2
Şubat
2026
Pazertesi
ANASAYFA

O Fotoğraf!..

Aşağıdaki fotoğraf, tüm Türkiye’nin gördüğü fotoğraf!..

 

Bir yanda hemen her gün televizyonlarda gördüğümüz, neredeyse kanıksadığımız şehitlerimizin katilleri, diğer yanda da Türkiye’nin bölünmez bütünlüğüne yemin etmiş bir takım milletvekilleri! Bir yanda Türkiye’yi bölmeye çalışanların uzantıları, diğer yanda da bölünmezlik konusunda yemin etmiş olanlar… Her iki gurup sarmaş dolaş öpüşüyorlar… Kameralar bu olayı çekerken, gazeteciler deklanşörlerine basıyor bu mutlu anı (!) kaydediyor.

Türkiye’de bölücüler dışında hemen herkes ayağa kalktı, bu iğrenç görüntüyü izledi. Sonra da herkes birbirlerine sordu; şimdi ne olacak!?

Onlar ve o karede olmayan bazı milletvekillerinin ne olduklarını, PKK’nın meclisteki piyonları olduklarını bilmeyen yok... Bölücülüğü ortaya koyan her miting alanında, öldürülen asilerin cenazelerinde hep ön saftaydılar. Taşkınlığı önlemeye çalışan güvenlik güçlerine saldıranlar yine onlardı. Kendilerine bir şey yapılamayacağından öylesine emindiler ki, devleti yönetenlere hakaret, güvenlikçilere tokat atmak da onların işiydi. Adeta bölücülük, saldırganlık bizim işimiz diyorlardı.

Ne var ki, bu kez öyle olmadı. Cumhuriyeti korumakla yükümlü savcılar harekete geçtiler. Hazırlanan dosyalar dokunulmazlıkların kaldırılması için meclise gönderilecek.

Başbakan, o görüntülere çok sinirlenmiş olacak ki, toplumun duygularına tercüman oldu:

“Terör örgütünün uzantısının eş başkanının söylediğine bakmayın. Kendisinde yüz olsa Parlamento’ya değil, Kandil’e çıkması gerekiyor. Bu Parlamento’da mücadele edeceklerse Anayasa ve hukuk neyi emrediyorsa o çerçevede hareket etmeye mecburlar. Şemdinli’de milletin gözü önünde gittiler, efendilerine sırtlarını sıvazlattılar. İnanın kameralar olmasaydı bunlar o terörist efendilerinin ellerini öper, üç kuruş da harçlık alırlardı. Neyse efendileri acıdı da kameraların önünde bunları fazla rezil etmedi.”

Başbakan’ın tepkisine BDP eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’tan yanıt geldi.

“Utanç verici konuşma, insan olmaktan utandım. Seni Başbakan tanımıyorum. Bizden hesap soramazsın. Dokunulmazlığı kaldırmayan namerttir. Hepimizin dokunulmazlığı kalksın. Sabah öğle akşam dokunulmazlığı kaldırırız tehdidi ile karşımıza gelmeyin” gibisinden sözler!..

Başbakanın sözlerinden anlaşıldığına göre, PKK’lılar ile kucaklaşan, hasret gideren BDP’lilerin dokunulmazlıklarını içeren dosya meclise getirilecek… Başbakanın isteği doğrultusunda da kaldırılacak. Doğru olan budur ama biraz geç kalınmıştır. Onların bölücülük içeren davranış ve eylemlerinden ötürü çok daha önceden meclis gündemine alınmalıydı. Dokunulmazlık kaldırılırsa PKK birçok yerde eyleme girişecektir. Türkiye bunu önleyecek güçtedir. Kısacası ip inceldiği yerden kopmalıdır.

Açılım adıyla başlatılan, daha doğrusu ne olduğu anlaşılamayan, yanlış politikalardan ötürü Türkiye bu noktaya getirildi.

