İşleri tıkırında ve cukkaları dolu olanlara soruyorum?
Sizler hiç işsiz kaldınız mı? Kaldınızsa o günlerde ne yaptınız? Bugün ne yapıyorsunuz?
Akbank olayında olduğu gibi akşama kadar çalıştırılıp, mesai bitimine doğru elinize bir kâğıt tutuşturulup, işinize son verildi dendi mi? Tebligatı getiren, birkaç saniyelik açıklamadan sonra yanınızdan rüzgâr gibi kaçtı mı?
İşsiz kaldıktan sonra her gün gazetelerin veya internet sayfalarını tarayarak kendinize yeni bir iş arayıp, sonunda hüsrana uğradınız mı?
Her başvurudan sonra, biz sizi ararız sözünden biraz olsun umutlanıp, sonra da atlatıldığınızı anladığınızda neler düşündünüz?
Her sabah yeni iş aramak için umutla evinizden ayrılıp akşam boynunuz bükük döndünüz mü?
Eliniz kolunuz bağlı, boynunuz bükük cebinizde para olmadan, sizi iş bulma umuduyla bekleyen ailenizin meraklı bakışları karşısında ezildiniz mi?
Aile babası olarak sorumluluğunu yüklendiğiniz eşinizin, ananızın, babanızın ve çocuklarınızın normal isteklerini yerine getirememenin ezikliğini, çaresizliğini yaşadınız mı?
İşsiz kalıp gözyaşlarınızı içinize akıttınız mı?
Yalnız kaldığınızda ailenizi düşünüp hüngür hüngür ağladınız mı?
İşleri tıkırında olanlara da ayrı sorum var; hiç işsiz kalmış insanın içine akıttığı gözyaşlarını fark ettiniz mi?
Aile bireyleri yiyecek ister, çocuklar okul gereksinimlerinin karşılanmasını ister, elinizi her cebinize atışta acaba yarınki harçlığını mı verecek diye düşünür... Sizin işsiz olduğunuzu, iş bulamadığınızı anlamak istemez... Çünkü o daha çocuktur, yaşamın zorluğunu, sillesini henüz yememiştir.
Televizyon ekranlarında gördüğü, işleri tıkırındaki aileleri yansıtan dizilerin gerçek olduğunu sanır ve onlar gibi yaşamak isterler.
Belki de haklıdırlar...
Oya sizin işleriniz tıkırında gitmiyorsa, işten çıkarılmışsanız ve iş bulabilme umudunuz da bugünkü ekonomik ortamda Kaf Dağının ardında ise ne yaparsınız?
ABD’de başlayarak tüm dünyayı saran ekonomik kriz Türkiye’yi de sarsıyor. Cukkası sağlam işveren, satışların düştüğünü görünce işlerini daraltmayı, küçültmeyi düşünüyor ve bunun kaçınılmaz sonucu olarak da kabak! İşçilerin başında patlıyor...
Akbank’dan çıkarılanlar var…
Tuzla Tersanelerinde yeni gemi siparişleri gelmeyince işten çıkarılan tersane işçileri artık kahvelerde oturup kara kara düşünüyorlar...
Bu arada sormak gerekir; işverenler ne yapıyorlar?
Bazıları timsah gözyaşları dökerken, bazıları da istemediklerini, ancak çıkarmayı göze alamadıklarının işlerine son veriyorlar.
Yanıtları çok açık; kriz var, kriz var!.. Yeni tanımlamasıyla global kriz...
Hükümet ne yapıyor?
Her ne kadar bu kritik ortamda, beraberindeki iş adamları ve ona yakın olanlarla Başbakan, her zaman olduğu gibi yurt dışından anlamlı mesajlar veriyor:
“Seçimlerde partim ikinci olursa genel başkanlığı bırakır, çeker giderim.”
Bu arada hükümetin ekonomik önlem paketi hazırladığını öğreniyoruz. Bu pakette neler var tam olarak bilmiyoruz. Ancak alınan duyumlara göre daha önce ümüğümüzü sıkarlar! dediğimiz IMF ile anlaşmanın yolda olduğu söyleniyor. Ancak IMF ile yapılacak anlaşma, ekonomi diliyle stand-by şeklinde olacakmış...
Bankaların, Merkez Bankasında tutmak zorunda olduğu karşılıkların bir bölümü reel sektörde kullanılmak için serbest bırakılacakmış...
Bu arada şirket birleşmeleri özendirilecekmiş...
KOBİ’lere kaynak yaratılacakmış...
Kaynak maliyeti düşürülecek, kaynak maliyeti ile krediler, işçi primleri ve stopajlar ile enerji maliyetleri düşürülerek işsizliğin önüne geçilecekmiş...
