19
Mart
2026
Perşembe
ANASAYFA

Kutsal Balyoz


Dünyada eşi ve emsali görülmemiş bir olay geçtiğimiz hafta içerisinde Türkiye’de yaşandı. Türkiye Başbakanı zırhlı Mercedes’i içerisinde, meclis toplantısına giderken kan şekerinin düşmesi nedeniyle rahatsızlandı. Aracın içersinde bulunanlar hemen yakınındaki Güven Hastanesi’ne yöneldiler. Bundan sonra da tirajı-komik olaylar peş peşe birbirini izledi.

Rahatsızlanan Başbakan aracının içerisinde yaklaşık on dakika mahsur kaldı, başka bir deyişle içerisinden çıkarılamadı. İnsan sağlığı içerisinde on dakikanın çok önemi olduğu hemen herkes tarafından bilinen bir gerçektir. Acil durumlarda hastanın kurtarılabilmesi için bazen birkaç dakikanın bile çok önemi vardır. Siz bakmayın acil durumlarda hastaneye yetiştirilip de acil servislerde doktor bekleyen ve bazen de bu bekleyiş içerisinde yaşamını yitirenlere... Onlar sıradan vatandaş... Oysa rahatsızlananlar başbakan veya önemli bir kişi ise durum çok farklıdır.

Başbakanı hastaneye anında yetiştirenler telaşla, kontakta anahtarları içeride unutarak dışarı fırlayınca, zırhlı aracın kapıları otomatik olarak kilitlenmiş, doktorlar koşuşmuşlar, ancak kapıları açabilmek ne mümkün...

Başbakan içeride yarı baygın, dışarıda telaşlı insanlar, bir yığın koruma, doktorlar ve onları izleyen insanlar...

Mercedes inat etmiş, kapılarını kilitlemiş, açabilene aşk olsun...

Bu olaydan sonra da bizler zırhlı Mercedes’lerin koruma özelliğini ve kan şekerinin düşmesi sonunda neler olabileceğini de böylece öğreniyoruz.

Bu tür zırhlı araçların kilit sistemlerinde bir hata yok. Kapılar kapanıp, araç terk edildiğinde kapılar otomatik olarak kilitleniyor. Bu kilitlenme olayı herhangi bir saldırıya karşı önlem olarak tamamen güvenlik yönünden tasarlanmış. Acil durumlarda başta sürücü olmak üzere korumaların deneyimsiz ve bilgisiz oldukları da böylece ortaya çıkıvermiş...

Kısacası geçtiğimiz günlerde Ankara’da bir skandal yaşandı. Çoğu kişi de bu skandala ortak oldu.

Başbakanın çevresinde yığınla koruma vardı ama Ona eşlik eden konvoyda doktor bulunan bir ambulans yoktu. Başbakanın yurt dışı gezilerine doktoru katılıyorsa da yurt içi gezilerinde buna gerek duyulmuyormuş...

Sürücü aracın özelliklerini demek ki, bilmiyormuş... Bu gibi durumlarda aracın kapısı kolayca açılabilirmiş ama sürücüye bu söylenmemiş.

Başbakana aşırı yorgunluk ve oruca yönelik olarak vücut şekerinin düşmesi teşhisi konulmuş.
Reklâm olmasın veya bu yönde cehaleti ortaya çıkmasın diye isim vermek istemiyorum, gazetenin biri koskocaman bir manşet atmış; Latan Diyabet... Oysa o manşeti atanlar bir tıp doktoruna sorsalar bunun “Laternt Diyabet” olduğunu öğrenirlerdi. Bu da basınımızdaki skandal!.. Bilip bilmeden yazmaya tipik bir örnek....

Bu skandal olay, çok şükür tehlikesiz geçiştirildiyse de ortaya bir kahraman çıkarıverdi; kutsal balyoz....

Mercedes’in kapısını bilgisizlik veya telaştan açamayanlar yandaki inşaata koşmuşlar oradan buldukları demir boru ile 13 cm kalınlığındaki camları kıramayınca, bu defa buldukları balyoz ile ön camı tuzla buz edip kapıyı açabilmişler. Bu arada içeride Başbakan baygın yatarken aradan da on dakika geçmiş.

Sonunda çok şükür, başbakan kurtulmuş.

Acil durularda rahatsızlanıp hastaneye koşanlar her zaman telaşlıdır.
Doktorun anında bulunması.
İlacın bulunması.
Röntgen cihazının çalışması.
Baştan savarcasına başka bir hastaneye sevk çok önemlidir.
Şimdi bunlara bir de balyoz eklendi.
Olası durumlarda balyozun önemi de böylece ortaya çıkmış oldu.

