2
Şubat
2026
Pazertesi
ANASAYFA

Nazım Hikmet’e İade-i İtibar!..


Evrensel boyutlara ulaşmış Nazım Hikmet, ölümünden elli sekiz yıl sonra Bakanlar Kurulu kararıyla yeniden Türk vatandaşlığına kabul edildi!.. Eskilerin deyişiyle iade-i itibar edilmiş!..

Ölümünden 59 yıl sonra iade-i itibar’a büyük Türk şairinin gereksinimi var mı?

İade-i itibarı eden kim, edilen kim? Önce bunu bir düşünelim... Sonra oturup çala kalem yazalım...

Bu konuyu bir cümle ile en güzel biçimde Zülfü Livaneli açıklamıştı; “Kaybedilen bir şey geri verilebilir. Nazım bir şey kaybetmemişti ki geri alsın

Nazım Hikmet’e ölmeden önce böyle bir davranışta bulunulsaydı; belki bir şey ifade ederdi. Bugün için hiçbir anlamı yok... Türkiye’de her taşın altında komünist arandığı günlerde, vatandaşlıktan çıkarıldığında da dünyanın ve Türkiye’nin aydın çevrelerinde zaten Türk vatandaşı olara kabul ediliyordu. Bugün Onunla ilgili bir spekülasyon yapmanın da anlamı yok...

Ecevit hükümeti, iade-i itibar konusunda bir girişimde bulunmuş ve yanılmıyorsam bir bakan imza atmadı diye de gerçekleşememişti.

Nazım Hikmet, Eski Türk Ceza Kanunun 141 ve 142. maddelerine göre 25 Temmuz 1951’de Demokrat Parti hükümetince Türk vatandaşlığından çıkarılmıştı. Tüm dünya ülkeleri edebiyat çevrelerinde saygı duyulan ünlü şairin değerini ne yazık ki, bizden çok batılılar takdir etmiştir. Nitekim 2002 yılını UNESCO Nazım Hikmet Yılı olarak ilan etmişti. Onun kadar takdir edilen, ne yazık ki, bazı çevrelerin değerini bilemediği Nazım Hikmet’in edebi kişiliği hakkında yazı yazmak beni çok aşar... Onunla ilgili pek çok yayın yapılmış, öz geçmişi, çileli yaşamı bir yana edebiyatçılar da edebi yönü üzerinde düşüncelerini sergilemiştir. 

Bununla beraber aklıma takılan bazı soruları sıralamak isterim.

Nazım Hikmeti Türk toplumu yeterince tanıyabildi mi? Yoksa bu konuda batı toplumu bizden daha mı öndeydi?

Sırası gelmişken Zeynep Oral’ın bu konuda ilginç bir anısına değinmek isterim; 

Gorno Altaysk özerk bölgesinde, Moğolistan, Sibirya ve Çin’in birbirine iyice yaklaştığı sınır bölgesinde 1968 yılında köylülerle konuşurken kendisinin Türk olduğunu söylemiş... Köylüler buna inanmayarak, “Madem Türksün, hele bir Türkçe konuş demişler. Birkaç kelime söylemiş, yine inanmamışlar beklemediği bir soru ile karşılaşmış;

-Nazım Hikmet’i bilir misin? Gerçekten Türk isen bize Nazım’dan bir şiir oku...

Nazım’dan dizeleri okuyunca da tamam Türksün demişler...

Bir örnek de bizden verelim: 

Nazım Hikmet’in en ünlü şiirlerinden biriside “Kuvayı Milliye Destanı”dır. Yanılmıyorsam 1960’lı yıllarda basılan bu kitabı, bir kitapçı vitrine koymuş. Yoldan geçen bir kişi de kitapçı vitrinine tükürmüş!..

Dünyanın öbür ucunda Altay Dağları eteklerinde ve İstanbul’da yaşanan iki ayrı olay...

Bir zamanlar TİP Milletvekili olan Çetin Altan, TBMM’de “Nazım bir vatan şairidir” dediği için Adalet partili milletvekillerinin saldırısına uğrayarak dövülmemiş miydi? Bugün Çetin Altan ilerlemiş yaşına rağmen dipdiri ayakta ve yazılarını sürdürüyor. Ya O’na saldıran Adalet Partili milletvekilleri? İsimlerini hatırlayan var mı?

Onu sevenler kadar sevmeyenler bu kanılara nasıl ve hangi etkilerle vardılar?