Başbakan’ın PKK’lılarla buluşan milletvekillerine tepkisi yerindeydi. Ancak duygularına kapıldığı da açıkça görülüyordu. Yargıya gerekeni söyledik dememeliydi. Başbakan duygularına kapılarak yargıya gönderme yaptı… Kimilerini acaba emir mi verdi diye düşündürdü…

Demokrasilerde yasama yürütme ve yürütme birbirlerinden bağımsız olmalıdırlar. Devlet yapısının ana ilkesi olup birbirlerinden ayrıdırlar. Kısacası erkler ayrılığı vardır. Hükümet ve yargı birbirinden bağımsız çalışır, hükümet yargıya talimat veremez... Hükümet yargıya suç duyurusunda bulunur veya dava açar gerisine karışamaz... Demokrasilerin gereği de bu olmalıdır. Yanlış buradaydı.

O fotoğraf çok şeyi ortaya koydu. Bazı milletvekillerinin PKK’nın uzantısı veya sözcüleri olduğunu kanıtladı.

BDP milletvekilleri bundan böyle seçildiklerinde ettikleri yemini, devletin her türlü imkânlarından yararlandıklarını hatırlarlar mı? Ayrıca bu milletvekilleri ne Kandil’e ne de kendilerine oy verenlere yaranamadıklarını hala anlayamadılar mı?

erdemyucel2002@hotmail.com
 

Yayın Tarihi : 10 Eylül 2012 Pazartesi 17:21:44
Güncelleme :10 Eylül 2012 Pazartesi 17:31:39


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?
Yorumlarınız
Erdel Geyikçi-Sanatcı.. IP: 88.224.211.xxx Tarih : 11.09.2012 10:43:38

Merhaba erdem abi köşenizi okuyunca internette SÖZ VERMEYİ ARAŞTIRDIM.

“Bir gün Peygamber (asm) evimizde oturuyorken annem beni çağırdı ve.
“Gel de sana bir şey vereceğim” dedi. Allah Resulü ona dedi ki:
“Ne vermek istedin?”
“Hurma.”
“Eğer ona bir şey vermezsen bu söz, aleyhinde yalan olarak kayda geçerdi.” (Ebû Davud)
“Sizden biriniz çocuğuna bir şey vaad edip de sonra onu yerine getirmemezlik etmesin.” (Buhari)
Vaad ettiği şeyi yerine getirmeyen yalancı sayılır

“Kim bir çocuğa, gel al, deyip de sonra al dediği şeyi vermezse, işte bu bir yalan olur." (Ahmed b. Hanbel)
Yapamayacağı şeyleri söylemek gazap sebebidir

“Ey iman edenler! Yapamayacağınız şeyleri ne için söylüyorsunuz? Yapamayacağınız şeyleri söylemeniz, Allah katında büyük bir gazap sebebi oldu.” (Saff, 2-3)
Verdikleri sözden dönenlerin kalplerinde nifak vardır

“İşte Allah'a verdikleri sözden dönmeleri ve yalan söyleye gelmeleri sebebiyle, (Allah da) akıbetlerini, kendisiyle karşılaşacakları güne kadar kalplerinde (devam edecek) bir nifak yaptı.” (Tevbe, 77)

Şimdi soruyorum erdem abi.?

Başımıza bu törörü kim çıkardı,Kimler kimlere vaadler verdi.

Verdikleri vaadleri tutamadıkları içinde yalancı durumunamı düştülerde,böyle resimler veriyorlar.?

Çıkar için verilmiş vaadler,allah katında yeri olmadıgını halen bilmeyenler var.

İnsanlık için birşeyler yapılmalı,Allahın verdigi CANLAR alınmamalı.!

UNUTMASINLARKİ:Allahın verdigi canı allah alır.!

Kimki allahın işine karışırsa,allahın gazabından kurtulamaz.!

Kimki insanların arasına nifak,fitne,fesat sokarsa,allahın  akibetlerinden ve gazabından kurtulamaz unutmasınlar.

Belki bu dünyada adalete hesap vermiyecekler,Yargılanamayacaklar.Ama unutmasınlarki öldüklerinde allaha nasıl hesap verecekler.

Saygılarımla.Erdal Geyikçi-Sanatcı.