Seçime birkaç gün kala sabah kahvaltısının hemen ardından çalışmak üzere odama çekilip, bilgisayarın başına geçtim. Eşim söylenmeye başladı; evde yiyecek kalmadı, markete gidip bir şeyler alsan diye...
-Dur hanım bekle biraz daha. Mutlaka bize de gelecektir, boşuna para vermeyelim.
Her vatandaş gibi beklemeye başladım. Ne gelen var ne giden... Bu arada nispet verir gibi evin telefonları çalmaya başladı. Bize erzak paketleri, çeyrek altın ve kömür geldi. Size de verdiler mi? Diye. Yok, gelmedi ama daha vakit var. Belki gelir!
Bekliyorum. Ne gelen var ne de giden.
Yeni bir telefon da İstanbul’un kenar semtlerindeki bir yakınımdan geldi.
-Tuh!. Biliyor musun, birkaç saatliğine dışarı çıktım. Bizim sokakta çeyrek altın dağıtmışlar. Yan blokta oturan kardeşim aldı da ben alamadım. Gördün mü başıma gelenleri...
Derken eşim yine seslendi.
-Yazıyı bırak da markete git, yemek yapacak hiçbir şey yok evde… Bende yanıt yine aynı. Bekle birazdan erzak paketimiz gelir.
Bu kez merak etme sırası bana geldi, Cihangir’de oturan bir yakınımı aradım.
-Size gelen var mı?
-Ay! Sende mi, sadaka paketi, pardon erzak paketi bekliyorsun. Onlar bizim semtlerde dağıtılmıyor. Bak sana bir akıl vereyim; bir dahaki seçimden önce varoş denilen semtlere taşınalım o zaman nevaleyi alır, yolumuzu buluruz.
Eşim yine söylenmeye başladı;
-Ben sana Zeytinburnu’ndaki mitinge git dedim gitmedin. Bak orada alışveriş kuponları dağıtılmış...Ondan da oldun!..
Doğru söze ne denir. Yine de umudumu yitirmedim, 21 Temmuz akşamına kadar bekledim. Gelen giden olmayınca ben de oyumu ona göre kullandım.
Şaka bir yana, seçim öncesi birçok yerde halka nohut, fasulye gibi bakliyat, pirinç, yağ paketlerinin dağıtıldığı, çeyrek altın ve kömür verildiği biliniyor. Bu arada 1.200 milyon aileye ücretsiz kömür dağıtıldığı, fakir ailelere on binlerce yiyecek paketi gönderildiği de resmi ağızlardan teyit edilmişti. Ayrı görüntüler Ramazan aylarında ve Ramazan çadırlarında da yaşanmıştı. Kuşkusuz, bir devletin ekonomik yönden güçsüz, fakir vatandaşlarına yardım etmesi kadar güzel bir davranış olamazdı. Ne var ki, seçime birkaç gün kala yapılan bu yardımlar birçok kişinin aklına takılıp kalmıştır.
Bu yardımlar ne amaçla yapılıyordu?
Oy kullanan vatandaşlar acaba oylarını kendilerine yapılan yiyecek yardımlarına, kişi başına verilen 25.000 TL’lik hediye çeki ve dağıtılan çeyrek altınlara göre mi verecekti?
Vatandaşlara karşı küçük, basit ve çıkarcı oyunlar mı sergilenmişti?
Başbakan Tayyip Erdoğan seçim öncesinde altın dağıtıldığını söyleyen Deniz Baykal’a “İspat edemezsen namertsin, müfterisin” diye tepkisini ortaya koymuştu. Ardından da Ankara’daki mitingde halka seslenmişti “İçinizde altın alanlar var mı?”
Koskoca Başbakan yalan söyleyecek değil ya... Seçim öncesi AKP vatandaşa oy karşılığı altın dağıtmamış... Öte yandan İstanbul’un bazı semtlerinde vatandaşlara çeyrek altın dağıtıldığı söylenmişti. O halde bu vatandaşlar yardımlar konusunda yalan söylemiş oluyor ki, neden yalan söyledikleri de anlaşılamıyor. Herhalde kendilerine paye vermek için böyle bir yalan söylemişlerdir...
İstanbul’un bazı semtlerinde vatandaşlara hediye paketlerinin dağıtılmasında bir çelişki ortaya çıkıyor. Bu yardımlar fakir halka hükümetin veya yerel belediyelerin yardımı olarak yapılmışsa söylenecek söz yok. Devlet devletliğini, yerel yönetimler de yerel yönetimliğini yapmışlardı. O halde bu tür olaylar alkışlanmalıdır. Yok bu tür yardımlar oy uğruna yapılmışsa o zaman işin rengi değişiyor. Bu tür davranış rüşvete girer ve yasalarımıza göre rüşveti alan da veren de suçludur.
Yıllar öncesi bir bankayı hortumlama davasında rüşveti verenin kafasının tası atmış, “Ulan .... rüşvetin belgesi olur mu?” demişti.
erdem@kenthaber.com