Türkiye’nin gündemine oturan, yaklaşık üç hafta boyunca tartışılan, Suriye sınırındaki mayınların temizlenmesini içeren yasa tasarısı, muhalefetin karşı koymasıyla bazı maddelerinde değişiklikler yapıldıktan sonra TBMM’den çıktı. Yasa’nın çıkmasının yanı sıra benzeri mahalle kahvehanelerinde görülen kavgaları da beraberinde getirdi. İleriki kuşaklar meclis zabıtlarını ve günümüz basınını arşivlerden inceleyecek olurlarsa bizler için ne düşünürler bilemeyiz?
Mayın tartışmaları AKP’nin oylarıyla meclisten geçmesine geçti; ancak bu yasanın altında, toplumdan gizlenen bir şeyler var mı? İşte o daha açıklık kazanmadı!..
Başbakan’ı böylesine öfkelendiren, hakarete kadar varan sözler söylemesinin nedenleri neydi? Daha önceden birilerine gizli sözler mi verilmişti?
O da şimdilik meçhul...
Başbakanın öfkesinden herkes payına düşeni aldı. Başta Deniz Baykal olmak üzere muhalefet, yandaş medya da dahil basın, emekli bürokratlar... Mehmet Tezkan, köşesinde AKP’li basın sinmiş vaziyette diyor. Ardından da ekliyor; Yeni Şafak’tan Hakan Albayrak’ın aksi görüşünü içeren yazısı sansürlenmiş!.. Anadolu baskılarında yazı varmış, büyük şehir baskılarında, internette yokmuş!..
Deniz Baykal, “Yağma yok, işin esası mayınlı arazilerin mayından temizlenmesi değildir. Asıl olay 510 kilometrelik araziyi yabancılara peşkeş çekmektir. Mayın temizleme derdinde misiniz, yoksa araziyi kiralama peşinde mi?” derken Diyarbakır’daki 7. Kolordu İstihkâm Tabur komutanlığı yapmış olan ve mayınları 1956’da oraya yerleştiren Em. Albayın “Bana beş altı tabur verseler mayınları temizler, teslim ederim” sözleri Başbakanı daha da öfkelendirdi.
“ Bakıyorsunuz bir emekli yarbay çıkıyor (Yarbay değil albay) bana iki tabur asker versinler çözerim diyor. Sen bir defa haddini bil, artık emekli oldun git kenarda otur. Bunlar da emekli olduktan sonra konuşmaya başlıyorlar”.
Ardından hedefteki CHP ve MHP’nin emekli diplomatları da paylarını aldılar:
“ CHP’nin ve MHP’nin monşer (!) eskilerinin, İsrail karşısındaki haklı ve onurlu duruşumuzdan nasıl rahatsız olduğunu bu millet açık açık gördü... AKP iktidarı olarak bir şey yapmaya çalışıyoruz ama kafasında mayın olanlar engelliyor.”
Ne yazık ki, bürokrasi çarkından yoğrulmadan yönetime gelenler her zaman en büyük benim kompleksine kapılırlar. Bugün hakaret edilen emekli de olsa bir albayın ne kadar güçlü ve bilgili olduğunu askerlik yapanlar bilirler. Kaldı ki, monşer eskileri (!) diye küçümsenen büyükelçilerimizin ne denli bilgili ve geniş siyasi görüşleri olduğunu da o camiada çalışmış olanların yanı sıra aydınlar kabul ederler...
Başka ülkelerde yıllarını kendi devletinin çıkarlarına vermiş, emekli diplomatlarına, emekli askerilerine bu tür hakaret edildiği görülmüş müdür?
Peki, bu öfkenin nedeni nedir?
Başbakan böylesine öfkeleneceğine, herkesi suçlayacağına bu arazilerin 44 yıl devredilmesinde böylesine ısrarlı olmasının nedenini, Türkiye’nin çıkarları açısından doğru olacağını mantıklı olarak açıklamış olsa, böyle tartışmalarda çıkmazdı. Kimse kırılmaz, kimse de öküzün altında buzağı aramazdı...
