29
Ocak
2026
Perşembe
ANASAYFA

Kaza ve Demiryollarımız

Sözlükler kazaları, can ve mal kaybını, zararlara neden olan kötü olaylar olarak niteler. Kazalar geliyorum demez; sözün kısası insanın başına kazanın ne zaman geleceği de bilinmez. Ancak, bazı kazalar vardır ki, geleceği önceden sezilir, aklı başında olanlar veya bu işi bilenler etrafı uyarır. Önlemler alınmazsa inatla üstüne üstüne gidilirse artık o kaza olmaktan çıkar. Akılsız başın yaptığını (seyyesini) el ayak çeker gibi bir söz de bu yüzden Atasözleri dağarcığımıza girmiştir. Son günlerde Sakarya’da Pamukova’daki tren kazası da bunun tipik bir örneğidir.
Demirağlarla Anayurdu dört bir yandan ördük sözlerini içeren 10.Yıl Marşını küçümseyenler, çağa ayak uyduracağız diye yaklaşık bir yüzyıl öncesine ait demiryolları üzerinde hızlandırılmış trenleri harekete geçirince buna kaza denilmez. Ne denir derseniz, bunun yanıtını zaten yazılı ve görsel basın verdi... Dünyanın birçok yerinde, örneğin Japonya’da, Fransa’da hızlı trenler var. Bunların süratleri saatte 300 km.ye yaklaşır ve yolcular bu hızı hissetmez bile... Nedeni de altyapılar ona göre yapılmış, keskin virajlardan uzaklaşılmış ve düz güzergâhlara öncelik tanınmıştır. Oysa, İstanbul-Ankara Demiryolu hattı 1893’te Alman İmparatoru II.Wilhelm’in mühendisleri tarafından en çok 40 km. hız yapabilen lokomotiflere göre düşünülmüştü. Cumhuriyetin ilk yıllarında da elden geçirilmiş ve güncelleştirilmeye çalışılmıştı.
Gösteri uğruna yetersiz altyapı dikkate alınmadan, arazinin konumuna bakılmadan İstanbul-Ankara arasında hızlı tren seferini koyanlar sanırım standart dışı virajları, eski rayları hesaba katmamış, daha doğrusu eldeki malzemelerin bu işe uygun olup olmadığını dikkate almamışlar. Ben yaptım oldu bitti deyince de bunun ceremesini bugün dahi sayıları netleşmemiş canını yitirenler ile onların aileleri çekti. Bu faciaya önayak olanlar önce suçu Allah’a yüklemeye çalıştılar, sonra baktılar çok tepki alıyorlar, makinistlere gel buraya dediler. Demiryolları konusunda eğitimi ve bilgisi olmayan Belediyeden gelme yöneticilerin kazanın öncesinde makinistlere “yolcunun psikolojisi bozuluyor, Allah rızası için yavaş gidin” uyarısını yaptığını basından öğreniyoruz. Bunun yanı sıra bakana yapılan uyarılar da “sen yap kimse farkına varmaz” diye yanıtlanmış.
AB’ye girmeye çalışan Türkiye’nin en traji-komik sözlerinin yanı sıra istasyonlara “inekler hızlı trenlere karşı çıkıyor” sözünü içeren karikatürler asanlar bu işin sonunun neye varacağını düşünebiliyorlar mı? Cinayet gibi tren kazası TBMM’nin gündemine gelecek mi, gelmeyecek mi bilinmez. Yoksa suç emir kulu, şu kadar hız yapacaksın denilen makinistlerin başına mı patlayacak o da bilinmez... Bence ortada ne istifa eden olacak, ne de cezalandırılan. Bir süre sonra her şey unutulup nurlu ufuklardan AB’ye girişten söz edilecek...
Atatürk’ten sonra üzerine pek değil hiç eğilinmeyen demiryollarının Türkiye’de nasıl başladığından biraz söz etmek istiyorum:
Cumhuriyetin ilk yıllarında demiryolları milli bir ilke olarak benimsenmişti.24 Mayıs 1924 tarihli 506 sayılı kanunla yabancı şirketlerin tekelindeki demiryolları onlardan satın alınmıştı. Şirketlere ödemeler 1948 yılına kadar yapılmıştır. Demiryollarının yapım ve yönetimi için DDY kurulmuş (1927), kısa süre sonra da DDY Genel Müdürlüğü’ne dönüştürülmüştür. Samsun-Sivas, Ankara-Sivas, Çarşamba-Samsun hatları ulaşıma açılmıştı. Anadolu-Bağdat demiryolu idaresinden devralınan Eskişehir Cer ve Yol Atölyesi, Sivas Demiryolları Fabrikası, Ankara Motor Fabrikası, Adapazarı Vagon Fabrikası kurulmuştu. Bunun sonucu olarak da Türkiye’de yük ve yolcu vagonları ile lokomotiflerin yapımına başlanmıştı.
II.Dünya Savaşı’nın bitimiyle birlikte Avrupa yeni bir yapılanmaya geçmiş, Türkiye de bundan payına düşeni almıştı. O yıllarda Türkiye demokrasiye geçmeye çalışıyordu. Seçimler yapılmış, demiryollarını milli bir ilke olarak kabul eden CHP yerini DP’ye bırakmıştı.ABD’nin Marshall planı çerçevesinde Türkiye’ye yapılan yardımı DP karayollarına ve motorlu taşıtlara aktarmıştı. Köylüyü kalkındıracağız propagandası içerisinde ABD’den otomobil, kamyon ve traktörler ithal edilmişti. Bunların kullanılabilmesi için de karayollarına önem verilmiş, demiryolları ikinci plana itilmişti. Böylece demiryolları kendi yazgısı ile baş başa kalmış, Ankara-İstanbul hattı dışındakiler üvey evlat konumuna düşürülmüştü. Plansız, programsız bu çalışma sonunda Türkiye demiryolları bugünkü durumuna gelmiştir. Demiryolu taşımacılığı Türkiye için ekonomikti ve hem de kaza riski yok denecek kadar azdı. Ne yazık ki üç tarafı denizlerle kaplı Türkiye taşıma ve ulaşım yönünden ne denizinden ne de demiryolundan yararlanabiliyor. Türkiye’de otomotiv sektörünün ağırlık kazanması, çıkarcı sermaye guruplarının demiryollarını baltalayıp baltalamadıklarını da bilmiyoruz. Demiryolu taşımacılığı önem kazanmış olsaydı yedek parça, lastik, otomobil, kamyon ve otobüs üretimine darbe vuracak benzin satışları da azalacaktı.
Bu sorunların başında bilgisizlik kötü yönetim, sermaye guruplarının politikası geldiği gibi, son kaza olayı da işin tuzu biberi oldu.
Yayın Tarihi : 30 Temmuz 2004 Cuma 12:22:37


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?