Olimpiyat ile kınanın ne alakası var diyenler yerden göğe kadar haklıdır. Olimpiyat ile kınanın alakası olmadığını sanıyordum; meğer yanılmışım, varmış…
Kına ağacının kurutulmuş yapraklarının öğütülmesiyle elde edilen kına boya olarak saçta, sakalda, bazı inançlarda da ellerde kullanılır. Onunla ilgili birçok deyimlerimiz bile vardır; askere gidecek köy çocuklarını kınalı kuzu yapmak, kurbanlıklara kına sürmek, evlilik öncesi kına gecesi düzenlemek gibi… İçlerinden en çok kullanılanı ise zor duruma düşenlere veya felakete uğrayanlara sevinenler için kıçına kına yak derler.
Dört yılda bir, her seferinde ayrı bir ülkede yapılan uluslararası spor müsabakalarına da Olimpiyat ismi verilmiştir. Olimpiyat bir bakıma uluslararası spor şenliğidir, insanları birleştirir, kardeşlik duygularını pekiştirir. Ana sayfamızdaki Yılmaz Ergüvenç’in yazısında da belirttiği gibi ilk kez İ.Ö 776 yılında Yunanistan’ın Olympia şehrinde mitoloji tanrılarından Zeus onuruna yapılmıştır. Yıllar sonra Baron Pierre de Courbettin’in önayak olmasıyla 1896 yılında Atina’da oyunlar resmileştirilmiştir. Türkiye de Paris’te 1924’de yapılan oyunlara ilk kez katılmıştır.
Çoğumuzun bildiği bu konuyu neden yazdığıma gelince; yine bazıları yalan yanlış, bilgisizce demeçler veriyorlar. Bilmeyenin aklı karışıyor, bilen de gülüp geçiyor. Arkeolog olmayan (!) Spor Bakanının yanlışlarına Yılmaz Özdil “Hükümet olimpi’yatma yeri değildir canım kardeşim” diyerek en güzel yanıtı vermişti. Aslında bu konuda bana söyleyecek bir şey de bırakmamış. (Hürriyet 10 Eylül 2013) Ama yine de yazmadan edemedim. Olimpiyatların doğuşu bakanın dediği gibi Antalya’daki Olimpos Dağı değil, Yunanistan’daki Olympia’dır. Olympia ise dağ değil antik bir şehirdir. Her zaman söylediğim gibi siyasetçi veya televizyon ekranlarında ahkâm kesenler biraz tarih bilseler bu tür yanlışlar yapılmaz, bize de yanlışı düzeltmek gibi bir külfet yüklenmez. İşin aslına bakarsanız insanın bunları bilebilmesi için arkeolog falan olmasına da gerek yok… Bu tür bilgiler ansiklopedilerde veya popüler dergilerde bile vardır. İş, merak edip şöyle bir bakmaktadır. Örneğin ben hukukçu olmadığımdan hukuki konularda ulu orta konuşmam. Ama gelin görün ki, hukukçu Bakan arkeoloji konusunda cesaretle konuşabiliyor.
2020 Yaz Olimpiyatlarına Madrid, Rio de Janerio, Şikago’nun yanı sıra İstanbul da talip oldu. 103 üyeden oluşan Uluslararası Olimpiyat Komitesi (IOC) oylarını Tokyo’ya verdi. İlk turda Japonya 42, Türkiye ile İspanya eşit olarak 26’şar oy almışlardı. İkinci turda 49 oy alan Türkiye’ye karşı 45 oy alan İspanya elendi ve Japonya ile Türkiye baş başa kaldılar. Türkiye’nin son kura kalmasına haklı olarak başarı diyenlerimiz vardır. Japonya’ya karşı çıkmak da biraz cesaret ister. Nedenine gelince, Boğaziçi köprülerimizi, Asya ile Avrupa’yı yer altından birleştiren tüp geçidi Japonlar yapıyor. Japon teknolojisi ile boy ölçüşmek ne haddimize…
Kuşkusuz onlar Olimpiyatların oynanacağı statları, tesisleri bizden çok iyi yapacak ve bu zor işin altından kalkacaklardır. İstanbul’daki Olimpiyat Stadımızın hali malum. Oradaki rüzgâra koruma panelleri bile dayanamadı uçup gitti. Rüzgârlı havalarda kalecinin yaptığı degaj rakip kaleciye kadar geliyor. Ulaşım ise apayrı dert…
Sporda yenmek de yenilmek de vardır. Ne var ki, bazılarımız bunu bir türlü hazmedemez, konumlarına, yetersiz bilgilerine bakmadan abuk sabuk konuşurlar, sonra da insanı ele güne rezil ederler…
Bizde meşhur bir söz vardır; Dereyi görmeden paçaları sıvama derler. Nedense biz bu tür işlerde dereyi görmeden hep paçalarımızı sıvar, sonra da Dıral Dede’nin düdüğü gibi ortada kalırız. Yıllar öncesi Ankara’da havai fişekli, gösterilerle Avrupa Birliği’ne girişimizi (!) kutlamamış mıydık?