Sınırdaki mayınların temizlenmesine kimsenin itirazı yoktu. O halde muhalefetin top yekûn karşı çıkması nereden kaynaklanıyor?
Bütün sorun mayınları temizleyecek olanın, bu alanı 44 yıl boyunca kullanma hakkını elde etmesinden kaynaklanıyor. Temizleme işlemi 5 yıl sürecek, toplam olarak 49 yıl Türkiye bu topraklarında hak sahibi olamayacak...
Yasanın bu noktasının muallâkta kalması muhalefeti, tasarının çıkmasını engellemeye yöneltmiştir.
Toplumda olayları yakından izleyenler varsa acaba onlar ne düşünüyorlar? Türkiye padişahlıkla yöneltilmiyor, eğer lafta değil gerçekte demokrasi varsa, böylesine ciddi bir konu enine boyuna tartışılmalıydı. Başbakan, adeta ben karar verdim sizlere ne oluyor, havasına girmemeliydi. AKP milletvekilleri acaba ne düşünüyorlardı. Belki düşündükleri başka, mecburiyetten verdikleri oyları başka yönde olmuştur. Ancak vicdanları ne diyordu? Onu biz değil, kendileri bilir...
Başbakan’ın basına kapalı grup toplantısında neler söylediği de bilinmiyor...AKP meclis grubu dikensiz gül bahçesi mi? Fısıltı gazetesine göre bu karara karşı olan veya oylamaya katılmayanlar azarlanmış, oylamaya katılmaları emredilmiş!... Buna rağmen AKP milletvekillerinden şu veya bu sebeple 62 fire verilmesi de dikkat çekicidir. Büyük olasılıkla bu milletvekilleri pasif bir direniş sergilemişlerdir.
Türkiye’de demokrasinin olduğunu söylüyorsak, bunun göstermelik değil gerçek olduğunu söylemeliyiz. Emekli olan bürokrat kahvehane köşelerinde veya evinde oturup pineklemeyecek, gündemi takip edecek ve konuşacak... Onlar yılların birikimini, deneyimini, bilgilerini bilmeyenlere aktarmak zorundadır. O birikimler, deneyimler öyle kolay kazanılmıyor, bir parti listesine girip seçilmekle de bu işler olmuyor... Onlardan oy isterken canım cicim, fikrini söyleyince tu kaka...
Demokraside olmaz böyle şey!..
Bu memlekette önemli görevlerde bulunmuş, deneyimli, bilgili, aydın binlerce emekli var, onları aşağılamaya da kimsenin hakkı yoktur.
Yakın tarihimizi kulaktan dolma değil, gerçekten okuyarak düşünmüş olabilsek, Abdülhamit diktasına karşı nasıl karşı konulduğunu, İttihat ve Terakki ile Jön Türklerin nasıl ortaya çıktığını anlardık...
Demokrasilerde sivri dilin yeri olmamalıdır. Onun yerine halkın tümünü kucaklayan sevgi ve hoşgörü hâkim olmalıdır. Jane Austen’in “İnsanlar, genellikle kendi hatalarını örtbas etmek için öfkelenirler” sözü üzerinde düşünülmelidir...
erdemyucel2002@hotmail.com
Sayın yazar, içerik olarak konuya çok güzel değinmişsiniz, teşekkür ediyorum öncelikle. Kim olursa olsun, hangi nedenle olursa olsun ve hangi makamda olursa olsun, kişiler dili saygılı ve ölçülü kullanmak zorundadırlar. Büyük düşünür Yunus Emre'nin şu sözü kulaklarına küpe olsun: "ÖZ OLA KESE SAVAŞI, SÖZ OLA KESTİRE BAŞI, SÖZ OLA AĞULU AŞI, YAĞ İLE BAL EDE BİR SÖZ!"