Bekir Coşkun’un deyişi ile “Ya balyoz olmasaydı ?”

Bunun bilincinde olan AKP Bingöl Milletvekili, Başbakanın hayatını kurtaran, “Allah’ın bir lütfü olan bu balyozu ebediyen saklayacağım” diyerek, manevi değeri çok yüksek balyozu inşaat şirketinden satın alarak önce elinde balyozla poz vermiş, sonra da odasında anı olarak saklayacağını söylemiş. Kuşkusuz, bu milletvekili önümüzdeki seçimlerde listedeki yerini çok daha sağlamlaştırmıştır.

Böylece, nasırlı ellerde iş gören balyoz bir anda kutsal niteliğe bürünüverdi. Ancak böylesine kutsal niteliği olan balyozun odada saklanması sorun olabilir. Her an çalınabilir. Bunun en doğrusu da güvenlik açısından Ankara’daki Cumhuriyet Müzesi veya Etnografya Müzesine verilmesidir.

Böylece birçok kutsal eşyalarımızın yanında bir de kutsal balyoza sahip olduk.

Ne mutlu bizlere...


erdem@kenthaber.com
Yayın Tarihi : 23 Ekim 2006 Pazartesi 12:25:32


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?
Yorumlarınız
Burak ULAŞ IP: 88.232.40.xxx Tarih : 24.10.2006 01:33:20
Sayın üstat; 14 ekim tarihinde yayınlanan yazınızı ve yorumları okudum. Yazınız gayet açık fakat yorum yapan beyefendilerden harun köprülü beyefendiye hatta yazdığınız yazıyı doğru düzgün okumayan hasan demirkıran beyefendiye gerekli cevapları harun köprülü beyefendi çok güzel vermiş fakat burada eksik olan birşey daha var dini yada islami eğitim zorla olmaz insan kendi yaşadıkları ortamda neler görüyorsa onları kabullenir bu kabullenme süreci ilk olarak ailede başlar okul ve arkadaş çevresinde de devam eder gider. bu arada da birtakım değişiklikler olur bunlar da doğru düzgün eğitilmemiş yani yetersiz kişiler tarafından verilen bilgiler hurafeler bunlara etken olur. birde doğru düzgün bildiğimizi sandığımız diyanet işleri başkanlığının yayınlamış olduğu kitaba bakmanızı tavsiye ederim bu kitap çocuklara dini bilgileri sevdirmek doğrusunu öğretmekmiş... göndermiş olduğum link te ne kadar doğru ne kadar yanlış bir çalışma yapıldığını kendi gözlerinizle göreceksiniz. http://www.haybedergi.com/spideynamaz.html sayın üstat benim de eklemek istediğim buydu bu da islami yada dini bilgilerimizin ne kadar yanlış verildiğini insanların insanları nasıl kullandığını açıklar sanırım. bu arada da yazmış olduğunuz yazınız çok etkili olmuş çok da güzel olmuş yüreğinize sağlık üstat. saygılarımla, Kaleminiz kırılmasın sayın üstadım...

Burak ULAŞ IP: 88.232.40.xxx Tarih : 24.10.2006 00:33:56
Sayın hocam mı yoksa sayın müdürüm mü yada üstad mı desem çıkamadım işin içinden. Neyse sayın üstad; Sizin ve tüm Türkiye' nin Bayramını kutlarım. Öncelikle şunu belirtmeliyim ki; özgeçmişinizi okudum ve gördüm ki okuduğum yazılarınızın ve kitabınızın(malesef ki tek bir kitabınızı "karmaşık düzen" i okuma şansına sahip oldum) içinde anlattıklarınızla geriye dönük okuduğum yazılarınızda ne kadar haklı yorumlar ve ne kadar doğru noktalara artık balyozla mı desek boruyla mı desek vurduğunuzu görüyorum. Sayın üstadım bu yazınızda da türkiyemizdeki acı gerçekleri yani bilgisizlik, cehalet yetersizlik ve hatta basında her gün görmekte olduğumuz yanlışları bir çırpıda anlatmışsınız elinize yüreğinize sağlık. Bu arada görüyorum ki siz ve sizin gibi üstadlar ne kadar anlatsalarda bu işler çözülmeyecek gibi görünüyor. Saygı ve sevgiyle selamlıyor bayramınızı kutluyorum.