Bazı şarkılar vardır ki, yazıldıkları dönemlerde önemsenmez, beklenmedik anlarda bir döneme damgalarını vurarak ölümsüzleşirler. Bizde de 27 Mayıs devriminden sonra Plevne’yi savunan Gazi Osman Paşa adına yazılan duygusal bir Plevne veya Gazi Osman Paşa Marşı vardı. Anımsadığım kadarıyla Plevne Marşı’nın ilk nakaratı şöyleydi:
“Tuna nehri akmam diyor
Etrafımı yıkmam diyor
Şanı büyük Osman Paşa
Plevne’den çıkmam diyor.”
Gazi Osman Paşa Marşı gençlik tarafından sözleri değiştirilerek 27 Mayıs devriminin simgesi olmuştu:
“Olur, mu böyle olur mu?
Kardeş kardeşi vurur mu?
Kahrolası diktatörler
Bu dünya size kalır mı?”
Günümüzde de Gezi Parkı olaylarında gençliğin mizah ve müzik alanındaki dehasıyla şarkılar yazılmış, bazı şarkıların sözleri değiştirilerek yeni uyarlanmıştır. İleride onlar da ölümsüzleşir mi, bilemeyiz…
II. Dünya Savaşının ünlü şarkısı Lili Marleen, savaş boyunca ırk, milliyet farkı gözetmeden değişik dillerde söylenmiştir.
“Kışla kapısının önünde fener
Eskiden de oradaydı, şimdi de orada
Orada görüşsek ya
Dursak yine lambalar altında
Tıpkı eskisi gibi Lili Marleen
Tıpkı eskisi gibi Lili Marleen
İkimizin gölgesi sanki birdi
Birbirimizi nasıl sevdiğimiz kolayca görülebilirdi
Ve herkes yine görmeli
Eskisi gibi Lili Marleen;
Eskisi gibi Lili Marleen
Derken nöbetçi seslendi
Yat borusunu çalıyorlar üç gün cezası var dedi
Hemen geliyorum yoldaş dedim
Ve sana veda ettim
Ah oysaki nasıl isterdim gelmeyi
Seninle Lili Marleen
Seninle Lili Marleen
Yerinde adımların zarif yürüyüşün
Akşam boyu parlıyordu
Ama beni unutalı çok olsa gerek
Bana bir şey olursa eğer
Kim kalacak lambanın altında
Seninle Lili Marleen
Seninle Lili Marleen
Sensiz odalardan yerin yatağından
Aşk dolu dudakların bir rüya gibi beni kaldırıyor
Sabahın sisi dağıldığında
Lambanın altında olacağım
Tıpkı eskisi gibi Lili Marleen
Tıpkı eskisi gibi Lili Marleen”
I. Dünya Savaşı sonrasında 1923 yılında lirik şarkı sözü yazar Hans Lelp, bu şarkıyı yazmıştı. I. Dünya Savaşında kendisinin de içerisinde olduğu, soğuk kış gecelerindeki siperlerde, o zor günlerin anılarını ebedileştirmek istemişti. H.Lelp, barakaların ışığı altında sevgilisini bekleyen bu genç kıza da bir isim bulmuştu; Lili Marleen.
Hans Lelp’in “Lied eines jungen Wachtpostens” (Genç Nöbetçi Şarkısı) uzun yıllar bir köşede kalmış ve neredeyse unutulmuştu. Şarkı sözlerinin yazılmasından uzun bir süre sonra Alman kompozitör Norbert Schultze, vals türünde bir beste yapmıştı. Nedense bu beste de başlangıçta tutulmamıştı. Bunun üzerine besteci daha hızlı bir tempo ile şarkı sözlerini marş türüne yakın olarak yeniden bestelemişti. Sonra da onu söyleyecek, üne kavuşturacak şarkıcıyı aramaya başlamıştı. Şarkıyı sonraki yıllarda büyük üne kavuşturacak olan Lala Andersen bulunmuştur. Lala Andersen hem şarkıya, hem de kendine büyük ün kazandırmıştı. Ne var ki, kendisine her zaman Lili Marleen diye hitap edilmiş, o da bundan pek hoşlanmamıştı.
Lala Andersen Alman asıllı Danimarkalı bir denizcinin kızıydı. Gerçek ismi Liselotte Helene idi. Bremerhaven’de 1908 yılında dünyaya gelmiş, uzun boylu iri kemikli bir kadın olup sözcüğün tam anlamıyla Kuzey ırkını yansıtıyordu. Berlin’deki bir gece kulübünde kabare şarkıcılığı yapıyordu. Müzik kabiliyetinden ötürü yazdığı şarkı sözlerini kendisi besteliyordu. Lili Marleen şarkısıyla üne kavuştuktan sonra “Da war ein Schiff” ve “On the Quayside” şarkıları tamamen kendi eseriydi. Geniş repertuarına Lili Marleen’i de eklemişti.
