2
Şubat
2026
Pazertesi
ANASAYFA

Patrik Bartholeos’un Şikâyetleri…

Fener Rum Patriği Bartholeos’un sözleri basınımızda gündemden düşmedi. Önceki yazım biraz fazla uzadığından bu konuya devam edeceğimi yazmıştım.

Öncelikle kendisine yapılan tenkitlerin kısaca değinmek isterim. Dışişleri Bakanı Davudoğlu’ndan sonra Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek “Çarmıha gerilme” sözlerini şöyle değerlendirmişti; “Sayın Dışişleri Bakanımızın bir değerlendirmesi var. O aynı zamanda bizim açıklamamızdır. Sayın Patriğin eğer bir talebi olabilecekse başka makamlara Türkiye’yi şikâyet eder tarzda değil zaten bizimle diyalog halında. Başbakanımız onlarla toplantı yaptı, yapmak istediğimiz işleri orada konuştular.” Diyor. Ardından Bülent Arınç ise “Patrik Türk milletini rencide etti” diyerek konuyu, çözüm arayacağına saptırıyor!..

Yunanistan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü ise beklenildiği gibi patrikten yana çıkarak, Amerika’daki CBS TV.’deki konuşmasını herkesin dikkate almasını savunuyor. Ardından da Türkiye’nin AB perspektifi çerçevesinde Fener Rum Patrikhanesine karşı yükümlülükler bulunduğu görüşünü savunuyor.

Başbakanla konuşan Patrik’in istekleri Türkiye Cumhuriyeti yasalarına uygun düşmemiş olacak ki, kabul edilmemiş…

Patriğin üzerinde durduğu nokta ekümeniklik ve Heybeliada Rum Okulunun açılmasıdır.

Şimdi bu iki ana nokta üzerinde durmak istiyorum.

Ekümeniklik tüm dünyada yaygın olarak yaşayan Ortodoks Hıristiyanların dini ve ruhani lideri olma özelliğidir. Başka bir deyişle büyük bir dini birlik veya dinler arası işbirliğini sağlayan bir dayanışmadır. Grekçe “Oikoumene” sözcüğünden kaynaklanan ekümeniklik bir bakıma Hıristiyanlar arasındaki mezhep tartışmalarını birleştirmek ve çözümlemektir. Oikoumene sözcüğü ile Roma imparatorluğunun hükümranlığı kastedilmek istenmiştir. Günümüzde ise tarihsel, doktrin ve uygulama olarak birbirlerinden ayrılan Hıristiyan mezhep ve kiliselerini birleştirmek anlamına gelmektedir. Büyük olasılıkla da Katolikleri, Ortodoksları, Anglikanları ve Protestanları birleştirmek amacını gütmektedir.

İstanbul’un fethinden sonra Fatih Sultan Mehmet şehirde yaşayan Hıristiyanların haklarını gözetmek ve onlara dini özgürlüklerini tanımak amacıyla patrikhaneyi yerinde bırakmıştır. O çağın, güçlü ordusuna sahip olan Osmanlı’ya karşı çıkacak haçlı gücü de yoktu. Fatih Sultan Mehmet büyük bir hoşgörüyle Ortodokslar arasında ruhani önder olan patrikhaneyi yerinde bırakmıştır. Sonraki yıllarda, Osmanlı’nın zayıfladığı dönemlerde Patrikhane dini işlevinin yanı sıra siyasete de bulaşmıştır. Örneğin Osmanlının parçalanmasından yana tavır koymuşlardır. Nitekim 1821 Mora İsyanı’nı desteklemiş, Rus Çarı Alexandra’ya yazdığı mektuplarla ortaya çıkmıştır. Bunun üzerine Sultan II. Mahmut ayaklanmada büyük payı olan Patrik V.Grigorios ve üç metropoliti patrikhanenin kapısı önünde idam ettirmiştir. Bu nedenle o günden bugüne kadar patrikhanenin ana kapısı kapalı olup, girişler sol yanındaki kapıdan yapılmaktadır. Bu da gösteriyor ki, orada görev yapanlar hala bu idama sessiz tepki göstermektedirler. Bu olayın öncesinde Fener Patriği III. Pantenios 1657’de Eflak ve Boğdan voyvodalarını Osmanlıya karşı isyana teşvik etmiştir. Sadrazam Köprülü Mehmet Paşa patriğin voyvodalara gönderdiği mektubu ele geçirmiş ve o patrik de asılmıştır.