Tüm dünya edebiyatçıları Nazım Hikmet’e saygı gösterir ve dizelerini ezberlerken bazılarımızın ne gibi kültür, edebiyat eksikliği vardı da; O’nu anlayamadık?

Yıllarca hapislerde yatırdığımız Nazım Hikmet, acaba neden canım azat diye Rusya’ya kaçtı?

Nazım Hikmet sosyalist veya komünist diye suçlandı? Oysa Türkiye’de Cumhuriyetin ilk yıllarında, sonradan üyeleri İstiklal Mahkemesinde yargılan Türkiye Komünist Fırkası var mıydı? Bugün seçimlere Türkiye Komünist Partisi oy alamasa bile girmiyor mu?

Bugün dünyanın pek çok ülkesinde sosyalist ve komünist partileri yok mu? Bunlar zaman zaman iktidarlara gelmiyorlar mı?

O zaman Nazım Hikmet, edebiyat yönünden değil de düşüncesinden ötürü neden çileli bir yaşama mahkûm edildi?

On iki yıl Sultanahmet, Bursa ve Çankırı cezaevlerinde yattı... Hapisten çıktığında, daha önce çürüğe ayrıldığı halde 48 yaşında askere çağırıldı. Bazılarına göre öldürüleceği konusunda duyumlar aldı ve fırsatını bulup Boğazdan geçen bir yabancı gemisine binerek yurtdışına kaçmak zorunda kaldı... Ardından vatan haini ilan edildi!..

Gidiş o gidiş...

Aslında bu soruları ve yanıtlarını çok daha uzatmak da mümkün...

Nazım Hikmet’i tüm dünya tanıyor da, onu vatandaşlıktan çıkaran Demokrat Parti Başbakanı Adnan Menderes dışındaki bakanlardan kaçının ismini, kaç aydınımız sayabilir?

Nazım Hikmet’i vatandaşlıktan çıkaran Bakanlar Kurulu kararı içerik ve usul olarak hukuka ne kadar uygun? Başka bir deyişle yoksa hukuka aykırı mı?

O dönemin hükümeti ne karar verirse versin Nazım Hikmet’i tüm dünya bir Türk vatandaşı olarak tanıyor. Siz ne karar verirseniz verin O’nun Türk vatandaşlığı hiçbir zaman kesintiye uğramadı. 

Ne var ki, çok sevdiğini dizelerinde her zaman belirttiği Türkiye yerine 3 Haziran 1963’de Moskova’da öldü? İçerisinde Çaykowski, Kruşçev gibi ünlülerin bulunduğu bir mezarlığa gömüldü. Sağlığında dile getirdiği gibi başında da Anadolu’dan getirilmiş, üzerine siluetinin çizildiği bir çınar ağacı var...

Ölmeden önce bir dizesinde vasiyetini dile getirmişti;

Anadolu’da bir köy mezarlığına gömün beni
Tepemde bir çınar ağacı olursa
Taş maş da istemez hani


Son olarak derim ki, Nazım’ı rahat bırakalım...

Onun için vatansız şair (!) sözcüğünü hangi aklı evvel söyledi?

Tarihi edebiyatı bilmeyen zavallıların söylediklerini dikkate bile almayalım...

Nazım’ın şiirlerini okuyup göstermelik timsah gözyaşları dökmek başka, O’nu anlayabilmek ise bambaşka bir duygudur...

 

erdemyucel2002@hotmail.com

Yayın Tarihi : 14 Ocak 2009 Çarşamba 12:09:22
Güncelleme :14 Ocak 2009 Çarşamba 12:18:24


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?
Yorumlarınız
erdal geyikçi(köçek)...! IP: 78.186.12.xxx Tarih : 16.01.2009 11:57:06

merhaba erdem abi.köşenizi okuyunca aklıma"YA SEV YA TERK ET"SÖZÜ GELDİ.açıkcası insanlar artık kimin memleketini sevdiğini ögrenmeye başladı.gerçekten memleketini sevenler terk ediyorlar.bende neler yaptığımı anlatmayacağım,bilenler biliyor.memleketimi ne kadar sevdiğimide anlatmayacağım.alan varsa kendimi satıyorum. en yakın memleketede sesleniyorum ve vatandaşlığına geçiyorum.alan varmı beni ben kendimi satıyorum .benim ne dinimi nede dilimi satın alacaklar .beni ben olduğum için alan varsa her yere gitmeye razıyım.köle gibi yaşamaktansa,özgürce çalışa bilecegim yer varsa hemen yarın gitmeye razıyım .öldüğümdede memleketime getirselerde olur,getirmeselerde olur .çünkü ölüm heryerde yatacak bir yer verir,ha kara toprak hada kırmızı toprak hiç fark etmez,herkesin gidecegi yer aynı erdem abi.ben öldükten sonra heykelimi dikseler ne olurki,taştan medetmi umacaklar.memleketini istemeden terk edenlerin heykelini dikseler ne olacakki .yaşarken kıymetini bilmediğimiz insanın taştan heykelininmi degerini bilecegiz .yaşarken degerini bilinmeyen IRAK devlet başkanı saddam gibi.yaşarken heykelini yıktılar.Liderine sahip çıkmayan bir millettende hayır gelmez .daha yazacak çok şeyler varda sizler yazıyorsunuz erdem abi:))))saygılarımla.erdal geyiçi(köçek)...!


