TBMM’deki skandal niteliğindeki tekmeli, yumruklu, küfürlü kavganın ayrıntılarına girmek istemiyorum. Yazılı, görsel ve internet basınında yaşanan olaylar gözler önüne serildi; sağduyulu vatandaşlarca haklı olarak ayıplandı. Meclisteki kavgalı oturum, ne yazık ki, hiç gereksiz Peygamber’in isminin geçmesine neden oldu. Bundan ötürü de yazıma “Peygamberlik kavgası” başlığını koyduktan sonra, Peygamberlik konusuna biraz değinmek istiyorum.
Peygamber sözcüğünün kökeni Farsça olup, haber getiren anlamındadır. Bu sözcük çok erken tarihlerden itibaren Türkçeye girerek yerleşmiştir. Kuran’da peygamber karşılığı olarak nebi, resûl ve mürsel sözcükleri kullanılmıştır. Bu sözcüklerle haber veren, mertebesi yüksek olan, açık seçik yol, gönderilmiş kişi olarak tanımlanmıştır. Genel olarak da Allah’ın buyruklarını ve öğütlerini insanlara bildirmek için seçtiği elçi anlamındadır. Yeryüzüne gelen peygamberlerin bir kısmına Kuran’da yer verilmiş, bazılarına ise hiç değinilmemiştir.
Peygamberlerin diğer insanlardan ayrılmış bazı özellikleri vardır. Bunların başında mucize göstermek, Allah’tan vahiy almak, tebliğ etmek, beşeri niteliklere sahip olmak, ulûhiyet taşımamak, Allah tarafından seçilmiş olmak, günah işlemekten korunmuş olmak gibi…
Peygamberlere Allah tarafından bazı görevler verilmiştir. Allah’tan başka ilah bulunmadığını tebliğ ederek yalnızca O’na ibadet edilmesini sağlamak, hak ve batıl inançlardan yalnızca hak olanların benimsenmesi, bâtıl olanların terk edilmesi, ahiretin benimsenmesi, ilâhi emirleri tebliğ edip açıklamasını yaptıktan sonra bunları uygulayan insanlara örnek olması, insanların var oluşun yaşamın anlamını düşünmelerini insanlardan istemesi ve nefse yönelik arzuların baskısını azaltması bunların başında gelmektedir. Peygamberlerin özellikleri kelâmların nûbüvvet bölümlerinde en açık şekliyle incelenmiş ve bu konuda gerçek İslam âlimlerince çok sayıda eserler yazılmıştır.
Bütün bunlar göz önüne alındığında peygamberlik mertebesinin her önüne gelene yakıştırılması hiç de doğru değildir, bir bakıma da küfürdür.
Peygamberlik tartışmasında, mecliste utanç sahnelerinin yaşanması, Çalışma Bakanı Ömer Dinçer hakkında verilen gensoru önergesinden çıktı. MHP adına söz alan Osman Durmuş’un kinayeli olarak “ Siz Peygamber olarak kabul edilen birinin eşini nasıl GATA’ya almazsınız” sözleri hiç yoktan ortalığı karıştırdı. AKP sıralarından yükselen tepkinin yanı sıra Başbakan, sataşma nedeniyle kürsüye geldi ve şimdiye kadar görülmemiş bir hiddet içerisinde, yüzü kıpkırmızı “Eşimi bu işe karıştırmak vicdansızlık, ahlaksızlık, edepsizliktir” diyerek muhatap olarak MHP’yi aldı. Uzakdoğu Asya ülkelerinin meclislerinde, Kore’de, Tayland’da görülen çirkin görüntüler bu kez bizde yaşandı!.. Başbakan’ın önünden geçen AKP milletvekilleri MHP’lilere saldırınca kızılca kıyamet koptu, istenmeyen sahneler yaşandı. Ardından Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç ile oturumu yöneten CHP’li Güldal Mumcu’nun odasında yaşananlar ise olayların tuzu biberi oldu…
Peygamberlik tartışmasının çıkma nedeni de kısa sürede anlaşıldı. MHP’li Osman Durmuş, Başbakan’a elindeki kaseti sallayarak “İl Başkanınız size Peygamber diyor” sözü kafaları karıştıran Peygamberlik tartışmasını aydınlattı. Meğer Aydın eski İl Başkanı, bugünkü Aydın İl Genel Meclis üyesi İsmail Hakkı Eser 14 Kasım 2008’de yaptığı bir konuşmasında, Başbakan için “Bizim için adeta ikinci bir peygamberdir” demiş!.. Böylece on dört ay önce söylenen bir sözün meclis kürsüsüne getirilmesiyle Peygamberlik konusu alevlenmiş!..