Sonra ne oldu?
Şimdi Avrupa Birliği’nden sorumlu bakanımız varsa da AB’ye girmekten söz eden yok… Alınmadığımız için onları kötülemekle, suçlamakla yetiniyoruz.
Bu kez de öyle oldu; Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Olimpiyatların İstanbul’a verildiği müjdesiyle birlikte Twitter’da Başbakana teşekkürler etmişti.
Sonra sus pus…
Twittere gelen cevaplar ise yenir yutulur cinsten değil…
Dünya ve Avrupa şampiyonalarında gruplar belli olduktan sonra sevinç çığlıkları atıp, maçlar oynanmaya başlayınca, her şeyin yine hüsran olduğunu da unutmayalım. Bundan da bir türlü ders çıkaramayız.
Basınımız da bir âlem, çoğu yağdanlık yarışında neredeyse atletizmdeki gibi ipi göğüslemiş! Kimi “Yakışır”, “Olimpiyat İstanbul’a yakışır” , “Hoşgörü Şehri İstanbul” demiş, beklenen olmayınca dünyaya sitem ettik… Sonra da tam tersi Müslüman olduğumuzdan bizi almadılar diyerek her zaman olduğu gibi inancın arkasına sığındılar. Bir milletvekili daha çıkıp Türk ve Müslüman Ülkeler Olimpiyatı düzenleyelim demiş! Olimpiyat Komitesinden, FİFA’dan, FİBA’dan haberi bile yok. Kaldı ki, “İslamic Solidarity Game” ismi verilen İslam oyunları birkaç gün sonra Endonezya’da başlayacak. Bu oyunların ilki Suudi Arabistan’da düzenlenmiş ve yalnızca erkek sporcular katılmıştı!
Konuyu dağıtmayayım; Olimpiyat Komitesi’nin aday belirleyeceği Arjantin’e Başbakanımız ile birlikte 600 kişilik heyetle gidildi. Bu heyetin mali yükümlülüğünü devlet yüklendi; kimin parasıyla diyen çıkarsa hemen ekleyeyim; halkın sırtından alınan vergilerle. Komite eyvah (!) Türkler geldi bari Olimpiyatları onlara verelim demedi. Ne garip ki, Ortadoğu’nun liderliğine soyunmamız da bir işe yaramamış olacak ki, Arap ülkeleri bize değil Japonlara oy verdi. Arapların tarihin hiçbir döneminde bizden yana olmadığını da bir türlü öğrenemedik gitti…
Olimpiyatların bize verilmesi için tanıtım filmi güzel çekilmiş, sanırsınız ki, Türkiye çağdaş ve laik düzende ön planda… Ezan okunuyor, İçerisinde “ectasy” sözü geçen Rihanna şarkı söylüyor, kızlar erkekler birlikte dolaşıyorlar, müzeleri geziyorlar, birlikte boğazda teknelere biniyorlar, kızların başı açık, giysileri mini etek… Başörtülü, türbanlı kadın ve kızlarımız nerede?
Seçim zamanı ön plana çıkan, mağdur edilmiş (!) türbanlı kızlarımız sahi neden tanıtım filminde yoklar?
Olimpiyatların İstanbul’da yapılmasını istiyoruz ama İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanının hadi demecinden vazgeçtik adı bile geçmiyor…
Tanıtım filmini geçtik; İstanbul’a Olimpiyatlar verilmeyince acaba bize neden verilmedi diye düşüneceğimize, kendi yanlışlarımıza bakacağımıza, içeride sevinenler var, onlar şimdi kına yaksınlar, kına stokları tükendi gibisinden sözler en yetkili ağızdan çıkmış…
Siyasi terbiyenin nerelere vardığının tipik göstergesi; bu kına yaksınlar sözü… Siyasetimiz şeyini şey ettiğimden yola çıkarsa iş, kına yakın demeye kadar varır. Bundan cesaret alan bir milletvekili de Cihangir’de boyanan merdivenler için “İster merdivenleri boyasınlar, ister kıçlarını” demiş. Kısacası siyasi terbiye, seviye bazılarının dediği gibi yerlerde sürünüyor. Mehmet Y.Yılmaz da köşesinde haklı olarak soruyor; “Merak ediyorum, bunları uluorta söyledikten sonra çocuklarına nasıl terbiye veriyorlar?”