Günümüzde bu olayların perde arkasına değinilmeden, Osmanlı patrikleri idam etti propagandası yapılmaktadır. Oysa o isyanlarda binlerce Müslüman öldürülmüş, binlercesi de yerlerinden yurtlarından edilmiştir.

Patrik Bartholeos, ABD Başkanı Barack Obama ve Türk Başbakanı ile görüşürken ve şikâyetlerde bulunurken bu olayları dile getirmiş midir? Bilemeyiz…

Patrik Bartholeos’un ikinci şikâyeti veya isteği Heybeliada Ruhban Okulunun yeniden öğretime açılma isteğidir.

Heybeliada Ruhban Okulu 1 Ekim 1844 yılında Ortodokslar arasındaki teolojik konuları, yöntemleri ve ibadet yönünden birliği sağlamak aynı zamanda din adamları yetiştirmek amacıyla açılmıştır. Fener Rum Patrikhanesinin sağladığı ödeneklerle 127 yıl faaliyette bulunmuş, Anayasa Mahkemesinin “özel yüksek okulların devletleştirilmesi” hakkındaki kararı doğrultusunda 1971 yılında kapatılmıştır. Bu kapatma kararının siyasi olup olmadığı tartışılmalıdır. O yıllarda Türkiye ile Yunanistan arasındaki siyasi ilişkiler gerginleşmişti. Aynı yıllarda Batı Trakya’daki Türk liselerine mali destek verilmeyişi ve yine Batı Trakya’da seçilmiş müftülerin tanınmaması gibi her iki devlet arasında çekişmeler vardı.

Patrik, Türkiye’deki kiliselerde görev yapan din adamlarının yaşlandığını ve yerlerini alacak olanların ise yetişmediğini iddia etmektedir. Bu iddiasında haklı olmasına rağmen dışarıdan ithal edilecek din adamları T.C vatandaşı olmamaları halinde bu durumu yasalarımız engellemektedir. Önceki yazımda belirttiğim ve bir kez daha yinelemek istediğim Yargıtay 4. Ceza Dairesinin konuyla ilgili bir kararı vardır:

“Türk topraklarında kalmasına izin verilen, azınlık kilisesi statüsünde olduğuna, ekümenik iddiasının yasal dayanağı olmadığına karar vermiştir.”

Ruhban Okulunun Üniversitelerimizden bağlı bir eğitim kurumu olarak açılmasının üzerinde neden durulmuyor? Türkiye’de 1955 olaylarından sonra Rum nüfusu ne yazık ki azalmış olmasına rağmen yine de Rum vatandaşlarımızla beraber yaşıyoruz. Böyle olunca da onların dinine saygı göstermek ve yardımcı olunmak zorundayız. Nasıl ki, imam hatip okulları varsa, ruhban okulunun olması da günümüzde kime ne zarar verir? Ancak her iki okul arasındaki amaçların ne denli farklı olduğunu bilen biliyor…

Başbakanın önümüzdeki günlerde Yunanistan’a yapacağı gezisinde bu sorunlar muhakkak masaya yatırılacak ve çözüm aranacaktır. Ancak her iki tarafın da karşılıklı bir takım tavizler vermesi olasıdır. Ekranlara çıkarak veya basına verilen demeçlerle sorunların çözülmesi zor olduğu kadar tarafları germenin de âlemi yoktur.

Sırası gelmişken söylemekte yarar var sanırım; ekümeniklik olayında patrikhane Türk yasalarının dışında hükmi bir durum kazanacaktır ve buna da imkân yoktur. Ancak tarafların vereceği veya bazılarının vereceği dayatmalar ne şekilde sonuçlanır? İşte onu bilebilmek çok zor…

İstanbul’da Rumlara haksızlık yapılıyor diyen varsa aynı şekilde Batı Türklerinin durumu nedir diye sorsak acaba hata mı yaparız?


erdemyucel2002@hotmail.com
 

Yayın Tarihi : 31 Aralık 2009 Perşembe 11:18:39


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?
Yorumlarınız
C. Üstündağ IP: 78.161.40.xxx Tarih : 31.12.2009 13:18:28