Ne garip; gelişen olaylar bazıları gibi bizim de kafamızı karıştırdı…
MHP’liler Peygamberlik zincirinin bittiğini bilmemekle suçlanmış(!). Böylece dini literatüre peygamberlik zinciri diye yeni bir sözcük katılmış… Peygamberlik yakıştırmasında MHP ve Osman Durmuş’a yükleniliyor. Oysa bu benzetmeyi Osman Durmuş yapmamış, o sadece gündeme taşımış… Benzetmeyi yapan AKP Aydın eski İl Başkanı… Bu kavganın buradan çıkması biraz garip değil mi?
Bu sözlerin isim babası Aydın İl Genel Meclis üyesi’nin istifası veya partiden ihracını, bu sözleri içeren CD dinlenince Başbakan tarafından istenmiş!..Yağcılıktan nemalanmak isteyen eski İl Başkanı da istifa etmek zorunda kalmış!...
Bu tür benzetmeleri yapan yalnızca eski İl Başkanı mı? Yalnızca günah keçisi o mu?
Aydın eski İl Başkanı’nın Başbakanı Peygambere benzeten sözlerinin yarattığı siyasi gerilim sürerken, bu kez Trabzon, Of ilçesi AKP Belediye Başkanı, Başbakan için, Allah başımızdan eksik etmesin, her gün iki rekât şükür namazı kılınması için çağrıda bulunduğu haberi basında yer aldı. Diyanet’in yetkilileri ise dinde böyle bir şeyin yerinde olamayacağını söylüyorlar. Nitekim Diyanet ve Vakıf Emekçileri Sendikası “Böyle bir yaklaşım olmaz. Öyle Peygamber yerine koydurma, şükür namazı kıldırma İslam’da yoktur. Böyle bir yakıştırma haramdır” diyorlar. Oysa bu tür benzetmelerin tadının kaçtığı da bir gerçek…
Of Belediye Başkanının şükür mü yoksa tövbe mi demek istediği de tam anlaşılamıyor. Şükür namazı ne zaman kılınır? Tövbe namazı ne zaman kılınır?
Okuyucularımızdan Kuddusi Kurt da, “Neden olmasın dört rekatta Fethullah Efendimiz için kılalım” diyerek konuyu başka boyutlara haklı olarak çekiyor!...
Bir diğer okuyucumuz M. Salih Özbey ise, Kenthaber’e yazdığı bir yorumunda haklı olarak soruyor;
“Kanal 7’de Başbakan basın sözcüsü olan Akif Beki’nin daha önceden mehdi yakıştırması yaptığını, bundan damı kimsenin haberi yoktu?” diyor. Ardından da Denizli’de her cuma namazı sırasında bedava dağıtılan “Hakka Yakarış” kitabına değiniyor. Bu kitapta Tayyib’i üzen Allah’ı üzer gibisinden methiyeler olduğunu da sözlerine ekliyor. Emin Çölaşan’da köşe yazısında aynı yazarın “Erdoğan’ın Harfleri” isimli bir kitabından alıntılar yapıyor. Ama o kitabı görme olanağını bulamadığımdan ezbere bir şey söylemek istemiyorum.
Akılların almadığı bir soru da; iki yıl önceden yapılan bu konuşmadan Başbakan’ın yeni haber almış olmasıdır. Oysa tek adam olarak devleti yönetenin, uçan kuştan bile haberi olduğunu sanırdık…
Demek yanılmışız!..
Aklımızın almadığı bir başka nokta da Başbakan kürsüdeyken, bazı AKP milletvekillerinin önünden geçerek MHP sıralarına saldırıya geçmesiydi. Uygulamada milletvekillerini liderler seçtiğine göre, bazıları olası erken bir seçimde göze girebilme uğruna böyle bir davranışta bulunmuş olamazlar mı?
Meclisin ilk günlerinde AKP ile MHP’nin uyum içerisinde oldukları unutulmamalıdır. Her iki partinin arası neden açıldı?
Cumhurbaşkanlığı seçiminde CHP’nin katılmadığı oturuma DTP’nin desteği ile MHP de tam kadro gelerek Cumhurbaşkanının önünü açmıştı. Büyük olasılıkla her iki partinin arasının açılmasında ismi birkaç kez değişen Kürt açılımının büyük payı olmuştur.