Büyüme hızı konusunda hükümet kararlılığını ortaya koyacak ve büyüme üç ile dört olarak kalacakmış...
Cek, cak!..
Kısacası, inşallahla, maşallahla, hamdolsunla bu işlerin yürümeyeceği de açık!..
Otomotiv sektöründeki üreticilerin hedeflerinin şaştığı da söyleniyor. Yılbaşında 1.400.000 üretim ve 1.000.000 ihracat hedefiyle yol çıkan şirketlerde revizyona giderek daha az araç üreteceklermiş... Böyle olunca da o sektörde de işten çıkarılacak işçilerin olması kaçınılmazdır...
DISK’e bağlı Tekstil İşçileri Sendikası Başkanı, 2008’in başından bu yana tekstil sektöründe 200.000 kişinin işini kaybettiğini belirtiyor. Hemen ardından da ekliyor; “400.000 kişi daha mart ayı gelmeden işinden olacak. Pek çok büyük fabrika üretimi neredeyse durdurma noktasına getirdi ama açıklayamıyor...” Oysa Avrupa Birliği’nin 25 üye ülkedeki toplam 2.500.000 tekstil işçisinin bir tanesinin bile işinden olmaması için 500.000.000 euroluk önlem paketi açılmış...
Ekonomi, devletlerin gücünü gösteren bir bilimdir. Toplumlarda değerlerin ve servetin üretimi, dağılım ve tüketimiyle ilgili etkinliklerin tümüne verilen isimdir. Ekonomi-politik de insan toplumlarında maddi refahın dağıtımını ve insanlar arasındaki ekonomik ilişkilerin gelişimini konu edinilir. Ekonomik bütünleşme, ekonomik büyüme, ekonomik durgunluk, ekonomik gerileme, ekonomik kalkınma, ekonomik kriz, ekonomik sistem birbirleriyle hem bağlantılı hem apayrı konulardır. Bunun bir eğitimi, yüksek lisansı vardır; Ben yaptım oldu demekle iş yürümez. Ekonomiden bilimsel olarak anlamak gerekir. Ekonomi bir zamanlar mahalle bakkallarının yaptığı hesap da değildir. Siyasetin mihenk taşı da ekonomidir. Tüm dünya ülkelerinde bu böyledir. Güçlü devletler ekonomilerini yola koymak için o ülkenin önde gelen iş adamlarından akıl almazlar. Onları aldıkları kararlarla yönlendirirler...
İzmir Atatürk Organize Sanayi Bölgesindeki Denizciler Dökümcülük’ün sahibi 68 kuşağı temsilcilerinden olduğunu övünerek belirttikten sonra vahim durumu şöyle açıklıyor;
“Tüm siparişlerim iptal oldu. İş hayatım boyunca en acı duyduğum şey işçi çıkarmak. Ama maalesef bu acıyı yaşadım. İnanın içim yanıyor. Üreten adama kimse saygı duymuyor. Zulamız varmış nerede var? Gel, bul.”
Yalnızca işçiler ağlamıyor, işleri tıkırında olmayan işverenler de ağlıyor. Fabrikasında vardiya sayılarını azaltanlar, fabrikalarını kapatanlar ve ben bittim diyenler de var. Küçük sermayenin durumu daha da kötü... İrili ufaklı iş yerleri, atölyeler kapanıyor...
Afken Holding Başkanı, böyle giderse her ay 100.000 kişi işsiz kalır diyerek tehlike çanlarının çaldığını söylüyor. Ardından da “ Yatırımlar durunca işsizlik artar. Tasarruf devri küçük esnafı bitirir. Yeni temel atılmadıkça, yeni yatırımlar yapılmadıkça bunun sosyal yansıması olacaktı. Önümüzdeki yıl bunlara gebe” diyerek karamsar bir tablo çiziyor.
Bazı işverenler de kriz var diye ağlamak yerine çarkı çevirmek lazım diyor... Bazı mağazalar %30-50 arasında değişen oranlarda indirim kampanyaları başlatınca tüketici taliplerinde ciddi canlanmalar görüldü.
Hani; hamdolsun kriz bizi teğet geçecek sözündeki doğruluk payı?
Demek ki, bu sözleri O’na söyletenler, kendilerini ekonomist sananlar ya doğruları söylemiyor ya da O’nu yanıltıyorlar. Belki de, ayrı bir uzmanlık dalı olan ekonomiden anlar gözüküp de anlamıyorlar...