Kına nereye yakılır, herhalde söyleyen bizden iyi biliyordur.
Anlaşılan Türkiye biber gazı gibi şimdi de tonlarca kına ithal edecek…
Japonya, bilgisiyle, becerisiyle, teknolojisiyle Olimpiyatları hakkıyla aldı, İspanya alamadı. Merak ediyorum İspanyol Bakanı veya Madrid Belediye Başkanı ülkesinde olimpiyat istemeyenler için kına yaksın demiş midir?
Kına yakacaklardan birisi de sanırım ben olmalıyım; Olimpiyatların İstanbul’a verilmeyişine, gerçek bir İstanbullu olarak sevindim.
Olimpiyat Komitesinin bizi organizasyon olarak uygun görmeyişinin nedenlerini şöyle bir araştırmış olsak acaba gerçekleri görebilir miyiz?
Suriye’ye savaş çığlıkları atan, Rusya’da savaş, Arjantin’de barış diyenler, PKK ile ne olacağı belli olmayan, komşuları ile geçinemeyen, özgür iradesiyle düşüncesini söyleyemeyen, iktidarı beğenmeyenleri biber gazı ile susturmaya çalışan bir ülkeye Olimpiyat organizasyonu verilir mi?
Olimpiyat Komitesi 2020 yılında Türkiye’nin geleceğini bilebilir mi?
Bu arada Mersin’de Akdeniz, Erzurum’da Üniversiteler Olimpiyatlarından ve U-21 Futbol şampiyonasından yüzümüzün akıyla çıktık deniyor. Bari bu sözü söylemeseydik. Mersin’de Akdeniz Olimpiyatlarında halkın tepkisinden çekinildiğinden halk açılış törenine giremedi. Açılış davetiyeleri iktidar partisinin yandaşlarına verildi, protokol krizi yaşandı, davetlilerin çoğu gelmeyince tribünler boş kaldı. Stada yaklaşmak isteyenler biber gazı ve tazyikli suyla dağıtıldı. Erzurum’da ise yabancı diplomatlar bile büyük sıkıntı yaşadılar. İçlerinden Avusturya Büyükelçisinin sitemleri basına yansıdı… U-21 Şampiyonasında hiçbir varlık gösteremeyen futbolcularımızın yanı sıra tribünlerde yine kimse yoktu.
Son günlerde atletizm ve halterde doping yapan, ceza alan sporcularımızın madalyaları geri alınırken cezalar verildi. L’Equipe gazetesinin haberine göre elli atlet, on dokuz güreşçimiz doping ile suçlanmış. Böyle bir ülkeye Olimpiyat verilir mi?
Konunun başka bir boyutu da Olimpiyatları spor olarak değil de siyaset olarak yapmamızdan kaynaklanmış olabilir. Ola ki, organizasyon İstanbul’a verilmiş olsaydı önümüzdeki yerel ve genel seçimlerin ana propagandasını oluşturacaktı. Bazılarının asıl üzüntüsü de buradan kaynaklanıyor.
Madalyonun bir de gerçek yüzü var; Birleşmiş Milletlerin Raportörlerinden Miloon Kothari “Dünyada Olimpiyatlar ve Dünya Kupası gibi büyük spor organizasyonlarının yapıldığı kentlerin hep negatif etkilendiğini düşünüyoruz. Bütün örnekleri inceledik, olumlu katkısının olduğu tek bir yer yok” demişti.
Doğru bir yaklaşım; bu tür organizasyonlarda talip olan ülke büyük bir maddi yükümlülük altına giriyor. Bunun hem olumlu, hem de olumsuz yanları vardır. Yeni tesisler yapılırken orta halli ve fakir ailelerin yaşadığı çevreler ortadan kaldırılıyor. Yerlerine yapılan tesisler müsabakalar bittikten sonra terk ediliyor, atıl halde kalıyor. Burada karlı olan rant sahibi inşaat firmaları ve onlara kol kanat gerenler oluyor. Kısacası Olimpiyat adına bazıları malı götürecek, inşaat lobisi kazanacak, garibanlar ortada kalacak. Asıl kavga ve sinirlilik hallerimiz buradan kaynaklanıyor.
Kısacası şah mat oldu oyun bitti. Kına yakmak da bizlere düştü…
NOT: Türk ve Dünya Operası sanatçılarından, lisede sınıf arkadaşım olan ve zaman zaman görüştüğüm Mete Uğur’u kaybetmenin üzüntüsünü yaşıyorum. Ailesinin, dostlarının ve operaya gönül vermiş olanların başı sağ olsun. Mete kardeşimiz de ışıklar içerisinde yatsın.
erdemyucel2002@hotmail.com