Benim asıl merak ettiğim içeride ve dışarıda başta ekonomi ve işsizlik varken, gelir düzeyi düşmüşken, yeni yatırımlar yapılmazken, insanlar bunalımlara girmişken bazılarının fikir üretecekleri yerde dalkavukluk ve yalakalıkla uğraşmalarıdır. Ne garip ki, bunun için Peygamberimizi kullanmakta bile beis görmüyoruz!..
İslam bilgini, filozof ve hekim İbn-i Sina’nın “Başarılı olmak istiyorsan dalkavuklardan uzak durmalısın” sözü çoğumuzun kulağına küpe olmalıdır.
erdemyucel2002@hotmail.com
Selam, gerçekten de ağlanacak halimize gülecek duruma geldik.Halk bir lokma ekmeğin mücadelesini veririken, bizlerin vekilleri!! gündemi değiştirmek için gülünç durumlara bile düşebiliyorlar.İnsan hakettiğini yaşarmış. Demekki bu halk da bunları hak ediyor!!!Ne kadar acı....Saygılar..
Ellerine saglik Hocam"Aslinda ben baska bir konuya deyinmek istiyorum.Ne yazik,ki Türkiyede kendisini Peygamber olarak kendini ilan eden o kadar insan varki,Neye dayandirilip söylendigini sasirmamak elde degildir.Bu olsa olsa din hurafaligi güden insanlardan kaynaklandigini tahmin etmekteyim.
Secimde %47 oy alan bir parti,Ve secimden hemen sonra Cumhuriyet devri bitti simdi seriat devri deyip.Anayasa kanun maddelerini degistirseydiler,Simdi Basbakan kelimesi yerine Kral kelimesi kullanilirdi.Bu firsati kacirdilar diye tahmin etmekteyim.Sayin Basbakanimiz icin Peygamber,de derlerdi ve iki rekat sükür namazi,da kilinirdi.
Gerci bu tür konusmalar Müslümanliga sigmadigi gibi Peygamberimize,de en büyük saygisizlik,ta olurdu.Ne yazik,ki Türkiye,de is üreteceklerine Halkin ekmek parasi calisip kazanmak yerine Mecliste Bakanlarimiz Milletvekillerimiz boy boy görsel basinda görülerek kavga etmektedirler.
Bu tür kavgalari,da Türk Halkinin kavgaci kimligini tasitmaktadir.Bu Tür kavgalar,da son Padisah Vahdetti,nin döneminde,de olmustu ve böylelikle Osmanli imparatorlugu cökme dönemi baslayip düsmanlar tarafindan firsat bulup Osmanli imparatorlugu parcalanarak yok olmustur.Simdi,de Türkiye üzerinde ayni oyunlar oynaniliyor.
AB perlementosunda Türkiye hakkinda son aldiklari kararlar bu yukarda bahsettigim dogrultusundadir.Aldiklari kararlar nedir bir göz atalim,TSK Tamamen sivil denetim altina alinmali diyor.Hakimler ve savcilar yüksek kurulun yapisini degismesi,Dini azinliklar tüzel kisilik statüsü verilmesi,Cem evlerinin ibadethane olarak taninmasi,
Din dersleri zorunlu olarak olmaktan cikarilmasi,Fener Rum Patrikhanesine egümenik sifati kullanma hakki verilmeli,Ve heybeliada ruhban okulu derhal acilmasi,Türk Askeri kibristan cekilmesi gibi talepleri var.Bu ne anlama geliyor Türk halkini birbirine düsürme firsatini kollayip,Türkiye,yi parcalayip paylasmaktir.Benim gördügüm bunlar saygilarimla.
Rahmani bir yazı insanlar akıllarını dünyaya takmış,ahireti unutmuş,Allah,dan deyil kuldan bekler olmuş,,,,Kıyamet günü mutlaka gelecektir bunda hiç şüphe yoktur,fakat insanların çoğu buna inanmazlar,,,,kör ile gören,iman edip salih amel işliyenler ile kötülük yapan bir değildir.Siz pek az düşünüyorsunuz,,,,,,demekki onlarda pek az düşünenlerden,en iyisini allah bilir
M.S 570 yılından beri yeni bir peygamberin ortaya çıkması geç bile kaldı.. Bu tartışmalar sonucunda, acaba, yeni gelecek olan, istenilen vasıflara uygun olabilecek mi ? (Tövbe, tövbe !..; sahip olduğumuz dinî inanç felsefelirimizi bile bozmaya başladılar !!!!....)