Sevgili üstat, yazının can alıcı noktası son satırdaki sorudur bence? Evet, Lozan Antlaşmasıyla garanti haklara sahip Yunanistan'da yaşayan Batı Trakya Türklerinin durumları nedir? Örneğin, kendi dini önderleri olan Müftü'yü kim seçip, atıyor? Yıllar önce Gümülcine Müftüsü Mehmet Emin Ağa'ya yapılanları biliyoruz. Yani Batı Trakya Türkleri kendi müftülerini bile seçemiyorlar! Ayrıca, Batı Trakya'daki Osmanlı Mimarisine ait yapıların durumları da içler acısıdır. "Ekümeniklik" iddiasındaki Fener Rum Patrikhanesi ve İstanbul'daki diğer Rum Ortodoks Kiliseleri özgürce faaliyetlerini yürütmektedirler. Ancak şu var ki; Türkiye son yıllarda LAİK rotasından sapmıştır. Tarikat ve cemaatler dışında kimse memnun değildir bu durumdan. Çözüm mü? Çözüm; Türkiye'nin, Atatürk dönemindeki dine bakış ve gerçek laiklik politikasıına geri dönmesidir!     


Gökhan IP: 78.175.21.xxx Tarih : 1.01.2010 14:58:15

Sayın hocam, bu konudaki fikrimi, başka bir yazı dolayısı ile belirtmiştim. Yinelemekte fayda görüyorum. İstanbul un fethinden sonra İstanbul da bırakılan patrikhane,devlet güçlü iken bağlılık göstermiş ama devletin gerileme ve çöküş döneminde ayrılıkçı ideolojilerin odağı haline gelerek, ''Büyük İdeal'' doğrultusunda faaliyetlerde bulunmuştur.PAtrik in belirttiği çarmıh eziyetinin asıl anlamı İstanbul un Türkler tarafından alınmasından sonra Türklerin egemenliğini kabul etmek kalmış olmaları ile şekillenmektedir. 556 yıldır Türk egemenliği altında olmak onlara eziyet geliyor. Osmanlı'nın çöküş dönemlerine yaklaşıldığında zaten kıpırdanmaları başlamıştı. 1.Dünya Savaşı sonrasında İstanbul un İtilaf devletlerince işgalindeki tutumları da bellidir.Ayrıca İzmir Metropolitinin de İzmir in Yunanlılarca işgalindeki hal ve tutumları da malum.Bu gibi dinsel ya da  siyasal oluşumlar üniter devletlerin yapısına her zaman tehdit unsuru teşkil etmektedir.Çünkü devlette oluşabilecek en küçük bir zaafiyetde bu kurumlar daha önce de olduğu gibi Batı Emperyalist güçlerince kullanılacaktır.Bu engellenemez. Dolayısı benim fikrim odur ki Patrikhane Atina ya taşınmalıdır. ''Korkulu rüya görmektense uyanık kalmak evladır'' Aksi takdirde son yaşanan olaylar ve verilen demeçler ışığında yeni bir Kurtuluş Savaşı vermek zorunda kalmayacağımız kimse iddaa edemez saygılarımla... 


Ali Yılmaz IP: 78.163.61.xxx Tarih : 2.01.2010 16:42:14

BARTELEMEOS VE PATRİKLİK YUNANİSTANA TAŞINSIN BİZLERDEN GASP ETTİKLERİ AİDİYETİ  BELLİ OLMAYAN BİNLERCE EGE DENİZİNDEKİ ADALARDAN BİRİSİNE YERLEŞSİNLER AMAC UHREVİYET DEĞİLMİ SAKİN SAKİN OTURUR EGEDE BİR ISSIZ ADADA. FENER PATRİKLİĞİ YUNANİSTANA  GİTSİN .İKİBİN RUMA HİZMET VERMEK OLAN AMA SİYASETTEN VE İHANETTEN BASKA BİR İSE YARAMAYAN BU PATRİKLİK YERİNE  PROTESTAN TÜRK-HRİSTİYANLAR VE TÜRK-ORTODOKS KİLİSESİ DESTEKLENMELİ VE MUHATAP ALINMALI TÜRKİYEDE YASAYAN KİLİSELER ADINA VE HRİSTİYANLAR ADINA. BULGAR KİLİSESİNİN FENER BASKISINDAN KURTARILMASI İÇİN HÜKÜMET GEREKLİ YASAL DÜZENLEMELERİ YAPMALI ARTIK,AYNI OLAY ERMENİ VE SÜRYANİ ORTODOKS KİLİSELERİ İÇİNDE OLMALI. FENERİN  BASKISINI VE SÖZDE EVRENSELLİĞİNİ  KABUL ETMEMELİ HÜKÜMET.