı da budur… Başka ne bekliyorsun ki… Sakallarına ne yapıyorlar onu bilemiyoruz. Ne garip ki, bu teknisyenler yabancılar geldiğinde tam siper oluyorlarmış!.

Yürüyelim beyler yürüyelim, geriye doğru yürüyelim sözünü en güzel yansıtan bir örnek de İstanbul Beykoz’daki bir belediye başkanı göstermiş. Başkan hazırlattığı seçim afişlerinde kucağına aldığı ağzı emzikli 3-5 aylık bebeğin başını türbanlamış! Bu posterin üzerinde de “gelecek nesil için belediyecilik” yazmayı ihmal etmemiş. Anlaşılan dindar nesil demek ki, kundaktan başlayacakmış!.. Başı türbanlı bebek de seçim malzemesi olmuş!..

Fatsa belediye başkanı kendisine bağlı tesisin havuzuna mayo ile gelenleri almıyormuş!

Bütün bu örnekler, alıştıra alıştıra batıdan kopup Ortadoğu’nun bağnazlığına yaklaştığımızın nişanesidir. Büyük olasılıkla da batıda Türkiye’nin kendilerinden kopuyor olmasının telaşı başlamış olmalıdır. Kuşkusuz, Avrupa Birliği’ne alınmayışımızın bu çalkantılı yaşamdan kaynaklandığını artık öğrenmemiz gerekir.

Sormak gerekmez mi?

Uygarlık, çağdaşlık gerçek demokrasi, insan hakları… Neredesin, kimlerin elindesin?

erdemyucel2002@hotmail.com

Yayın Tarihi : 1 Kasım 2013 Cuma 09:59:02


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?
Yorumlarınız
Dr. S. A. IP: 95.15.218.xxx Tarih : 2.11.2013 19:12:22

"Tarihin anlamı" nedir ve/veya "tarihimiz yeniden yazılmalı" kavramı ne demektir ? Bu tez üzerinde şimdilik kısaca yazacağım ve daha sonra bu konuyla ilgili görüşlerimi sunmaya devam edeceğim. Anekdot ve de kaynakça olarak bugünlük sunacaklarım şunlar olacaktır ve bu konunun devamını getireceğim.
# Ben, hatıra yazanların pekçoğunun yaptığı gibi yalnız kendimin kudretli tarafını göstermek, "her şeyde ben,ben" demek niyetinde değilim. Sonucu ne olursa, olsun yalnız hata veya sevap realiteleri tespit etmek suretiyle, bizden sonrakilerin muhakemelerine gerçeği sunmak istemekteyim. [ "Ben de Yazdım" Celâl Bayar. cilt 7, sayfa 136]
# Bazı tarihi anlar vardır ki bu anlarda susmak, insanı ömrünün sonuna kadar kendi nefsine karşı suçlu duruma düşürür. [ "İhtilâl Mektupları" -Uğur Mumcu-
s: 149, Hıfzı Veldet Velidedeoğlu'nun ifadesi]
# Tarihin "ihtiyar bir geveze" değil de, "ibret dersi" olabilmesi şüphesiz bu kıyaslamalarla mümkün olabilmekte ve emeğimizin özelliğini teşkil etmektedir.
[ "İhtilâl Mektupları" Uğur Mumcu. s: 107]
# Tarih nihayetinde öyle muhteşem ve muhip bi mahkemedir ki, huzurunda saltanatların boynu bükük, en kahir ve kadir hükümdarların süngüleri düşüktür.
[ "Eski İstanbul Hatıraları" Sadri Sema. s: 189-190]
# Burada kendi düşüncemi ifade edeceğim: Dün yaşadıklarımız bugün için anıdır, bugünkü anımız gelecek için tarihtir. Eğer yaşadıklarımızı doğru olarak yazar isek, işte bu gelecek için "gerçek tarih" olur !


yasar ertas IP: 5.61.150.xxx Tarih : 2.11.2013 17:57:41

Sayin yorumcu Mükremin yorumunuza cani gönülden tesekkür ederim gecmisimize bir bakarim cok uzakmidir nedir göremem görmek icin bazi arsivleri karistiririm vs okurum yada bu böyleydi diye ögretirler ögrenmek icin degil sinifi gecmek icin ögrenirdim hep celiskilere düserdim artik tüm bunlarin sonunda ben orda degildim de karar verdim yola devam dedim buna ragmen gecmis tarih vs.Dogru veya yanlis olsada hic olmassa olmazlardan bari neticeleri güzele erdirebilsek yalanda olsa güzel yalana can Kurban diyebilirdim  iste bizde bu neticeler cogunlukta kötü sizinde ingilizler hakindaki cümleniz de her ne hikmetse kötülüge degil iyilige kayma vardir bu meselede almanlarda gecmisleri  hakkinda aynidir kötü olmussa olmustur ya o konuya girmezler ya özür diler gibi  hale girerler  iyilige güzele kayarlar  bizdede her ne hikmetse  cogunlukta hep kötümserlik  islenmektedir gecmiste gelecekte simdiki zamanda  hep böyledir  ölüm lerle ve hapislerle vs.son bulur  