Ekonomiyi yakından izleyenler bilirler; TUSİAD önceden paket tedbir alalım, İMF’ye gidelim diye yol göstermişti. Oysa bu uyarılar dikkate alınmadı her şeyin kavga ile vatandaşa yapılacak sosyal yardımlarla! çözüleceği sanıldı... Kuşkusuz, işler beklendiği gibi olmadı... Bürokraside liyakat sahibi kadrolar tasfiye edildi, yerlerine kimlerin geldiği ise cümlenin malumu...
Bilinen bir halk deyimi vardır; “dervişin fikri neyse zikri de odur” diye...
Bütün bu ekonomik sıkıntılara karşı hedefimiz yerel seçimler!.. Bunun için de torbalarla üzerinde para ile satılmaz yazılı kömür çuvalları halka dağıtılıyor. Bu da bizim anlayamadığımız bir kriz siyaseti olmalı...
İstemeyerek karamsar bir tablo ile sizleri üzdüm sanırım. En iyisi işi biraz sulandırayım; bu işin asıl sorumlusu bence Fenerbahçe’dir.
Şampiyonlar liginde Fenerbahçe Porto’yu yenmiş olsaydı, hepimiz krizi mirizi unutup elimizde bayraklarla sokaklara dökülüp “En büyük Türkiye, senden başka büyük yok” diye bağıracaktık...
erdemyucel2002@hotmail.com
hocam iyi yazmişsiniz fakat su an daha buz daginin görünen ucu birkac ay sonra olacaklarin yaninda hiç bişey degil halk nasil geçiniyor kartla onlarda yakinda patliyacak o zaman görün toplumsal olaylarda artiş olacak suca egilim artacak devlet bunlari engellemek için biseyler yapiyormu yok dediginiz gibi polis alimini arttiriyor sürüyü gütmek için cünkü akli okadar siğ görüş sahibi bu kadar insan işini kapiyor onlara yönelik bir calişma varmi yok vergi bocuna ssk borcuna af gibi bir calişma da yok yakinda her eve her kişiye hacizler yolda ben tekstilde senelerdir orta düzey yöneticilik yaptim ama suan boya badana taksi söförlüğü ariyorum yarin eger bunuda bulamazsak eger geçinmek için ne yapmamiz lazim polatin yaninda caycilikmi tetikçilikmi
Merhabalar Erdem bey,bir söz vardır
Sagol hocam Allah eksikligini duyurmasin bizlere.Tek kelime ile insanligin aynasi olmus bu güzel yazin.Hocam affina siginarak demek bu isler Hamdolsun insallah masallah gibi güzel kelimelerle olmuyor.Allah dürüst ve caliskan insanlara verir.Masanin basinda oturarak veya dilenmek icin devlet devlet gezerek isler kurulmuyor ve is ihracatlarida kendiliginden olmuyor.issizligin ne oldugunu cok iyi biliyorum.onun icin issiz olan herkese Allah yardimcisi olsun.Senin bu insanlik drami olan issizlik üzerinde,ki yazina ekliyecek bir yazim yok.Umarim yetkililer bu yazini okur ve gereken isleri yaparlar.Hersey insanlik icinse insanlarin rahat bir nefes almalari icin care bulurlar insallah saygilarimla.
Bravo böyle gözlemlemeniz bizim ne hissettiğimizi yansıtıyor fakat bu yazılardan bu ülkede günde 50 tane yazılıyor birini bile okumaz mı iktidar olan yönetim yapıyorum diyen şaşarım işte ben bu işe.Sanırım şöyle bir fakir tabakayı silelim sonra daha nezih bir ülke oluruz diye düşünülüyor..!