Nazan Rad Hayat tarih ve Edebiyat Mecmuasında onun için şunları yazmıştır:
“Alman dinleyiciler her zaman derin, yarı boğuk sesli, biraz seksi, kadınsı görünüşlü sanatçıları beğenmişlerdir. Lala Andersen’de bu meziyetler fazlasıyla vardı. Üstelik onun değişik bir şarkı söyleme tarzı vardı. Sadece size söylüyormuş, dinleyen bir tek sizmişsiniz gibi, dünyada başka kimse yokmuş hissini verirdi. 1938 yılında ise Almanya’da o kadar çok derin, yarı boğuk sesli sanatçı vardı ki, Lala’nın pek büyük şansı yoktu. Tanınmış bir sanatçı olmak için genç kadın düşlerinde bile bir daha dönmemek üzere vatanı terk eden Mariene Dietrich gibi biri olmayı tahayyül etmiyordu. Mavi Melek adlı filmin ünlü yıldızı Almanya’dan ayrıldıktan sonra Goebbels onun yerini alması için İsveç’ten Zarah Leander’i getirmişti. O bile Lale’ye ulaşılmaz geliyordu.
1939 yılı başlarında Andersen firmasını değiştirerek Electrola iule çalışmaya başladı. Şarkılarının çoğu insanda hem acı, hem tatlı hisler uyandıran türde yapıtlardı. Sadakatsiz bir İngiliz sevgili için söylenen “Love Song in Harbour” veya eski bir İsveç denizci şarkısı olan “Black Haired rudolf” gibi… Bu arada kendi tarzına çok uyduğu için Ralph Maria Siegel’in büyük ün kazanan şarkısı “Under the Red Lamp of St. Pauli” yi de söylemişti. Bütün eserlerinde son derecede kuvvetli bir duygusallık kulağa gelmektedir. Bu devirde doldurduğu plaklar arasında Heinemann ve Steinbrecher’in “Under on Umbrella at Evening” adlı eserleri en beğenilenleri arasında sayılabilir.”
II. Dünya Savaşının acımasız ve zorlu günlerinde askerleri Lili Marleen etkilemişti. Yugoslavya hazırlıksız olduğundan 1941 yılında Almanların işgaline uğramıştı. Belgrat 13 Nisan’da düşmüştü. Bundan sonra Belgrat radyosu Nazi propagandasının odak noktası olmuştu. Propaganda konuşmaları arasında Lala Anderson’un Lili Marleen’i sık sık çalınıyordu. Milliyet gözetmeden çarpışan askerlerin tümü bu şarkıyı benimsemişlerdi.
Lili Marleen o günlerde savaşanların şarkısı olmuştu. Belgrat radyosu istek üzerine her yirmi dakikada bir bu şarkıyı çalmaya başlamıştı. Ardından Belgrat radyosunu dinleyen İngiliz askerleri de Lili Marleen’i benimsemişti. Kısa sürede şarkı Kuzey Afrika’daki Alman ve İngiliz askerlerini dilinden düşmemeye başlamıştı. Berlin radyosu Lala Andersen ile özel programlar yapıyordu. Bundan sonra Rus ve İtalyan askerleri içinde şarkının değişik versiyonları yapılmaya başlanmıştı. O günlerin tanınmış sanatçılarından Marlene Dietrich, Vera Lynn, Anne Shelton gibi bu şarkıyı söylemek istiyorlardı. Şarkı kırk iki yabancı dil çevrilmişti. İngiltere Savunma Bakanlığı 1944 yılında “The Story of Lili Marleen” (Lili Marleen’in hikâyesi) filmini çevirmişti.
Lala Anderson bu şarkıyla dünyanın tanıdığı bir şarkıcı olmasına rağmen çok mutlu olduğu da söylenemezdi. Çok sık konserler vermişti. Nazi Almanya’sının yöneticileri ve askerlerinin karşısında söylemiş, bazı filmlerde oynamıştı. Ancak Lala Andersen Nazi Rejiminde hoşlanmıyordu ve onları tenkit etmeye başlamıştı. Bu sırada İsviçre’de yaşayan Paris Operasının müdürü, Yahudi Liebermann’a âşık olmuştu. Nazi Almanya’sının Propaganda Bakanı Joseph Goebbels için bu durum affı olmayan bir suçtu! İsviçre’ye kaçan Yahudi sanatçıların gözünü korkutmak için Liebermann ile turneye çıkmak isteyen Lala Andersen Gestapo tarafından tutuklanmıştı. Toplama kampına gönderileceği korkusuyla intihar etmek istemiş, ancak toplum üzerindeki etkisinden ötürü Goebbels kendisini tedavi ettirerek serbest kalmasını sağlamıştı.
II. Dünya Savaşı sonrasında Amerika, İngiltere ve Kanada başta olmak üzere birçok memlekette konserler vermiş, sık sık Alman televizyonunun hazırladığı programlara katılmıştı. Plaklarının sayıları daha da artmıştı. Münich’e konser vermek üzere gittiği Viyana’da 64 yaşında yaşama veda etmiştir. Son arzusuna uyularak yakılarak, külleri doğum yerine çok yakın olan Langeoog yakınlarında Kuzey Denizine serpilmiştir.
erdemyucel2002@hotmail.com
Edebî bir şölen... Çocukluk anılarımı tazeledin. Teşekkürler...
Sayın Erdem Yücel; Muhteşem sunumunuz karşısında başımı önüme eğiyorum ve en içten saygılarımı sunuyorum. Lili Marleen, -aslına- ırkçı ve faşist yönetime karşı başgösteren bir semboldur. Günümüzde buna benzer siyaset uygulamaya çalışanlara belirtebileceğimiz - örnek olarak - birkaç isim belirteyim; Ayşe, Fatma, Emine, Hatice v.b ....