24
Mart
2026
Salı
ANASAYFA

Lübnan’da Ateş Kes!


Lübnan-İsrail savaşında BM Güvenlik Konseyi’nin ateşkes kararı geçtiğimiz günlerde yürürlüğe girdi. Lübnan’ın kaybı yaklaşık 1200 ölü ve 3500 yaralı. Diğer yandan 1.000.000’e yakın kişi evlerini terk etti. Maddi kayıp ise 6.000.000.000 $. Bu arada yıkılan tahrip edilen yapılar köprülerin tam bir envanterini çıkarabilmek şimdilik mümkün değil. Diğer taraftan İsrail’in 150 ölü ve 2000’ yakın yaralısı var. Maddi hasarı ise Lübnan’a oranla devede kulak kabilinden.

Bu bilânçolar gösteriyor ki, savaşın ağır faturası Lübnan’a çıkmış.

Bu savaş neden çıktı? Herhalde daha önce Gazze’de olduğu gibi kaçırılan iki İsrail askeri için çıkmadı.

Televizyon görüntülerine bakıyorum her iki tarafta savaşı kazanmışçasına, coşku içerisinde sevinç gösterileri yapıyorlar. Taraflar savaşı kazandıklarını iddia ediyorlar. İsrail, Hizbullah artık devlet içinde devlet olma özelliğini yitirdi diyor. Diğer taraftan Hizbullah lideri Şeyh Hasan Ramallah Lübnan El Manar Televizyonunda “İlahı zafer” ilan ediyor. Ardından da “Mazide büyük Arap orduları, İsrail karşısında yenilmişlerse de biz aynı savaştan muzaffer çıkıyoruz” diye konuşmasını sürdürüyor. İsrail Başbakanı Ehud Olmert ise “Ateşkes İsrail’in diplomatik başarısıdır” diyor.

Acaba savaşı taraflardan hangisi kazandı? İsrail mi, Hizbullah mı?

İsrail hava üstünlüğü ile Lübnan topraklarına büyük zarar verdi. Kara harekâtına elverdiğince girmekten kaçındı. İsrail’in taktik ve strateji yönünden başarılı olup olmadığı tartışmalıdır. İsrail’in amacı Hizbullah’ı Lübnan’da güçsüz kılmaktı ama bunda tam başarı kazandığı da söylenemez. Hizbullah elindeki İran yapımı roketlerle İsrail’e zarar verdi. Buna karşılık İsrail roketlerin tamamını ve terör odaklarını ortadan kaldıramadı. Kısacası Hizbullah’ı bölgeden söküp atamadı.

Hizbullah’ın bir bakıma Lübnan’da saygınlık kazandığı bile söylenebilir. Lübnan da ağır bir yenilgiye uğrayacağı sanılan ve halkın tepkisi ile asimile olacağı sanılan terör odakları belki de bundan böyle halk tarafından daha güçlü görülecektir.

Bununla beraber İsrail’in en büyük başarısı da Hizbullah’ı her şeye rağmen, askeri yönden zayıflatmış, kolunu kanadını bir bakıma kırmıştır. Belki de Hizbullah Lübnan’ın kendi iç sorunu olarak daha uzun yıllar gündemde kalacaktır.

İsrail’i açıkça olmasa bile perde arkasında ABD. Lübnan’da Hizbullah gibi güçlü örgütlerin bulunmasından her zaman rahatsızlık duyacak ve ne şekilde olursa olsun bunu önlemeye kalkışacaktır. Bugün olmasa bile yarın ateş kese rağmen bu sorunu çözecektir. Böyle bir güç Ortadoğu politikasında ABD için daima tehdit unsurudur. Aynı sorun terörden rahatsız olan Türkiye içinde geçerlidir.

BM Güvenlik Konseyi’nin Hizbullah’ın silahsızlandırılmasını ve Lübnan hükümetinin güçlendirilmesini öngören 1559 sayılı kararının tam anlamıyla uygulanıp uygulanamayacağı da belirsizdir. Oysa ateş kes de bu kararın büyük rol oynadığını sanılmaktadır.
Bugün İsrail ve ona destek verenler yapılan başta Kana olmak üzere hava saldırılarının katliama dönüşmesi karşısında geri adım atmak zorunda kaldı. Dünyadan tepki aldı. İsrail karşıtı olanların ekmeğine yağ sürdü. Nereye kadar geri adım atılacağı da henüz kesin değildir.

BM’lerin ateş kes kararından sonra tüm yolları evlerine dönmeye çalışan Lübnanlılar doldurmuş. Sokaklarda kutlamalar yapılıyor, halka teşekkür beyannameleri dağıtılıyor. Bu arada ölen, yaralananlar ve onların yakınları ile kim ilgileniyor? O da belirsiz!..

Türkiye’nin arabuluculuk çağrısı taraflarca önemsenmedi. Savaş dışı devletler de önemsemedi. Bu da Türkiye’nin bölgede bazılarının söylediği gibi ağırlığı olmadığını gösterdi. Buna rağmen Türkiye’nin bölgeye jandarma görevi yapacak asker göndermesi isteniyor. Bölgede insanların acil isteklerini sağlayacak çalışmalar yapmasının üzerinde duruluyor. Oysa Güneydoğu’da sınırlarımız içerisinde aynı yardımı bekleyen insanlarımızın olduğu da unutulmamalıdır.

Dış politikada duygusallığa, inançlara yer yoktur. Böyle davranıldığında da büyük yanlışlara düşüleceği açıktır. Dış politika akıl, siyaset bilim ve mantık işidir. Neyin neyi götüreceği veya kazandıracağı inceden inceye hesaplanmalıdır.

Askerimizin İsrail-Lübnan sınırında görev alıp almamasının tartışması yapılıyor. Bu arada hükümet biraz dikkatli davranarak, bekleme kararı üzerinde duruyor. Muhalefet ile aydın geçinen gruplar ise asker gönderilmemesini içeren bir tavır ortaya koyuyor.

Kısacası Lübnan’da durum kesinlik kazanamamıştır, buna karşılık Türkiye’nin tutumu da belirsizliğini koruyor.

Bütün bunlara karşılık yeni bir Ortadoğu’nun şekilleneceği de açıkça görülüyor.

Mehmet Akif Ersoy’un sözlerini yazdığı İstiklal Marşı'nın dizelerinde olduğu gibi: “Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın” ...



erdem@kenthaber.com
Yayın Tarihi : 18 Ağustos 2006 Cuma 12:06:37


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?