İstanbul, Tanrının bir lütfü olan doğal güzelliklerinin yanı sıra tarihi yapılarıyla dünyanın sayılı şehirlerinin önünde gelir. Bir zamanlar “İstanbul gibi bir İstanbul daha yok” sözü dillerden düşmezdi. Osmanlı döneminde Dersaadet, Asitâne, Asitâne-i Aliyye, Asitâne-i Hüma Aşiyane, Asitâne-i Padişahî, Asitâne-i Saadet ve Asitâne-i Şah-ı Cihan gibi isimlerin yakıştırıldığı İstanbul, bugün Türkiye nüfusunun yirmi milyonunu barındırıyor. Sosyal ve ekonomik koşullardan ötürü her geçen gün bu sayı biraz daha artıyor, önüne geçilmesi de olanaksız… Yeşillikten mahrum beton yığınları halinde yükselen, iş merkezleri, yeni deyimle plazalar, alışveriş merkezleri, gökdelenler şehrin siluetine büyük zarar veriyor… Biz buna gelişmişlik, uygarlık diyoruz!.. Çarpık yerleşimlerin yanı sıra yeni yerleşim alanlarıyla şehir alabildiğine genişliyor. Bir yandan Kocaeli, diğer yandan Tekirdağ ve Çorlu ile neredeyse birleşecek!..
Bir zamanlar İstanbul’un kendine özgü yaşantısı vardı; aynı zamanda da kültür, fikir ve sanat merkeziydi. Anadolu Türkçesinden ayrılan bir dili, örfü âdeti vardı. İstanbul türkülere, şarkılara girmişti. Bu şarkıların kendisine özgü üslubu, anlatımı ve yorumu zevkle dinlenirdi. Münir Nurettin Selçuk, Safiye Ayla, Müzeyyen Senar, Sadi Hoşses, Mefharet Yıldırım o yılların ünlü yorumcularıydı. O şarkı ve türkülerin hiç birisinde “Emine’yi samanlıkta bastılar”, “tombul tombul memeler”, “eniştem bana pışt dedi” gibi basit sözcükler yer almazdı…
Ne olduysa her şey II. Dünya Savaşından sonra değişti. Büyük Anadolu göçü İstanbul kültürünü ezip geçti… Eski İstanbullular bu göçe karşı koyamadı, altında kalıp ezildi; kısacası yok olup gitti… Bir zamanların İstanbul’unda Türkü, Rum’u, Yahudi’si, Ermeni’si ile birlikte karma bir yapı, daha doğrusu dinler ve kültürler mozaiği oluşturmuştu… Karmaşıklık, köksüzlük, zevksizlik ve bozulmalar her geçen gün biraz daha arttı. Oysa Osmanlılar bu şehrin diğerlerinden ayrıcalığı olduğu bilincindeydiler. Bunun için bir takım önlemler almışlardı. Büyükçekmece ve Bostancı’da kurulan derbentlerde şehrin asayişi ile görevli bostancılar giriş ve çıkışları kontrol altına almışlar, issiz güçsüz ve hallerini şüpheli gördüklerinin şehre girişini önlemişlerdi…
Bugün bu şehrin eski sakinleri olan İstanbullular ne oldu diye merak edenleriniz var mı?