süreyya IP: 195.87.18.xxx Tarih : 14.01.2009 12:42:26

Yazınız için teşekkürler Erdem Bey, Nazım Hikmet'in vatanı için yanışıyla ilgili bir şiirini göndermek istedim; Memleketim, memleketim, memleketim, ne kasketim kaldı senin ora işi ne yollarını taşımış ayakkabım, son mintanım da sırtımda paralandı çoktan, şile bezindendi. Sen şimdi yalnız saçımın akında, enfarktinda yüreğimin, alnımın çizgilerindesin memleketim, memleketim, memleketim... NAZIM HİKMET.


mehmet ersindigil IP: 88.76.91.xxx Tarih : 14.01.2009 17:34:18

Sagol deyerli Hocam?Nazim Hikmet Hakkindaki yaziyi okudum ve cok cok beyendim.Asil deginmek istedigim konu ise biz Türkler Nazim Hikmeti yüzde doksanimiz tanimamaktayiz.Taniyanlarda ya sair yada Edebiyatci olarak tanimaktadir.Oysa Hapishanelerde yatisini ordan ciktiktan sonra Soyyetler birligine kacisini dogru dürüst veya cok az insan bilmektedir.Mustafa Kemal Atatürk Kominist Partisini kurdurdugu gibi neden kapattirdigini tam anlami ile aydinlanmis degildir.Böyle Nazim Hikmet gibi degerli bir insani ancak öldükten sonra sahiplenmek cok üzücü bir vakadir.Biz Türkler ancak bir insan öldükten sonra kiymetini bilmekteyiz.Sagliginda Fikirlerinden düsüncelerinden yararlanmamak ölümünden 48 yil sonra sahiplenmek gercekten üzücü ve aci bir olaydir.Sagligindan yararlanmayip ölümününden,mi yararlanmak isteniliyor yoksa onuda bilmemekteyim.Nazim Hikmetin Bes Satir,la bir siirini okuyarak hosca kal diyacegim.Annelerin ninnilerinden,Spikerin okudugu habere kadar.Yürekte,Kitapta ve sokakta yene bilmek yalani.Anlamak,Sevgilim,O,Bir müthis bahtiyarlik.Anlamak gideni ve gelmekte olani,Saygilarimla?


Teoman Törün IP: 85.103.124.xxx Tarih : 17.01.2009 21:39:14

Çetin Altan'a Meclisde saldıran (sözde) milletvekillerinden birini ben o tarihlerde uzun süre İzmirde hizmet yaptığım ve o adam da İzmirde bir varakpare çıkardığı için hatırlar gibiyim "Ayıp ettin beni!" gibi acayip bir Türkçe ile yazılar yazar, gazeteci geçinirdi. Gazetesinin adını unuttum. Kendi adını şu anda bu yorumu yazmakda iken zorlukla çıkardım zannediyorum. Emin değilim ama galiba "Osman Zeki Efeoğlu" idi. O zaman dediklerine göre Denizlili imiş. Denizliden milletvekilliğine heves etmiş. Denizliler "Aman ahbap, sen bizi Meclisde rezil edersin!" demişler. Ne var ki; o zamanki Adalet Partisi lideri Süleyman Bey, onu İzmirden 5. sıra aday yapmıştı. Ve hazret de öylece Parlamento'ya girdi. Ve tek çarpıcı icraatı Çetin Altan'a yumruk atmak mı, yoksa daha eksantrik bir biçimde kulağını ısırmak mı oldu. Öyle bir tecavüzle vatanperverlik ünü kazandı. Denizlileri değil ama İzmirlileri şereflendirmişti(!). Gene de saf bir ademmiş; hiç olmazsa ben hatırladım. İcraatı ile gurur duyabilir.