Sayın Yücel,çizdiğiniz tablo karamsar değil ülkemizin gerçekleridir.Okulunu bitirince,ya da askerden geldikten bir hafta sonra işe girme hikayeleri sadece saçma salak dizilerin senaryolarında mevcut.O senaryolarda mutlu azınlıkların çocukları verilir hep.Bugün az da olsa bir iki dizi sadece gerçek Türkiye'yi göstreme yürekliliğindedir. Ülkemizde işsizlik bilinçli bir şekilde arttırılıyor.İş gücünü düşürerek patronların daha az maliyetle azami kar etme planları dahilindedir.Bakın öğretmen alınıyor,5-10 bin arasında.Ama polis alırken 15-20 bin civarında polis alınıyor.Suçlarda azalma var mı? Yok.Peki neden bu kadar çok polis alınıyor her dönem?Çünkü işsiz kalan ya da kalma ihtimali olan öğrencileri,işçileri,geçinemeyen ve sokağa dökülen memuru dövdürmek için. Muhtaç insan sayısı ve bu insanların muhtaçlığı ne kadar fazla olura o insanlara o kadar çok umut vaadedip kullanır hükümetler.Bakınız.Memleketin neresini tusanız elinizde kalır.Üniversitelerde bölüm bölüm üzerine açılıyor.Ama ne açılan üniversitelere ne de bölümlere ödenek yetersizliğinden öğretim görevlisi alınamıyor.Alınanlar da hep ayrıcalıklı insanlar.Arkası olanlar hemen bir yerlere giriveriyor.Öğretmenlik mezunları boş gezerken KPSS ile herkesi öğretmen alıyorlar.Mimarı,mühendisi hep öğretmen oluyor ama bunun okulunu okuyan senelerce atama bekler.Ya da tekrar KPSS istenir.Bu saçma bir sistemdir.Sistem bilerek o kadar arap saçına döndürülmüş ki içinden zor çıkılır. Hükümet hâlâ daha yeni üniversite açma derdinde.Sanki her mezun iş bulabiliyor gibi.İki yıllık olsun 4 yıllık olsun durum değişmiyor.Peki neden bu üniversite ve bölüm açma yarışı? Açılan her bölüm her üniversite yeni harç paralarıdır.Yeni umut sömürüsüdür.Bu sistemden,dersaneler kazanıyor,harçlar her nereye gidiyorsa orası kazanıyor. Şu anda Türkiye de her bölümden mezun olan o kadar ihtiyaç fazlası var ki 3 sene kimse mezun olmasa idare edilir.Ama maalesef istihdamda da haksızlıklar gırtlağı aşmış durumda. Demokratik hak olarak halkın elinde protesto silahı vardır. 3 yıl kimse çocuğunu üniversiteye göndermesin,grev olsun,bu arada boştakiler de hiç bir memurluk sınavına girmesin, bu çıkar odaklarına büyük darbe olur ki ses getirir. Atatürk,devrimleri ile en az 50 yıl kazandırmıştı bize.Ama sonraki hükümetler bu 50 yılı tükettiği gibi bizi her bakımdan geriye götürmüşlerdir.
tekrar bir yorum yazmak ihtiyaci hissettim piyasadan biraz haber alinca herkes bir firsatçilik pesinde krizden nasil az etkilenirim diye aksam besim tibuk un konuşmasini dinledim tv de patronlari melek gibi gösteriyordu bi kanatlari eksik belkide öyledirler bilemem ama bazilari da deccal olmuş nasil biraz daha sömürürüm diyor şimdide yeni moda çikmiş maaşlarin yarisina çalişin işinizi kaybetmeyin diyorlar işçinin aldiği neki yarisina çaliş köleligin modern versiyonu bu herhalde daha neler görecegiz benim güzel memleketimde kölelik düzeni ilk defa türkiyede geliyor galiba bence işçinin maaş almasina gerek bile yok sen onun ihtiyaclarini karsila yeter ama bu düzen
merhaba erdem abi,köşenizi okudum,aslında okumama bile gerek yoktu köşenizi köşenizin başlığı tam bana uyuyordu nerden başlasam diye düşünürken,çocukluğumdan beri çalıştığım aklıma geldi yaptığım işleri tektek saymayacagım erdem abi..neler kazandın diye sorarsanız,kos kocaman hiç,neden kazanamadığımı düşünürken,para kazanılacak iş yapmadığım için birşeyin sahibi olamadığımı aklıma geldi ..ama dünyaya birdaha gelirsem,para kazanmak için herşeyi deneyecegim..çünkü bu dünyada çalışana degil,çalana deger veriyoruz sonrada kalkıp ahkam kesiyorlar,insanlıktan,dinden,imandan bahsediyorlar..allahın bana verdiği akıla dayanarak erdem abi"kul hakkı ve yetim hakkı yiyen insanın,bırakın bu dünyayı,ahirette bile yeri yoktur..ama bunları yapanlara bakıyorumda ,hepsi dinden,imandan,insanlıktan bahsediyorlar..artık ülkemizde yaşayan insanlar gerçeği görmeye başladı allaha şükür işsizim erdem abi,diyeceksin işsiz insan,işsizliğine şükredermi ..çalıştığım insan haram,yetim,kul hakkı yiyorsa,bende o insana çalışmam erdem abi..aslında bugün bir iş buldum hani hep söyleriz ya nasip,kısmet,kadermiş diye ,inanın hepsini ekonomi belirliyor ..köyün birisine çoban aranıyormuş,allahtan birşey çıkmazsa çobanlık yapmaya gidecem ..inanın çoban ararken bile adliyeden,hastaneden temiz raporu istediler ..vallaha hayvanlarla uğraşmak,insanlarla uğraşmaktan iyidir erdem abi..aslında daha çok yazacağım varda ..sizlerin yazması yeterli:))saygılarımla.erdal geyikçi(köçek)...!