Eski İstanbullu aileler, önce dışarlıklı dedikleriyle evlendiler, çoluk çocukları oldu ve yeni bir nesil ortaya çıktı… İstanbul’un kendine özgü örf ve adetleri yok oldu. Örneğin o günlerde yaşamış insanlar çok alçak sesle konuşurlar, kimseyi rahatsız etmemeye özen gösterirlerdi. Bugün olduğu gibi umuma mahsus nakil vasıtalarında olduğu gibi yüksek sesle konuşmazlardı. Günümüzde bazıları cep telefonlarıyla otobüslerde avaz avaz konuşuyorlar. Her türlü ikaza rağmen, nakil vasıtalarının sahanlıklarından iç kısımlara bir adım bile atmıyorlar. İnsanların birbirlerine saygısı vardı; nakil vasıtalarında yaşlı veya kadınlara yer verilirdi. Bugün ayakta yaşlılar varken bazı kadınlar bacak kadar çocuklarını yanlarına oturtmuş, yaptıklarının terbisizlik, görgüsüzlük olduğunun farkında bile değiller…
Düğünler ise başlı başına bir alem!.. Eskiden düğünlerde kimsenin ne hediye ettiğini kimse bilmezdi. Düğün öncesi ve sonrası evlerine hayırlı olsuna gidilir ve hediyeleri verilirdi. Bugün olduğu gibi düğün salonunda hediye sandıkları, gelin ve damadın üzerine altın takılsın diye kordelalar konulmazdı. Ayrıca salonun ortasında takı kuyrukları ve mikrofondan da getirilen hediye, altın veya paralar anons edilmezdi. Böyle şeyleri düşünmek bile olanaksızdı. Ayrıca bir evden gelin alınacaksa, davul zurnalarla mahalleli ayağa kaldırılmazdı. Kısacası bu tür şeyler eski İstanbul kültüründe yoktu…
Sözün kısası kültür ve görgü apayrı bir olaydır…
Çoğu dar gelirli olan eski İstanbullular da şehri terk edip, Eğe ve Akdeniz kıyılarına yerleştiler… “Ah bizim İstanbul’umuz” diye dertlerini birbirleriyle paylaşıyorlar…
Bugün şehirde önünüze gelene “nerelisin” diye sorun; içlerinden kaçı gerçek İstanbulluyum diye size yanıt verebilir. Hemen herkes “filanca yerdeniz ama İstanbulluyuk(!)” derler!..
Kısacası İstanbul’da eski İstanbullu artık kalmadı…
Görmüş geçirmiş eski İstanbullular artık şehirde yaşamak istemiyorlar. “Türkiye’nin her yerinde yaşarız ama İstanbul’da değil” diyenler çoğunlukta… Dünyanın en güzel doğasına sahip bu şehir nasıl bu hale geldi, nasıl yozlaştı? Hem de kimse fark etmeden…
İstanbul’u yönetenlere, milletvekillerine bakın; içlerinde gerçek İstanbullu olan var mı? Tarihiyle, kültürüyle, örfü ve âdetiyle İstanbul’u tanımayanlar bu şehre ne kadar hizmet edebilir?
Bugün kitaplara geçmiş bir sözcük vardır; Eski İstanbul nezaketi veya efendiliği diye… Onunla ilgili en güzel olay Sultan II. Mahmut döneminde (1808–1830) yaşanmıştır:
Sultan II. Mahmut devrinin kudretli devlet adamlarından birisi de Halet Efendi idi. O devirde Halet Efendi’nin mağrurluğu, kendini beğenmişliği son raddeye gelmiş. Ne gariptir ki, bu kadar azametli olan adam bir kişiye karşı tamamen değişerek bambaşka bir insan olurmuş… Halet Efendi’nin karşısında böylesine değiştiği kişi hiçbir unvanı, rütbesi olmayan Osman Efendi diye biriymiş…
Osman Efendi resmi ve dini günlerde Halet Efendiyi ziyarete geldiğinde kimseyi karşılamaya tenezzül etmeyen Halet Efendi, Onun geldiğini görünce ayağa kalkar, kapıda karşılar, hürmetle yanına oturturmuş… Bu durum herkeste merak uyandırır ama nedenini sormaya da kimse cesaret edemezmiş… Nihayet bir gün dayanamayıp sormuşlar;
—Devletlû, bir fakir adama karşı bu kadar hürmet etmenizin herhalde bir sebebi vardır. Biz düşündük, taşındık, bir türlü bulup çıkaramadık…
—Sebebi aslında çok basit… Ben bu adamı hiç sevmem. Eskiden yüksek bir memuriyeti, serveti vardı. Ben bunları yavaş yavaş elinden aldım. Ama o hiç ses çıkarmadı. En sonunda haksız yere azlettim. Beni şikâyet bile etmedi. İstesem canın bile alırım. Fakat üzerinde öyle bir İstanbul efendiliği var ki, işte onu almak mümkün değil…
Günümüzde yok olan eski İstanbul efendiliği bundan güzel anlatılabilir mi?