K. Mükremin BARUT IP: 88.227.237.xxx Tarih : 1.11.2013 21:04:13

TARİHİMİZ YENİDEN YAZILMALI:

Evet tarihimiz yeniden yazılmalı. Resmi tarihimiz emir komuta ile yazılmıştır. Bu nedenle; ne Osmanlı'yı yeteri kadar tanıyoruz, ne de Cumhuriyet tarihini biliyoruz. Ezber gözümüzü kör etmiş. Akademik çevrelerde; Osmanlı ve Kürtler üzerine yapılan çalışmalar itibar görmemiş. İtibar bir yana bu tür çalışmaları yapanlar terfi edememişler. Dahası kimileri, (İsmail Beşikçi) yıllarca cezaevlerinde hak etmedikleri çezalara çarptırılmışlar. 

Bir kere Cumhuriyetin kazanımı saydığınız devrimleri halk hiç bir zaman  içselleştirememiş. Bunu nedenini sormuyoruz.  Bir "Şapka Devrimi" var ki evlere şenlik. Batılılar anlamakta güçlük çekiyorlar. Böyle komik bir reform için, biri kadın olmak üzere 78 kişi asılmış. Ama bu mirasa sahip çıkanlar NOBRAN tavırlarından hala vaz geçmiyorlar. Biri çıkıp Allah için; "Tamam arkadaşlar. Olan olmuş bir kere. Bu konuda asılanların yakınlarından, ailelerinden özür diliyoruz" dese iş bitecek. Ama nerede?

Cumhuriyetin en büyük kazanımı olarak; milli irade hakim oldu denir. Ama o Milli İradenin ne ve kim olduğunu kimse tarif edemez. Dile kolay tam 27 sene takrir-i sükün, İstiklal Mahkemeleri, İsyanlar ve katliamlarla süren bir iktidar var. Ağzını açan cezaevinde. Nazım Hikmet, Orhan Kemal ve Sabahattin Ali'nin fındık kabuğunu dolduracak bir muhalefet yuzunden yıllarını cezaevinde geçirmişlerdir.

Tek parti diktatörlüğünü yaşayanların çoğu hala yaşıyor. Cumhuriyet bir avuç asker bürokrat ve sivil bürokrat dışında kime ne fayda sağlamıştır? Menderes döneminde halk itibar kazanmış, devlet memurlarının önünde diz çökmekten kurtulmuştur. Bu nedenle Menderesi taparcasına sevmişlerdir. 

Bu ülkede kendisini kurcu irade sayanların burunları o kadar havada ki, öz eleştiriye hiç açık değiller. Bu nedenle Demokrat Parti, Anavatan Parisi ve Adalet ve Kakınma Partisi gibi sağı temsil eden partileri, geçmişle yüzleşebiliyorlar ve reform yapabiliyorlar. Ama onların geçmişle yüzleşme talepleri "Cumhuriyet'ten rövanş almaya çalışıyorlar " şeklinde yorumlanıyor. Keşke CHP geçmişle yüzleşebilse. Hata yaptık diyebilse. O zaman gerçekten oy potansiyelini artırırlar. 

Yeni nesiller soruyorlar: Cumhuriyet bizi muasır medeniyetler seviyesine çıkardı da ne oldu? Milletin eferndisi dediğiniz köylü traktörle 1954 yılında tanıştı. Ne teknolojide, ne de bilimde yol alabildik. Ne de kalkınabildik. 

Değerli Üstadım, şimdi Osmanlı hakkında çok sayıda yerli ve yabancı eser çıkmış durumda. Fazladan INTERNET'ten her türlü bilgiye ulaşmak mümkün. Benim elimde resmi ideoloji tarafından liselerde okutulan 4. Ciltlik tarih kitabı var. İşte o kaynakta, sizin "Osmanlının köhnemiş ve çökmüş zihniyetinden..." gibi cümlelerden çok sayıda bulmak mümkün. Bu coğrafyada yaşayan Kürtler ve Türkler 1920 de bu topraklar gökten mi indiler. 700 yıla yakın ve büyük bir coğrafya da İmparatorluk olarak varlık göstermiş bir Osmanlı'yı batılıların gözüyle görmek haksızlık değil mi?

İngiltere yıllarca sömürgeler üzerinde varlık gösterdi. Sömürgelerin kaynakların tüketti. Kan ve zulüm götürdü.  Gidip bir İngiliz aydınına sorun bakalım, ülkesinin geçmişi ile ilgili olarak ağzından tek bir kötü söz duyabilecek misiniz?

Kılık kıyafetle geriye gidilmez. Japonlara bakmak lazım. Kemdimize ve millete haksızlık etmemek gerekir.Saygılarımla.K. Mükremin BARUT