erdemyucel2002@hotmail.com
Cok cok güzel bir konuya deyinmissin hocam ellerine saglik.Yanilmiyorsam bu sadece istanbulun kaderi degildir.Her ekonomisi bizar islek durumda olan kentlerimizin kaderi diyebilirim.Ha iste bu arada nereye gitti o ekonomisi iyi olan illerin yerlisi desen onu kestirmek biraz güctür.Kimse kimseden dogru dürüst haberi,de yoktur.
Asil konu senin,de degindigin gibi sorun,Hicbir ilimizin gercek yerli milletvekili yoktur.Her ilin kendi öz yerlisinden milletvekili olursa sanirim o il daha iyi gelisir ve ona göre yerlesin tayin edilir.Disardan gelen milletvekili adaylari o ili ne kadar tanirsa tanisin sorunu yerlisi gibi bilemez.Yeni yapilacak Anayasa,da bunun zorunlu kilsalar cok iyi olurdu.
Peki bu ekonumisi islek olan sehirlerimiz yerli Halki nereye gitti.Sanirim hayat sartlari onlari baska illere itmistir.Örnegim Akdeniz kiyilarina veya adalarda isini kurup oralarda yasam savasi vermektedirler.Genelde büyük sehirler inanilmiyacak kadar göc almislardir.Ve gitgide carpik yerlesim ortaya cikmaktadir .Siyasetcilerimiz oy ugruna gecekondu yapimina göz yumarak bir cok sehir bu hale gelmistir saygilarimla.
yaziniz icin tesekkürler. Gercek nerede? nasil bir sey bilhassa gercek Istanbullluk kac sene öncelilere bakilarak istanbullu olmak islenmistir.Bu zaman da ayricaliklar kalkiyor bir bütünlesme bir dagilisma aninda oluyor. Teknik kuvvetli ulasim araclari vs.dolu var. Isteyen zevkine göre istiyen isine göre istiyen is bulmak amaci ile bir bütünlesme globalleseme degisim otamatikman olusuyor. Bunada avrupa Multikulti (karisik coklu kültür)diyor bir yeni olusum olusuyor. Iyi tarafimi cok kötü tarafimi cok ama mecbur gibi bir durum doguyor. Birde ayni dil ayni kültür ayni vatandan ayri ayri yerlerden istanbulu yeniden bir baska istanbullular olusturuyor. 10 larca sene sonra belkide bu kisiler istanbulun yerlileri olacak yeni nesiller göre BIRDE ALMANYADAN ÖRNEK VERELIM dünyanin her tarfindan insan geliyor dinleri ayri renkleri ayri kültürleri ayri kimi is buluyor kimi hükümete kapagi atiyor. hükümette bakiyor BERLINde bunda önceligi oynuyor Berlinin eski halkida istanbul sivesi gibi kendine hastir. Bazi semtleri 30-35 sene önceki sokaklarindaki görüntülerinden eser kalmamistir. Bazi semtleri kücük istanbul diye anilmaktdir. Bir alaman domuz eti yemek icin bir kac semt öte gitmektedir. Metrolarda isyerlerinde alamanca konusacak kimse bulamamaktadir. Bazi muhabbet etmek ister. almanca konusunda bende anliyayim der böylede gider demek istedigim. Gercek istanbullu gercek berlinli kimse ilgilendirmiyor gercek almis basini gidiyor. gercek nerde kimse aramiyor bir multikulti (coklu karisik kültür)doguyor geliyor. Sonunu allah hayir etsin